Fethullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen Hakan Yavuz, cemaatle ilgili ilginç değerlendirmelerde bulundu.

Yavuz “İslamı özünden koparıyorlar. Cemaat Ergenekon, Yücel Aşkın, Atalar, Sauna ve Şemdinli davalarına yön vermeye çalıştı. Okullar, finans kuruluşları, medya kuruluşları; bunlar bir sistemin parçalarıdır. İnsanları çağırıp yazı yazdırmak ya da konuşturmak karşılığı paralar veriliyor. Cemaat bazı bakanlıkları sardı. AKP diye bir parti yok. Bir lider var sadece. Anayasa Mahkemesi bir hayaleti kapatıyor” dedi.

Gülen cemaatine yakınlığı ile tanınan Yavuz’dan cemaatle ilgili ilginç itiraflar

‘AKP hayalet parti’

Gülen cemaatiyle ilgili ilginç itiraflarda bulunan M. Hakan Yavuz, cemaatin Ergenekon operasyonuna yön vermek istediğini söyledi. Yavuz AKP’yi de “sadece liderin olduğu hayalet bir yapı” diye niteledi.

Fethullah Gülene yakınlığı ile bilinen Utah Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi M. Hakan Yavuz, Gülen cemaati ile ilgili ilginç itiraflarda bulundu. Yavuz, cemaatin amacının İslamı küresel güçlerin istemleri yönünde şekillendirmek olduğunu belirtirken, okullar, finans ve medya kuruluşlarının bir sistemin parçaları olduğunu söyledi. Yavuz, cemaatin eski Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın davası, Atabeyler ve Sauna operasyonları ile Şemdinli davasına yön vermeye çalıştığını, aynı şeyin şimdi de Ergenekon operasyonu konusunda gerçekleştirildiğini belirtti.

Fethullah Gülene yakınlığı ile bilinen, cemaat ile ilgili bir kitabı bulunan ve bir dönem Zaman gazetesinde Gülen ile ilgili yazılar yazan Yavuz, www.odatv.comadlı internet sitesine cemaati eleştiren oldukça ilginç açıklamalarda bulundu. Hakan Yavuzun söylemleri, daha önce Gülenin sağ kolu olarak bilinen Nurettin Verenin açıklamalarını anımsattı. Hakan Yavuzun yaptığı açıklamalar şöyle:

Açıkça söylemeliyim ki; son dönemde cemaatle ilgili endişelerim arttı. Bir yapı güçdenen şeye sahip olmak için farklı alanlarda ilerlemeyi seçebilir. Okullar, finans kuruluşları, medya kuruluşları, bunlar bir sistemin parçalarıdır. Ama beni rahatsız eden, bu gücün nasıl kullanıldığı ve İslamı paketleme olayıdır. Ben buna biraz İslamsız İslam diyorum. İslamı belli kesimlere hoş gelecek hale dönüştürmek, belli güçlerle uyumlu hale getirmek. Belli yerlerden destek de alıyorlar mutlaka. Amaç İslamı global güçlerin ihtiyaçlarına, kapitalizme yakın hale getirmek. İslamı özünden koparıyorlar. Sakız gibiher yere çekiyorlar. Bunun da ne için yapıldığını bilmiyoruz.

‘Davalara yön veriyorlar’

Ben aslında cemaate antipatik de bakmıyordum, çok yanında da değildim. Ama özellikle AKP iktidarından, 2002 yılından bu yana özellikle yargı konusunda çok yanlış adımlar attıklarını düşünüyorum. Dört tane dava var benim için önemli olan: Yücel Aşkın duruşması, Şemdinli davası, Atalar (Atabeyler) operasyonu ve Sauna operasyonu. Şimdi de Ergenekon. Bu ilk dört davaya cemaat yön vermeye kalkıştı. Cemaatin basın organlarının bu davalarla ilgili yayınlarına bakın. Yücel Aşkına ne iftiralar atıldı. Ergenekonda 1 yıldır insanların dava açılmadan içeride tutulmasını izah edemiyorum.

Son dönemde benim cooptation dediğim bir durum var. İnsanları çağırıp yazı yazdırmak ya da konuşturmak karşılığı paralar veriliyor. Herkesi işin içine sokmak diyorum ben buna. Gelip konuşuyorsun, hemen 2 bin dolar. Bu para nereden geliyor, makbuz karşılığı mı veriliyor?

Türk devleti toplumuna göre özgürleştiricidir. Toplumumuz daha baskıcıdır. Sıvasta yaşananlar, en son Düzcede olanlar... Devlet çökünce her şey çöküyor Türkiyede. Çünkü toplum daha bireyselleşemedi. Toplum hâlâ kabadayı bir toplum. Devlet zayıfladığı, sarsıldığı zaman, toplumun içindeki cemaatler, kabileler, mahalleler hemen ayrışıyor ve birbirine karşı durum alıyor. Iraktaki durum ortada. Devlet düşmanlığı ile bir yere varılmaz. AKPnin temel hatası Kemalizm karşıtlığı yapacağız diye, devlet düşmanlığı yapmaları.

Türkiyede devlet bireyi dinsel cemaatlere karşı korumak zorundadır. Bu nedenle de laiklik anlayışı daha dayatmacı görünebilir. Ama Amerikada bir dini grup polis teşkilatını ele geçirmeye çalışmak istemiyor. Askeri okulları ele geçirmek istemiyorlar. Devletin üniversitelerini Kırıkkale Nakşilerin, Sütçü İmam bilmem hangi grubundur diye parselleniyor.

Bakanlıkları ele geçiriyor

AKP belli bir cemaatle ilişkisini gözden geçirmek zorunda. Cemaat bazı bakanlıkları ele geçirmek için büyük mesafe aldı. Bundan rahatsızlık var partinin içinde. Türkiyede bazı cemaatler de çete gibi hareket ediyor. Her yerde aynı şey söyleniyor. AKP nedir? Hangisi AKPdir? Washingtonda yansıtılan mı? Konyadaki mi? İstanbuldaki mi? AKP diye bir parti de yok. Bir lider var sadece. Anayasa Mahkemesi bir hayaleti kapatıyor.

