KİMSE gözden kaçırmasın: Başvekilin gözü Türkleri görmüyor; dili Türk demeye varmıyor! Türkiye’de yıllardır saya saya bitiremediği etnikleri sıralarken TV’de yine aynen şöyle dedi: “Bu ülkede hepimizin, Türkmen’in de Tatar’ın da Kürt’ün de Çerkez’in de Laz’ın da kendini özgür hissederek, kendi kültürüne, geleneğine göreneğine sahip çıkarak, komşusunun farklılıklarına saygı göstererek geleceğe umutla bakarak yaşamaya hakkı var.” Türkmen diyor da dili dönüp Türk diyemiyor, diyemedi! Salt bu bile her şeyi eleveriyor!

Nazım GÜVENÇ (Yalcin BAYER)

İçteki hain dıştaki düşman

 

“BİR ulus kendi içindeki aptal ve hatta muhteris olanlarla baş edebilir. Fakat içerisindeki satılmış ve hainlerle yaşayabilmesi olanaksızdır. Sınırları zorlayan düşman silah ve alemlerini açıkta taşıdığı için daha az tehlikelidir. Fakat bir hain, hain gibi görünmez, kurbanları ile aynı aksanda konuşur, onların çehresine bürünür ve onların argümanlarını kullanarak ulusun politik yapısına nüfuz eder, bütün kapılardan serbestçe geçer, sesi en üst düzey hükümet koridorlarında duyulur, ulusun ruhunu çürütür. Politik yapıya her türlü hastalık bulaştırarak ulusun yaşam gücünü elinden alır. Bir katil daha az korkuludur.”

(ROMALI devlet adamı bilgin, hatip ve yazar Cicero’nun 2040 yıl önceki sözlerinden)

Rotası belli olmayan gemiye binmeyeceklerini söyleyen Baykal CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında özetle şöyle konuştu:

MGK ve Çankaya gerilimin kapsamı içine alındı
Başlatılan süreç, Türkiye’yi olumsuz etkilemeye başladı; gerilim kendisini gösteriyor. Bu gerilimin Başbakanı, Cumhurbaşkanını, Milli Güvenlik Kurulu’nu da kapsamı içine aldığını üzüntüyle görüyorum. Bunların hepsi Türkiye’de artık gerilimin tarafı haline dönüşmeye başlamışlardır. Toplumda da ciddi sorular sorulmaya başlamıştır. ‘Bu çalışmaların sonunda etnik ayrışmanın, bölünmenin gündeme gelip gelmeyeceği kaygısı’ Türkiye’nin her yerindeki insanlarda ortaya çıkıyor. Bölünme kaygısı toplumsallaşıyor.

Sürecin sonunda çatışma çıkar
Üniter devlet sözü, milli kimliğin bölünmesi düşüncesini kamufle etmek için kullanılamaz. Devlet üniter, ama millet parçalanmış, millet etnik kimlikler millileştirilerek, siyasallaştırılarak dağıtılmış... Öyle bir şey olamaz. Türkiye gerçekten tarihi bir dönüm noktasındadır. Nitekim İmralı’dan yapılan açıklamalar, ‘Yapmakta olduğumuz iş Atatürk’ün devlet kurmasına eşit değerde bir iştir’ denilmektedir. Evet, gerçekten öyledir. Eğer bu düşünceler hayata geçirilir, Türkiye milleti çözülmek istenir ve bu konuda adımlar atılırsa bu, Türkiye Cumhuriyeti anlayışının artık sonuna gelinmiş olduğu ortaya konulacaktır. Bu ayrışmanın sonunda güzellik, kardeşlik, barış, demokrasi, insan hakları çıkar diye düşünenler vahim bir yanılgı içindedirler. Bu sürecin sonunda çatışma, gerginlik çıkar. Irak’ta, Yugoslavya’da ne çıktıysa Türkiye’de de o çıkar.