Cumhuriyet,11.06.2008

http://fettosh.blogspot.com/

Add a comment

FETHULLAH’TAN İNCİLER

Kaynak: www.irtica.org

http://fetos.wordpress.com/2007/06/27/fethullahtan-inciler/

FETHULLAH’IN ANLATTIKLARI GERÇEKLER
* Fetullah mı, Fethullah mı?
İzmir nüfus müdürlüğünden, 31.01.1986 tarihinde değişme sebebi ile aldığı 3881 kayıt no’lu kimliğinde ismi; FETULLAH’tır.
Fethullah Gülen, saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için ismini, “Allah’ın Fetihçisi” anlamına gelen FETHULLAH‘a dönüştürmüştür.
* Dedeleri

Fethullah Gülen, dedelerinin, annesinin ve akrabalarının Seyyid yani peygamber soyundan geldiklerini söylemektedir. Dedelerinden ermiş gibi, evliya gibi bahsetmektedir.

Fethullah Gülen’in dedeleri harbi görünce cepheye koşmak yerine soluğu daha emin yerlerde almakta bir sakınca görmemişlerdir. 93 harbinde Fethullah Gülen’in dedeleri Korucuk’u terkederek Sivas ve çevresine yerleşirler. Birinci Dünya Savaşında ise istikamet Yozgat’a bağlı Yerköyü’dür. Milletimiz vatan savunması peşinde iken , Gülen’in dedeleri ve cem’i cümlesi rahat bir yaşam sürmekteydiler. Gülen’e sorarsanız dedeleri çok ızdırap çekmiştir. Dedeleri ile ilgili gerçekler sorulunca Fethullah Gülen dedelerinin kaybolduğunu anlatmaktadır!..

* Babası

Fethullah Gülen’in babası Ramiz, sahabeleri cinnet derecesinde sevdiğini söylemektedir.

Ancak, Ramiz’in oğullarına koyduğu isimler (Fethullah, Sıbgatullah ve Mesih) arasında tek bir sahabe adının bile olmaması dikkat çekicidir. Hemen hemen hiçbir samimi müslüman ailesinin çocuklarında rastlanmayan bir isim var ki, son derece dikkat çekicidir: Mesih

* Annesi

Fethullah Gülen, annesi Rabia Hanım’ı şöyle anlatmaktadır.
“Benim ilk Kur’an hocamdır. Kendi anlattığına göre bana 4 yaşında Kur’an okumayı öğretmiş bir ay içinde de hatmettiğimi söyler. Ancak,ben, hatmettiğimi hatırlamıyorum.

Sıradan bir cami hocası da bilir ki, Kur’an öğrenmek ve hatmetmek için önce mahreç akabinde tecvit ilmi bilmek gerekir. Yani Kur’an mahreç ve tecvit ilmi ışığı altında okunur, hatmedilir ve hıfz edilir. Aksi mümkün değildir. Çünkü bunlar bilinmezse ayetler kesinlikle yanlış okunur , yanlış okumak günah olduğu gibi kılınan namaz da sahih olmaz.

* Evlilik

Fethullah Gülen, kendisine niçin evlenmediği sorulunca cevap verir: “Ümmet-i Muhammet’in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç fırsatım olmadı.”

Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerek. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır

* Kadın

Fethullah Gülen, önce takma Abdulfettah Şahin daha sonra Fethullah Gülen adlarıyla yazdığı, Ölçü ve Yoldaki Işıklar adlı kitabında kadınları üç gruba ayırıyor. Sokak kadını, zevk kadını, ev ve hizmet kadını.

Fethullah Gülen, kadınları bu şekilde sınıflandırıken, İkinci Diriliş’i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra şu dua yaptırılır.
“Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..

* Türban

Gülen; Sonsuz Nur adlı kitabında başörtüsü için feryat ederken şöyle diyordu:

“Türbana çağdışı diyorlarmış.Eğer bununla baş örtüsünü kastediyorlarsa doğru. Neden? Çağları aşan bir kıyafet de ondan. Günümüz dünyası ondaki hikmet harikasını kimbilir ne kadar sonra idrak edecek.

Fethullah Gülen, Bahçelievler Camii’nde gerçekleştirdiği Pazar sohbetlerinde yaptığı konuşmalarında, türban ve başörtüsü konusunda şöyle diyordu;
“Bir bacımızın türbanını çıkarttıklarında kıyamet kopar. Çünkü çok alışmış ve onunla bütünleşmiş onu dini emri olarak saymaktadır. Onu çıkardığı zaman, dinin bir yanının yıkılacağına inanır.

Ancak Nevval Sevindi’yi New York’ta karşısında türbansız, başörtüsüz görünce bu düşüncelerinden çark eden Fethullah Gülen, ona şu cevabı veriyordu:
” Başörtüsü de aynı şekilde üzerinde durulacak usul, yani imanın ve İslam’ın esaslarından, şartlarından değildir. Bunlardan dolayı, insanın adeta dinin dışında tutulması dinin ruhuna aykırıdır. Bu konuda dayatmalar, ısrarlar ifrattır ve zorlamadır. Hatta nefret ettirmedir. Gönülde sevgi önemlidir.

* Masonik Söylem

Fethullah Gülem masonlar ile ilişkisinin olmadığını ve onlara sempati duymadığını belirtmiştir.

Masonlukta mertebe; çıraklık, kalfalık ve üstadlık olarak sıralanmaktadır. Fethullah Gülen de , sıralamayı yaparken, çıraklık,tilmizlik,yani kalfalık ve nihayet üstatlık olarak sıralamaktadır. Masonlar aralarına hiçbir zaman kadınları kabul etmezler. Fethullah Gülen de hayatında kadınlarla muhatap olmamak gibi bir prensibinin olduğunu açıklamıştır. ABD-Irak savaşında, gönlünün ABD’den yana olduğunu söyleyen Gülen, Irak’ın tepesine binlerce bomba yağar,Irak’lı çocuklar ölüp, aç ve açıkta kalırkan kılını kıpırdatmıyor; buna karşılık İsrail’e atılan bir iki bombadan sonra, İsrail’li çocuklar için ağlıyor; daha da ileri giderek; Hz Peygamberi rüyasında gördüğünü anlatıp, onun da gönlünün İsrail’den yana olduğunu söylüyor ve bu tutumuyla kimi şeriatçı dergileri bile isyan ettiriyordu
* Batı Dünyası

Fethullah Gülen, batı konusundaki görüşleri belirsizdir.

Sonsuz Nur adlı kitabında batıyı, Avrupa ve Asya’yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, “Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu ” adlı kitabında batıya övgü yağdırmaktadır.
Ufuk Turu Kitabında batı yandaşlığı,
“Mutlak manada, batı düşmanlığı, zannediyorum ki bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz. Ve batıdan alınacak birçok güzellik var.”

Sonsuz Nur kitabında batı düşmanlığı,
“Avrupa’nın kafir ve zalimleri, Asya’nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O günde beş defa nam-ı celilini dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar sultanı, bir gün mutlaka kalplere girecektir….” şeklinde dile getirmektedir.

* Askerlik ve Milliyetçilik

Fethullah Gülen , askere ve askerlik konusuna ılımlı görünmeye çalışmaktadır.

Nurcular Molla Said’den aldıkları dersle askerliği bir vatan görevi olarak görmemektedirler. Askere gitmeyide bir tokat gibi karşılarlar. Fethullah Gülen de orduyu yabancı bir ortammış gibi anlatır. Rahat bir askerlik yapabilmek için torpiller aramış ve adamını bularak kendisini himayeye aldırmaya gayret etmiştir. Askerin karavanasını yememiş, eğitimden kaçmıştır. Israrla zamanlı zamansız abdest alıp namaz kılmış, ibadetini askerliğe karşı bir araç gibi kullanmış; çok sıkışınca kendisini arkadaşları aracılığı ile komutanlara milliyetçi, yurtsever gibi lanse etmeye çalışmıştır. Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için, ordunun yemeğini kendisine caiz olmadığını düşünen Fethullah Gülen, teskere gününü de , ” hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti” sözleriyle açıklıyor. Fethullah Gülen’in kabusu her nurcu gibi askerliğn felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanmaktadır.
* Suudiler ile İlişkisi

Fethullah Gülen Suudiler ile ilişkisini her fırsatta yalanlamaktadır.

Fethullah Gülen, Suudlarla hiçbir ilgisini olmadığını iddia ederken hayatının her döneminde yanında olan ve Küçük Dünyam kitabında birçok yardımını gördüm dediği eski MSP milletvekillerinden Salih Özcan, Rabıta’nın Türkiye temsilcisidir. Rabıta ise dünyaya şeriat düzenini yaymak için kurulmuş, merkezi Suudi arabistan’da bulunan bir örgüttür ve arkasında Amerikan petrol şirketi Aramco vardır. Rabıta dünya ülkelerine Şeriat düzeni yaymak için her yıl tonlarca altın ve milyarlarca dolar harcar.
Suudi arabistan karşıtı(!) Fethullah Gülen ne hikmetse, Rabıta’nın Türkiye temsilcisi ve kurucusu Salih Özcan’ın koltuğunu altından çıkmamış ve vaazlarında Suudi krallarının giydiği cübbelerden giymiştir.

* Tekke ve Medrese

1938 yılında doğan Fethullah Gülen eğitim durumunu açıklarkan şöyle diyordu;
“Ben medreseye devam ederken de tekkeyi ihmal etmezdim.Zaten ilk gözümü açtığım, ruhumu mayaladığım yer tekkedir…”

”Oysa Fethullah Gülen’in doğumundan çok önce kapatılmıştı tekkeler ve medreseler. Fethullah’ın, müridlerini etkilemek amacıyla bu yola başvurduğu ise açıktır.

* Hedefler
Fethullah Gülen, amacının şeriat olmadığını her ortamda ilan etmektedir.

Fethullah Gülen, kitaplarında dünyada yeni denilen bütün düzenlerin yıkılacağını anlatırken, “birgün gelecek,semavat, zemin bütün nizamıyla İslam’ım bembeyaz ellerine teslim olacak. Ak şeriata, ak yola, ak sisteme” diyerek gerçek amacını ortaya koyuyordu.
Sıkıştırıldığında hiçbir zaman şeriatı övmediğini iddia eden Fethullah Gülen , ortamı müsait bulduğu zaman şeriat özlemini sürekli dile getiriyordu.
“Hiçbir zaman tadbil edilemeyecek, değiştirilemeyecek olan şeriat-ı fıtriye’dir. Bu itibarla yeryüzüne mirasçı olmak için, evvela salahate, yani dinin kuran ve sünnet çizgisinde yaşanmasınave İslam’ın hayata hayat olmasına gayret etmek şarttır. Şeriat-ı fıtrıye riayet etmeyen toplumlar veya manevi hayatlarında iç değişikliğe uğrayan ümmetler, milletler bugün hakim olsalar da yarınki mahkumiyetleri kaçınılmazdır.

Fethullah Gülen, şeriatın amaçlarına uygun hareket eden beyinlere ihtiyaçları olduğunu açıklıyor ve şunları belirtiyordu;
“Şeriat’taki hikmet-i teşri ve sahib-i Şeriatin maksatlarına aşina…Dini hükümlere menat sayılan esaslar mevzuunda vukuflu… İlahi varidata açık objektif dimağlara şiddetle ihtiyaç var…”

* Demokrasi

Gülen, değişik ortamlarda demokrasinin faydalarından bahsetmektedir.