Türkiye’ye kabul ettiremezler
Bu çok vahim bir projedir. Ağır söz söylemek istemiyorum ama sözlerim yeterince ağırdır diye düşünüyorum. Kimsenin kalbini kırmak istemiyorum ama bunun bizim milli birliğimizi, beraberliğimizi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu temel siyasi kimliği tahrip etmeye yönelik tehlikeli bir teşebbüs olduğundan hiç kuşku duymuyorum. Bunu anlatarak bunu önlemeye çalışıyorum. Bunu gerçekleştirme konusunda somut adımlar atacak olurlarsa herkes bilsin ki ilişkiler çok farklı bir noktaya gelir. Türkiye’deki siyaset nitelik değiştirir. Bunu Türkiye’ye kabul ettiremezler.

Başbakan vebal altında
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ağır bir vebalin altındadır. Her konuşmasında 30 küsur tane etnik kimlik saymaktadır. Bir ayrıştırma çabasını, bir etnik kimlik vurgulamasını Başbakanın ağzından ısrarla dile getirmenin anlamı, yararı nedir? Elbette herkesin bir kökü var, kökeni var, etnik kimliği var. Ama buna bu kadar ısrarla vurgu yapılması yanlıştır. Bu etnik kimliklerin tümünü kavrayan bir milli kimlik vardır. O milli kimliğin adını Başbakan bir türlü söyleyemiyor. O milli kimliği görmezlik geliyor.

Gerçeği engelleyemez
Türkiye’nin önündeki bu projenin uzun süreden beri uluslararası katkıyla şekillendirildiği de ileri sürülüyor. Örneğin ABD’deki Atlantik Konseyi isimli kuruluşun Nisan 2009 tarihinde Washington’da yapılan toplantısı... Bu noktada İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, işini gücünü bırakıp gece gündüz bu işle uğraşmaya yönelmesi bir tesadüf olamaz. Bunun altında hiç kuşku yok Türkiye’ye yönelik bir yol haritasının uygulanması beklentisi vardır. Hükümet de buna girmiştir. Cumhurbaşkanı’nın, “Eğer biz şimdi kendimiz hareket geçmezsek başımıza başka işler açılır” derken kastettiği herhalde budur. Bunun gizlenir bir tarafı yoktur. Başbakan öyle ağır hakaretler, küfürler söyleyerek bu gerçeğin konuşulmasını engelleyemez.

Silah bırakılmıyor
Muhataplarınız hiç bir şekilde silahları bırakmayı öngörmediklerini açıkça ilan edecekler; ama siz yine de müzakereyi önemseyip temasları sürdüreceksiniz. Bu temasların getireceği nokta teröre son verilmesi değildir. Bu açıkça ortaya çıkmıştır. Müzakerenin amacı: Türkiye’de etnik kimliklere bir siyasal, milli kimlik kazandırma süreci harekete geçirmektir.

Hedef ayrıştırma
İmralı’dan yapılan açıklamalar, öngörülen hedefin, milleti ayrıştırmak olduğunu ve bu ayrıştırılacak milletin, silahlı kuvvetler, güvenlik, milli eğitim dahil her alanda kendisini yönetme arayışı içinde olduğunu bize göstermiştir. ‘Apo eski Apo değil, PKK’nın talepleri değişti’ söylemine dayalı olarak yaratılmak istenen atmosferin gerçekçi olmadığı görülmüştür. Hükümetin müzakere etmeye çalıştığı hangi muhatap olursa olsun ortaya çıkacak olan proje milleti ayrıştırma projesidir.

Terör değil, dil böler
Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in bir yazısı var. ‘Bizi terör bölemez, bizi bölerse dil böler’ diyor. Bu, çok doğru bir gözlem. Birileri bunu çok iyi bilerek, Türkiye’de dile özgürlük vermeye değil dili ayrıştırmaya yönelik adımlar atıyor, bu da demokrasi ve insan hakları diye sunuluyor. kuşku duymuyorum.

Son Yazılar

Clear

23°C

Istanbul