Şimdi tenkide bütün kapıları kapalı demokrasi var. Şimdi onun iyi yanları olabilir yani, halk idaresi falan, bizim hizmetimiz adınada kolaylaştırıcı yanları var bunun. Ama artık bu mahluk başka bir şey doğurmaz. Allah’ı inkar edenlerin bile kiliseye koştukları gibi, hadiseler er geç bütün insanları mabetlere koşturacaktır. İnşallah Türkiye dahil dünyada yeniden islama dönüş var…Tüm sistemler yıkılacak. Yıkılacak,zulümlerinin cezasını görecekler. Ve o zalimler başlarına inecek bir kılıçla cezalarını görecekler

* Said-i Nursi(Kürdi)

-Fethullah Gülen, tahsilini tekke ve meedresse olarak açıklarken, asıl ismi Said-i Kürdi olan Said-i Nursi için methiyelerini bitiremiyordu

Saf insanlarımızı kandırmak için hep bir tarafı abartılı ve gerçek dışı olaylarla anlatılan Fethullah Gülen,Said-i Nursi olayında da gerçekleri hep saklamış yada farklı şekilde anlatma yoluna gitmiştir. 1876 yılında Bitlis’te doğan Said-i Kurdinin en büyük amacı Güneydoğu’da Kürtçe eğitim yapan bir üniversite açmak ve burada Şeriatçı bir Kürt devletinini temellerini atmaktı. Kapatılan Refah Partisinin Kocaeli Milletvekili ve Adalet eski Bakanlarından Şevket Kazan’ın telgraf çekip,mektup yazıp, yanlarında olduğunu belirttiği İBDA-C’nin yayın organı taraf dergisinde nurculuğun gerçek yüzü ortaya konmuştur…”Özgür Kurdistan İçin Savaş”

* Cumhuriyet

Fethullah Gülen bu konudaki görüşlerini kamuoyundan saklamaktadır. Çoğu zamanda nabza göre şerbet verme mantığından Cumhuriyet yanlısı gözükmekted

Ancak, gerçekler Fethullah Gülen’in anlattığı gibi değildir. Nurculara göre; Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Türkiye Devleti, sadece islam’a değil ahlaka da aykırıdır.

Cumhuriyet, halkın intihab ve meşveret hakkı olan idare demektir ve onu kusursuz olarak olarak ilk takdim eden kitap da Kur’an-ı Kerimdir. Cumhuri idareyi Kur’an’a zıd göstermek maksatlı değilse bir bilgisizlik eseri; cumhuriyete tarafdar olup da onun kaynağını görmemezliktengelmek ise inattan başka bir şey değildir.(ölçü veya yoldaki ışıklar 3.s 26)

* Aczimendiler ile ilişkisi

Fethullah Gülen, aczimendilerin, nurculuk ile bağlantısı olmadığını açıklamıştır

Gülen, ılımlı bir şekilde nurculuğu benimsetmeye çalışmaktadır.Bu anlamda aczimendileride desteklemiştir. Aczimendiler adıyla anılan cübbeli, asalı, uzun saçlı ve sakallı grup ta , açıkça nurcu olduğunu belirtmektedir. 300- 400 kişilik bir cemaatten oluşan aczimendiler Molla Said’i örnek olarak eylem yapmaktaydılar. Aczimendilerin lideri Müslüm Gündüz 12 Haziran 1996 tarihinde HBB televizyonunda yayınlanan programda; “Kemalizm bir dindir. Allah’ı Mustafa Kemal, peygamberi İsmet İnönü’dür.Demokrasi dinsizliktir. Laiklik te öyledir.Geleceğiz, Türkiye’yi alacağız” diyebilmiştir.

* Hizbullah’a bakışı

Fethullah Gülen, Hizbullah’ın cinayetleri hakkında karşısında kamuoyuna görüş bildirmekten hep kaçınmıştır.

Ancak Gülen, kitaplarında Hizbullah’ı Allah Partisi olarak açıklıyordu.
Hizbullah;Allah cemaati, tabiri caiz ise Allah Partisi. Siyasi boğuşmalar, siyasi partiler karşısında Allah Partisi. Allah’ın askeri olduktan sonra, kutsiler ordusu, Allah’ın kulu olduktan sonra , Hz Muhammed’in erleri olduktan sonra zaman ve mekan onları ayıramaz.

* Cihad

Fethullah Gülen, cihadın yeryüzü hakimiyeti olduğunu açıklamaktadır. Ancak, kendilerinin bu anlayışın içinde görmediklerini de belirtmektedir

Fethullah Gülen , kitaplarında konuya ilişkin şu açıklamalarda bulunuyor;
“Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan birine mutlaka kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünta, hem de ukba nimetlerine ulaşacaktır. İşte cihad’da böyle bir bereket vardır. Yeryüzünde irşad, tebliğ,cihad ve dine hizmetten daha büyük vazife yoktur. Bu vazifede temel şart dertli ve sancılı olmasıdır.”Vazifemizin adı cihaddır.En önemli mesele imanın kurtulmasıdır. Sabırla pişip olgunlaşmadan, çıkış adına yapılacak her şey tam bir hayaldir.

Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalaaktır. Onun içindir ki en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3. S45)

Siyasi, gayri siyasi bütün gruplar için ” vahy!i münzel’in alem-şumul davetine icabetten başka, ne çare ne de makul bie mesned kalmadığı çağrısıyla insanımıza sesleniyoruz. Hepiniz toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve sakın parçalanıp ayrılmayın.” (Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S27)

* Doğal Afetler

Nurcular, bu konudaki görüşlerini kamuoyuna yansıtmaktan çekinmemişlerdir.

17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem faciasının ardından, birçok hacı, hoca ve dahi molla takımı yıkıklan binaların, yaralanan, sakat kalan ve ölen insanların acılarını ranta dönüştürmek için herzamanki gibi kolları sıvadılar. Sanki, binaların yıkılmasında, inşaatları eksik malzeme ile yapan müteahhitlerin avukatlığına soyunmuşlardı. Onlara göre bu ceza Allahın verdiği bir cezaydı. Küçük çocukların ölmesi ise bir lütuf gibi gösteriyorlardı. Onlara göre çocuklar büyüyüp gavur mu olsaydı.

* Hedefler

Fethullah Gülen amacının şeriat olmadığını,herhangi bir örgütlenme içine girmediklerini, kendisininde nurcuların lideri olmadığını söylüyordu.

18 Haziran 1999 tarihinde Fethullah Gülen kasetlerinin basına yansımasıyla gerçekler de ortaya çıktı. Fethullah Gülen bu kasetlerde özellikle Mülkiye ve Adliye kadrolaşmasının genişletilmesi gerektiğini kaydederken,”Bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir”şeklinde konuşmaktaydı.
Fethullah Gülen, söz konusu kasetlerde Atatürk’ün silah arkadaşı ve ulusal Kurtuluş Savaşı’nın önderlerinden İsmet İnönü’ye yönelik
Şef, “Erzurum’da çarşaf giyen kadınları sokak ortasında astı” şeklinde konuşuyordu. Kasetlerde Fethullah Gülen izleyecekleri yolu şu cümleler ile anlatıyordu: Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitmeliyiz. Erken vuruş yapılırsa, dünya Cezayir’deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli. Amacımınz için sabretmeliyiz.

İşte bizler bugün,  böyle bir olma veya olmamadurumuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Ya bütün bu buhranlardan sonra bir idrak ve izanla, kurulmasını tasarladığımız dünyayı kuracak ve huzura ereceğiz veya bir kısım küçük hesap ve çıkarlar uğruna, çekilen binlerce ızdırabı semeresiz ve boş kılacak bir anlayış ve davranışla gerisin geriye gideceğiz. Düşmanlarımızı meşgul etme, düşündürme ve göz açtırmama gibi, kisayet ve dirayet isteyen hususları beceremesek bile, hiç değilse onların oyunlarına gelmeme ve elimizde kendi tükenişimizi hazırlamama anlayışını göstermeliyiz. Aslında buna mecburuz da. (Ölçü ve Yoldaki Işıklar 2. S6-7)

Yıllar ve yıllar bu ülkede, ruhi hayatın büyük ölçüde söndürülmesi, dini dünyamızın işlemez hale getirilmesi, aşkın, vecdin bütün bütün unutturulup gönüllerin diline zincir vurulması, düşünen  ve okuyan aydınların gidip kaskatı bir pozitivizme aborde olmaları, salabet ve hakta sebat yerine softalığın ikame edilmesi; hatta ahiret ve cennet istenirken bile, dünyada alışıgelenmutluluğun devamı mülahazasıyla istenmesi gibi çarpık düşünce, çarpık telakkileri sinelerimizden söküp atmadan bir yeni fasıl açmamız mümkün değildir. (Ruhumuzun Heykelini Dikerken s 23)

* Siyasi Partiler ile ilişki

Fethullah Gülen, herhangi bir siyasi parti ile yakınlığının olmadığını söylüyordu

Ancak Fethullah Gülen’in basın tarafından ele geçen kasetlerindeki konuşmaları bu konudaki görüşlerini açıkça ortaya koymaktaydır.“Aynı cephe sayılabilecek, bize sıcak bakabilen bir çerçeve içinde mütalaa edebileceğimiz siyasiler vardır. Refah’tan Doğruyol’a kadar uzanan siyasi yelpazedir.Bu insanlarla çatışmadan onlarla aramızdaki farklı müşterekleri ortaya koyarak, o çizgide belli bir münasebet tesisinde yarar var bence.

Siyasete karışmam, siyasete karışma demek,”Vatan ve Millet işine, milletin hayat ve bekasına karışmam ve karışma demektir.(Ölçü ve Yoldaki Işıklar 3.s45)

* Amerika’ya gidişi

Fethullah Gülen, Amerika’ya gidiş nedenini hep hastalığı olarak gösterdi.

Oysa gerçek onun söylediği gibi değildi. 28 Şubat ile nurcuların gerçek yüzünü ortaya çıkması; kendisinin Amerika’ya kaçma sebebiydi. Davadan dönmenin büyük günah olduğunu söyleyen Gülen, kendisi ile ilgili gerçekler ortaya çıkınca soluğu nedense hep Amerika’da alıyordu.

* Şirketleri

Fethullah Gülen, ticaret ile uğraşmadığını söylemektedir.

Fethulllah Gülen, hem tipik bir cemaat lideri hem de kapitalist grup önderidir. TÜSİAD ve MÜSİAD’a karşı İŞHAD’ı o kurdurmuştur. Yurt dışındaki okullarıda bir yandan batı endeksli kafaları ve yakın gelecekte oluşturmayı planladığı siyasi ve kapitalist gücün kimliğini teşkil etmekteydi. Bu nedenle o okullar sadece eğitim kurumları değildi. Bürokratik, siyasi ve iktisadi ilişkilerin zeminlerini oluşturuyordu. Başta Asya Finans olmak üzere 500′ün üstünde şirket te bizzat Fethullah Gülen’e çalışmaktadır. Yoksa bunca okulu imamlık yaparak kurmuş olması mümkün değildir, Fethullah Gülen’in.

* Patrik ile ilişkisi

Fethullah Gülen, Fener Rum Patriği ile görüşmüş ve görüşmenini amacını dinler arası diyalog olarak göstermişti.

Dünyanın dört bir yanında okullar açarak Nurcu düşünceyi yaymayı amaçlayan Fethullah Gülen, Yunanistan’da yaşayan Türkleri de tarikatına katmak için ilgimç bir yöntem izledi. Heybeliada’daki Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için Fener Rum Patriği Bartholomeos ile dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz arasında aracılık yapmayı kabul eden Gülen’in asıl amacı, Batı Trakya’da kendi okullarını açmaktı.

* Işık evleri

Fethullah Gülen, ışık evlerinin varlığını hep reddetmiştir.

Ama aynı Gülen, kitaplarında ışık evlerini öve eve bitirememektedir.
“Geçmişte bu evlerin yaptığı vazifelerin bazılarını medrese yapar, bazılarını mektep yapar, nazılarını tekke yapardı. Gel gör ki bu evlerin temeline harç atıldığı zaman, dünyanın o dönem itibariyle artık medrese yoktu.Bütün işler artık bu evlerdeydi. Bu evler çevresine ışık saçan evlerdir. Evler islamiyeti öğretecekti. Bu evler belli olmazlar. Elden geldiğince kamufle edilmelidir.

* Takıyye

Kendisi hakkındaki sözleri hep kamu vicdanının reddeceği boş sözler olarak değerlendirdi.

Fethullah Gülen, dini kendi çıkarları için kullanmaya devam ederken kendisi hakkında çıkan yazıların artması üzerine Amerika’ya gidiyordu. Sabah ve ATV tarafından yayınlanan kasette de amacının ” hissettirmeden devleti ele geçirerek Türkiye’de bir şeriat devleti kurmak olduğunu “açıkça dile getiriyordu. Ancak, Gülen bu gerçekler karşısında takıyye yapmaktan kaçınmıyordu.

Add a comment
Pek çok cemaat ve tarikatın tersine Nurcular, kitaplı bir topluluktur. Yazarı “Said-i Nursi” namı diğer Said-i Kürdi olan, Risale-i Nur adlı bir kitapları vardır.

Yazarı Neyse Kitap da Odur :

Risale-i Nur yazarı Said-i Nursi (Said-i Kürdi), düzenli bir öğrenim görmemiş , çevresindeki yaşlılardan Kuran okumayı, biraz da Arapçayı öğrenmiş, daha sonra “Teali-i Kürdistan Cemiyeti” üyeleri arasına katılmıştır. Özellikle de Derviş Vahdeti’nin çıkardığı “Volkan Dergisi”nde Kürdistan’ı savunan yazılar yayımlamıştır. Bu evrede Sultan 2. Abdülhamit’in döneminde gözaltına alınmış, bir süre “Toptaşı Tımarhanesi’nde” yatırılmıştır.

Nur Sözü Nereden Geliyor?

Nur sözü sonradan Kuran’ın “Nur” adlı bölümünden alınmıştır. Ners/Nurs sözcüklerinin bozulmuşu değildir. Yazılarına “Risale-i Nur” demesinin nedeni de Kuran’ın ilgili bölümüdür. Nitekim kendisi de bir yeni Kuran yazmak amacını güdüyordu. Said-i Kürdi’nin 114 yazısı (risalesi) vardı. Bu sayı gelişigüzel bir sayı değildir. Kuran-ı Kerim 114 suredir. Onun bu gizli düşüncesi açığa vurulunca aklı başında Müslümanların tepkisini çekmemek için yazılarının sayısını 130 dolaylarına yükseltmiştir. Ancak yalnızca Risale-i Nur adı verilen (anılar hariç), Kuran’ın sözde çağdaş bir yorumu olarak gösterilen bölüm yine 114’tür. Bununla birlikte Said-i Nursi yetersiz Arapça bilgisiyle Kuran’daki bütün sureleri yorumlayamamıştır. Risale ve sure sayılarının uyumu sözde yeni din ve yeni Kuran yaratma çabasından kaynaklanmaktadır.

Nurcuların Temel Görevleri :

A- Said-i Nursi adı çevresinde tartışmadan, eleştiriye sapmadan toplanmak, kesinlikle ona bağlanmak, onu savunmak.

B- “Risale-i Nur”u okumak, okuma bilinmiyorsa okutup dinlemek. Bir Nurcu’nun evinde Kuran olmayabilir ama Risale-i Nur bulunması mecburdur.

C- Hangi koşullar altında olursa olsun, Said-i Nursi’yi savunmak; onun bütün eksikliklerden arınmış, “ulu ve mübarek bir zat” olduğunu yaymak, başkalarını buna inandırmak, bu yolda elinde avuncunda ne varsa tümünü düşünmeden tüketmek.

Ç- Tartışmalara girmemek, aşırı olaylara karışmamak, özellikle hanımlardan uzak durmak, onların arasına katılmamak, onları aralarına almamak.

D- Said-i Nursi’nin sözde “ilahi kişiliği” konusunda bütün kuşkulardan, kaygılardan uzak kalmak. Nitekim Said-i Nursi, yazılarında sureleri yorumlarken “… Müellife buyurdu ki…” sözlerini söyleyerek kendinin doğrudan doğruya Allah’tan buyruk aldığını vurgulayarak kendini Peygamber konumunda görmeüştür.

E- En ileri Nurculara göre, Said-i Nursi’nin Risale-i Nur’u İslam’ın özüdür. Yeni bir Kuran’dır. O, bunu Allah’ın buyruğuyla yazıp açıklamıştır. Bu konu tartışılmaz, geciktirilmez.

F- İnanmış, arınmış, kendine güvenmiş bir Nurcu’nun başlıca göreviyse nereye giderse gitsin orada yeni bir Nurcu yetiştirmek, “Nur Birliği”ne kazandırmaktır.

G- Ülkenin neresinde olursa olsun Nurcular’ın toplanarak Risale-i Nur okumaları gerekir. Bu toplantılarda (Esmaül Hüsna’dan) Allah’ın adlarından sonra Said-i Nursinin adını söylemek gerekir. Bu ad (toy Nurcular anlamasın diye) gizli bir sözle de yansıtılabilir.

H- Nurculara göre, bir ülkede Nurculuğa karşı çıkanların tümü dinsizdir. Nurculuk gerçek Müslümanlıktır. Nurculuğa karşı çıkmak İslam’ı yıkmaktır.

I- Devlet, Risale-i Nur’a dayanırsa doğru, dayanmazsa eğridir. Bütün devlet kurumları Risale-i Nur bildirilerine dayanmalıdır. Bütün yükseköğrenim kurumlarının adı “Medrese-i Nur” olarak değiştirilmelidir.

Nurculuk İslam’a ve Kuran-ı Kerim’e Aykırıdır :

1- İslam dininin ana kaynağı olan Kuran’da mezhep, tarikat yoktur. Kuran-ı Kerim bölücü değil bütünleştiricidir. Oysa bütün mezhepler ve tarikatlar bölücüdür, ayrı ayrı topluluklar oluşturmayı yeğler.

2- İslam’da bütün ibadetler, Kuran’da adı sanı geçmeyen kişiler için değil Allah adına sürdürülür. Oysa Nurculukta kurucusunun adı, Allah’ın adları yanında anılır.

3- İslam’ın biricik kitabı Kuran-ı Kerim’dir. Onun yenisi, eskisi olmaz, benzeri, örneği yazılamaz, başka bir kitap Kuran anlamında alınamaz, yorumlanamaz. Oysa Nurculukta Risale-i Nur, Kuran yerine de okunabilmektedir. Bu tutum İslam’a büsbütün aykırıdır; “Küfr-i kebir”dir, büyük suçtur.

4- Kuran’da bütün inananların kardeş oldukları, Allah’ın bütün evrenin yaratıcısı olduğu bildirilir, insanlar arasında üstünlük-aşağılık ayrımı gözetilmez. Oysa Nurculukta Said-i Kürdi; üstün yaratılışlı, Allah’la aracısız bağlantı kuran bir kimse diye nitelenir.

5- Kuran’a göre ibadet belli bir düzene göre, alçakgönüllüce sürdürülür. Nurculukta değişik kılıklara bürünmek, olduğundan başka türlü görünmek, elde değnek (asa) bulundurmak, vs… vardır.

6- İslam’da belli bir toplumsal sınıf ayrımı yoktur, bütün insanlar eşittir. Oysa Nurculukta “Nur talebesi” denen özel bir topluluk, ayrı bir sınıf vardır. Bunlar gerçek Müslümanken öbürleri dinsizdir, kafirdir.

7- İslam’da ibadet açıktır, gizli kapaklı değildir. Nurculuktaysa gizlidir, toplumun gözünden uzaktır. Nitekim ülkemizde Nurcuların oluşturdukları toplulukların tümü dışarıya gizlidir.

Risale-i Nur’daki Sayıklamalar :

Said-i Nursi, “Sikke-i Tasdik-i Gaybi” adlı risalesinde kendi yazılarını Kuran’la özdeş sayar, kendini Allah’la konusan peygamberle eş tutar. Nitekim şöyle bir yorum getirir : “

“Risale-i Nur”u Allah Kuran-ı Kerim’de imzalamıştır. Basta Hz. Muhammet olarak Hz. Ali, Abdulkadir Geylani, Muhittin Arabi ve öteki büyükler de Risale-i Nur’a imza koymuşlardır.”

Said-i Kürdi Isparta’da yazdığı lemalardaysa şunları söylüyor :

“Risale-i Nur girdiği her yeri kutsallaştırmış, bu arada Isparta’ya mübareklik kazandırmıştır. Risale-i Nur, Isparta’ya bütün illerin üzerinde bir dindarlık meziyeti kazandırmıştır.”

Kendini böylece Allah yerine de koyan Said-i Nursi(Said-i Kürdi), “Sönmez Risalesi”nde su sözlerle “Risale-i Nur”u övmektedir :

“Risale-i Nur Kuran’ın aynasıdır, bir mucize niteliğindedir… Risale-i Nur’a kimse karşı koyamaz; onunla boy ölçüşemez, hiçbir kitap ona denk tutulamaz.”

Said-i Nursi’ye göre Risale-i Nur, kendisine Allah’ın isteği üzerine dolaysız olarak indirilmiştir. “Bediüzzaman Cevap Veriyor, 1960” adlı yazıda da “Risale-i Nur, Said-i Nursi’ye Allah tarafından verilmistir.” denmektedir.

İslam dinine göreyse Allah dört peygambere kutsal kitap indirmiştir. Tersini iddia eden sahte peygamber Kürt Sait’in ardından gitmek sapkınlıktır.

Nursi’nin “Mesnevi-yi Nuriye” adlı yazısındaysa şu ifadeler vardır :

“Risale-i Nur, Kuran’ın bir mucizesi olduğundan her şeyde bir marifet penceresi açmıştır. Bu kitap, Kuran’a ait bir sırrı çözerek bir yıllık bir işi bir saatte bitirecek duruma gelmiştir… Risale-i Nur, Musa peygamberin asası gibi nereye değdiyse oradan su çıkarmıştır.”

İslam dinine göre başta insan olmak üzere, bütün yaratılmışlar kendi dillerince Allah’ın adını anarlar. Bizim Said-i Nursi ise bakınız bu konuda ne der:

“Risale-i Nur’u sadece kuşlar değil, gökte ve yerde bulunan bütün varlıklar alkışlar.”

Said-i Nursi yazılarının çoğunda kendini kimi yerde üstü kapalı, kimi yerde çok açık olarak Allah’la aracısız konuştuğunu vurgular. Onun “Hizmet Rehberi” dediği yazısında şu ifadeler vardır :

“…Ama onda (Risale-i Nur’da) yazılanlar Kuran’ın malıdır. Hepsi Allah’tandır… Peygamberimiz Kuran-ı Kerim’in sadece bir tercümanıydı. Üstat da (Said-i Kürdi) Risale-i Nur’un sadece bir tercümanı gibidir.”

“İman Hakikatleri” başlıklı yazısında söyledikleriyse ürperticidir :

“Risale-i Nur, peygamberimizin risaletini yani peygamberliğinin bir mirasını üstada verir.”

Risale-i Nur’un “Hizmet Risalesi” bölümünde geçen şu sözler de ilginçtir :

“Risale-i Nur’a itiraz edilemez. Yapılacak her itiraz en ulu kişilerden , Kutbu’l Azam’dan da gelse aldırış edilmemeli.”

İslam terminolojisinde Kutbu’l Azam peygamber demektir.

Said-i Nursinin eserlerinden birkaç örnek daha :

“Kuran-ı Kerim ve Risale-i Nur, rahman ve rahim olan Allah’ın bir indirişidir. Kuran-ı Kerim ve Risale-i Nur’un indirilişi aziz ve hakim olan Allah’tandır.”

“İşte o nur hem Kuran-ı Kerim’dir hem de Risale-i Nurdur.” “

“Risale-i Nur’un 129 parçası Kuran’dan uzanan elektrik telinin ucuna takılan 129 elektrik lambası gibidir.”

Kuran-ı Kerim’deki Secde suresinin 2. ve 3. ayetleri, Said-i Nursi’ye göre Risale-i Nur’u anlatmaktadır. Nurculara göre Risale-i Nur öyle bir kitaptır ki Fussilet suresi 33. ayette de anlatılan Nur tarikatı üyeleridir.

Said-i Nursi’ye göre de “Hiç bir sözün kendisininkinden daha güzel olamayacağı “söz” , Risale-i Nur külliyatından olan “Sözler” adli risaledir. Fussilet suresi 33. ayette de işte bu kitap anlatılmak istenmiş ve övülmüştür.

İslam dininin ve de Kuran-ı Kerim’in nasıl çarptırmalara uğratılarak Nurculuk denilen sayıklamanın desteklenmek istediği, Allah buyruğuymuş gibi gösterilmeye çalışıldığı açıkça ortadadır.

Said-i Nursi “Nur Meyveleri” adlı yazısında da şöyle der :

“Risale-i Nur okumak veya yazmak alim olmak için yeterlidir, başka bilgiye gerek yoktur.”

Said-i Nursi’ye göre “Risale-i Nur, kendisine hizmet edenleri en başta Nur talebelerini mutlak cennete götürecektir.” Ortaçağ Avrupası’nda kiliseler de varsıl (zengin) kişilere büyük paralar karşılığında cennetten arsa satıyorlardı.

Nurcular Kendilerine Niçin Cemaat Derler?

Nurculukta “tarikat” sözcüğü kullanılmaz. Nurcular kendi sapkın topluluklarına “cemaat” derler. Kendilerine “cemaat” demelerinin nedeniyse “Cemaat-i Müslimin” örneğinde olduğu üzere Said-i Nursi’nin kurduğu, Risale-i Nur’un da sözde kutsal kitap olduğu, sözde “yeni İslam dininin” üyelerini de “Nur Cemaati” oluşturmaktadır.

Yanıtı Belli Sorular :


1- (Said-i Kürdi) Bediüzzaman(!) Said-i Nursi Risale-i Nur’da gecen sözlerinin Allah’tan geldiğini, esin kaynağının Allah olduğunu savunmaktadır. Bu iddia, onun aracısız olarak Allah’la bağlantı kurduğu anlamına gelmez mi? Allah’la aracısız bağlantı kuran kişilere ne denir? İslam’a göre son peygamber Hz. Muhammet olduğuna göre Kürt Sait kimdir?

2- Said Nursiye göre “Risale-i Nur’a itiraz edilemez. Yapılacak her itiraz en ulu kişilerden , Kutbu’l Azam’dan da gelse aldırış edilmemeli.” diye tanımlanan Risale-i Nur’u Kuran-ı Kerim’den üstün gören Nurcular kimdir?

3- Said Nursinin Nur Cemaati ve ilhamını ondan alan Fettulah Gülen’in tarikatı bu para kaynağını nereden bulmaktadır? Açılan bütün okulların, binaların, yurtların, çalıştırılan insanların masrafları kişisel bağışlarla karşılanmaktadır iddiasına inanıp bu sapkınların peşinden gidenlere ne denir?

KURAN’DA LAİKLİĞE İLİŞKİN AYETLER

“Size Rabbinizden basiretler (gerçekleri anlama, kavrama yetenekleri) verildi. Artık kim hakkı (iyiyi kötüyü, eğriyi-doğruyu) görürse kendine, kim de körlük ederse kendi zararınadır. Ben, sizin üzerinizde muhafız (koruyan, kollayan) değilim.” (En’am / 104)

“Ey iman edenler! Peygamberinize raina (çobanımız) demeyin.” (Bakara / 104)

“Kim doğru yola gelirse kendisi için gelmiş, kim doğru yoldan saparsa, kendi aleyhine sapmış olur. Kimse, kimsenin günahını çekmez.” (İsra / 25)

“Kimse başkasının yükünü taşımaz.” (En’am / 164)

“Hiç kimse başka birisinin günahını yüklenmez.” (Necm / 38 )

“Bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.” (Leyl / 12)

“Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.” (Nahl / 9)

“Dinde ikrah (zorlama) yoktur.” (Bakara / 256)

“Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi kesinlikle inanırlardı… Durum böyleyken inanmaları için insanları sen mi zorlayacaksın.” (Yunus / 199)

“Öğüt ver, çünkü sen ancak bir öğütçüsün. İnsanlar üzerine musallat (rahatsız eden, ısrar eden) değilsin.” (Gaşiye / 188)

“Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Verdikleriyle sizi denemek için tek bir ümmet yapmadı.” (Maide / 48 )

“Sizin dininiz sizin olsun, benim dinim bana yeter.” (Kâfirun / 109)

“Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet haline getirirdi.” (Hud / 118, 119)

“Her ümmetin bir yönü ve yöntemi vardır ki ona doğru yönelir. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Bakara / 148)

“Müminler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden kim Allah’a ve ahiret gününe inanır ve iyi hareketlerde bulunursa onların Rableri katında elbette mükafatları olacaktır. Onlara bir korku da yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara/62)

“Üzerlerine gerekli kılmadığımız halde, Allah’ın rızasına erişmek için, ruhbaniyeti din adına icat edip ortaya çıkardılar.” (Hadid / 27)

“İyi bilin ki öz din yalnız ve yalnız Allah’ındır.” (Zümer / 3)

“Yoksa Allah’tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki; şefaat tümden Allah’ındır.” (Zümer / 43, 44)

“Kitlelerin malını, emeğini ‘Sizi Allah’a götüreceğiz.’ diyerek çeşitli oyunlarla yiyenler…” (Tövbe / 34)

Sapkındır, delidir denilerek Toptaşı Tımarhanesi’ne atılan Atatürk’ün özenle adaylarını belirlediği İkinci Meclis’e alınmayan, Kuvayı Milliye düşmanı, Kürdistan talepçisi, sahte peygamber Kürt Sait’in Risale-i Nur adlı yazıları bir sayıklamadan ibarettir. Bunun tersini inanmak isteyenler binbir demogoji ve saptırmayla kendi bildikleri yolda yürümeye devam edebilirler. Kuran-ı Kerim’i bile saptırmaktan çekinmeyen kişilerin yazdığımız sözleri, bunca kanıtı saptıracakları da kuşkusuzdur. Bizim sözlerimiz bu yolun yolcularına değil kendi öz ve temiz İslam inançlarından dolayı bu gibi sapkınların ağlarına düşebilecek kesimler içindir.

“Türk ulusu daha dindar olmalıdır. Yani bütün yalınlığıyla dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Oysa Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu Asya ulusunun içinde daha karışık, yapay, boş inançlardan ibaret bir din daha vardır. Ancak bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar aydınlığa yaklaşamazlarsa kendilerini yok ve mahkum etmişler demektir. Onları da kurtaracağız.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

Kaynak: http://kemalistler.net/viewtopic.php?t=186&start=0

http://fetos.wordpress.com/nurculuk/
Add a comment

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul