Kürt Sorunu

TBMM Kürtlere 'Özerklik' Vermiş miydi ?

Türkiye, uzun süredir, Kürt sorununun çözülüp çözülemeyeceğini tartışıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, 'Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat var' açıklaması, bu konudaki beklentileri arttırmıştı. Abdullah Öcalan da, İmralı'dan avukatları aracılığıyla ilettiği mesajlarında, Ağustos ayı içerisinde 'son bir çözüm önerisi' sunacağını duyurunca, herkes Kürt sorununa odaklandı. DTP başta olmak üzere çeşitli kesimler, Kürt sorununun çözümüne dair tartışmala ve beklentilerin böylesine yoğunlaştığı bir dönemde, PKK yöneticilerinden halihazırda uygulamakta oldukları ve daha önce ilân edilen 15 Temmuz 2009 tarihinde süresi dolacak olan 'tek taraflı ateşkesin' süresini uzatmalarını talep ediyordu. Nihayet, PKK, 'tek taraflı ateşkesin' süresini 1 Eylül 2009'a kadar uzattığını duyurdu.

Kürt sorununun bu denli ateşli olarak tartışıldığı bu süreç, hızından pek bir şey kaybetmemiş görünüyor. Vatan'dan Ruşen Çakır, 15 ve 17 Temmuz tarihli iki yazısında, AKP'nin Kürt sorununa dair yaklaşımını ve bu sorunun çözümüne dair AKP'ye yakın Yalçın Akdoğan'ın çıkardığı 'reddedilecek talepler' listesini ele aldı. Ertuğrul Özkök'ün 'İmralı'da hareket var' başlıklı yazısı ise genel yayın yönetmenliğini yaptığı Hürriyet'in dünkü manşeti oluyordu, yine Abdullah Öcalan'ın Ağustos'ta açıklayacağı düşünülen 'çözüm önerisine' dair umut yüklü bir yazıdır. Büyük matbuat, Kürt sorununa olan ilgisini, dünkü internet sayfalarında da sürdürdü. Bu kez, Abdullah Öcalan'a ait Cuma günü yayımlanan avukat görüşmesinden notlar manşet haber oluyordu. Öcalan'ın son görüşme notlarının manşet olması, büyük matbuatın şu sıralar Kürt sorununa duyduğu olağan dışı ilginin yanı sıra, Öcalan'ın söylediklerinde ilginç noktaların olmasından da kaynaklanıyor.

Öcalan, avukat görüşmesinin bir yerinde, Misak-ı Millî'nin 'Kürt-Türk birlikteliğini ifade ettiğini' söyledikten sonra konuşmasını şöyle sürdürüyor: '10 Şubat 1922 tarihinde Meclis'in gizli oturumlu 18 maddelik bir kararı var. Bu karar 64 red oyuna karşılık 373 kabul oyuyla kabul edilmiş bir yasadır. Dikkat edilirse 64'e 373! Bu, Meclis arşivlerinde mevcuttur, devlet yetkilileri bunu biliyorlar. Bu kararla Kürdistan'a başta özerklik olmak üzere birçok hak tanınmış.' (Bkz.: Abdullah Öcalan'ın 15 Temmuz 2009 tarihli avukat görüşmesinin notları, çeşitli internet siteleri.)

Öcalan, 'TBMM tarafından Kürtlere özerklik verildiği' yönündeki iddiayı ilk dillendiren değil. Kürt politik çevreleri başta olmak üzere sıklıkla dillendirilen bu iddianın esas kaynağı, Robert Olson'un The Emergence of Kurdish Nationalism and The Sheikh Said Rebellion, 1880-1925 (Austin: University of Texas Press, 1989) isimli çalışmasıdır. Olson, 1921 baharında patlak verip bastırılan Koçgiri Ayaklanması'nın nedenlerini araştırmak için bölgeye gönderilen heyetin incelemelerinin ardından 'Millî Savunma Komisyonu'nun Kürdistan'ın idaresini ilgilendiren bir yasa taslağı oluşturmuştur.' (a.g.e.: s. 39) Aynı zaman diliminde bir diğer komisyonun aynı konuya dair bir diğer yasa taslağı oluşturduğunu belirten Olson, bu yasa tasarısının 10 Şubat 1922'de görüşüldüğünü belirttikten sonra bir yerde 65 mebusun (s. 39), bir başka yerde ise 64 mebusun (s. 40) ret oyu verdiğini yazmakta ve 373 kabul oyuyla yasalaştığını ileri sürmektedir (s. 40). Olson'un bu iddialarındaki kaynakları, İngiliz Dış İlişkiler Dairesi'nin arşivinde bulunan, dönemin Türkiye Büyükelçisi Horace Rumbold'un dönemin Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a çektiği, FO 371/7781 e 3553/96/65 arşiv numaralı telgraftır (s. 192) ve söz konusu yasanın taslağının bir özetini de içeren telgraf, Olson'un kitabının sonunda ikinci ek olarak sunulmaktadır (ss. 166-168). Olson, bu yasaya TBMM'deki Kürt mebuslarının çoğunluğunun ret oyu verdiklerinin anlaşıldığını da yazmaktadır, zira yasayla Kürtler için ayrı bir meclisi olan özerk bir yönetim kurulabilmesine olanak tanınsa da özerk bölgenin yöneticisinin Türk mü, yoksa Kürt mü olacağı gibi hususlar ve son onay hep TBMM'ye bırakılıyordu (s. 40). Olson, Kürt mebusların, Kemalist yönetime olan destekleri ve Koçgiri Ayaklanması'nın bastırılışındaki sertlikten hiç bahsetmemeleri ordadayken, yasa taslağının sunduğu Kürt hak ve özlemlerinden daha fazlasını elde edebileceklerini hissettiklerini ileri sürüyor (s. 41). Olson, ayrıca, Türklerin o dönem Kürtlere yönelik sertlik ve vahşet yanlısı bir politikadan yana olmadıklarını, fakat yine de tam bir bağımsızlık ve hatta tam anlamıyla özerkliğe sıcak bakmadıklarını, TBMM'nin Kürt sorunu gibi bir meseleyi bu açıklıkta tartışabilmesinin bu organın göreli özgürlüğüne işaret ettiğini yazıyor ve Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra meselenin bir daha asla bu açıklık ve özgürlükle tartışılamayacağını ekliyor (s. 41). Olson'a göre, bu yasa taslağı, aynı zamanda, genç Türk devletinin en çalkantılı döneminde, Kürtlerin desteğini muhafaza etmenin bir aracıydı (s. 41).

Olson'un kabul edildiğini öne sürdüğü 'Kürdistan'a özerklik' tanıyan yasanın kabul tarihinin 10 Şubat 1922 olduğu ileri sürülüyor. Hatta birçok kaynakta, 9 Şubat 1922 ve 11 Şubat 1922 tarihli gizli oturumların zabıtlarına erişilebilirken özellikle 10 Şubat 1922'deki gizli oturumun zabıtlarına 'erişilememesi' manidar karşılanıyor! Halbuki, önce sorulması gereken soru, 10 Şubat 1922'de gerçekten böyle bir oturumun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. Oysa, TBMM Gizli Celse Zabıtları'na (Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1985) baktığımızda 9 Şubat 1922 tarihli oturum '157. ini'kat' ve 11 Şubat 1922 tarihli oturum ise '158. ini'kat' olarak geçmektedir. Başka deyişle, arada herhangi bir kayıp oturum yoktur. Üstelik, 10 Şubat 1922 tarihi Cuma gününe rast gelmektedir. Bu günün tipik özelliği, o dönemde resmî tatil olması hasebiyle o gün herhangi bir oturumun yapılmamasıdır. Cuma günü yapıldığını görebildiğimiz çok az sayıdaki oturum, o dönem sürdürülen Kurtuluş Savaşı'ndan kaynaklanan olağanüstü nedenlerden ötürüdür. Bir örnek vermekte fayda var: 5 Ağustos 1921 tarihli gizli oturum, 'Başkumandanlık ihdası ile bu vazifenin Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine tevcihi hakkında kanun teklifi' gündemiyle gerçekleştiriliyordu. Dolayısıyla, cuma günleri herhangi bir meclis oturumunun olmaması kural gereğidir. Böyle bir yasanın kabul edildiğine de, uygulandığına dair de en küçük bir işaret görünmemektedir.

Olson'un kaynaklık ettiği iddiayı dillendirenlerin sıkça dile getirdikleri bir diğer iddia ise Türk hükümetinin 'Kürdistan'a özerklik' sağlayan yasayı kabul etmeden önce, Haziran 1921'de, kimi Kürt ileri gelenleriyle bir protokol imzaladığı ve hatta buna o dönem bölgede etkin olan Fransızların aracı olduğu iddiasıdır. (Google arama motoruna '10 Şubat 1922' yazıp sorgulatacak herkes Haziran 1921 tarihiyle karşılaşacaktır.) Oysa, Haziran 1921'deki tek gizli oturum, Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'in yurtdışındaki ve yurtdışından geldikten sonraki görüşmelerinin ve bu arada Fransızlarla imzalanacak olan barış antlaşması ile İngilizlerle imzalanacak olan esir değişimi antlaşmasının tartışıldığı 27 Haziran 1921 tarihli gizli oturum olmuştur. Bu görüşmelerde, özellikle Trabzon mebusanı Hüsrev Bey ve Ali Şükrü Bey, Fransızlarla olan sınır anlaşmazlıkları hakkındaki mükâlemata dair, bizzat TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ni hedef alan suçlamalarda bulunmaktan çekinmiyorlardı; suçlamaları, 'Misak-ı Millî haricinde' antlaşma imzalamak ağırlığındadır. Ancak bunlar da önemsizdir. Nitekim, Haziran 1921'deki bu görüşmelerde 'Misak-ı Millî haricinde' süregiden mükâlemat, Kurtuluş Savaşı'nın Sakarya Zaferi'yle yeni bir aşamaya girmesiyle birlikte Türkiye açısından daha olumlu bir seyir izlemiş ve Ekim 1921'de imzalanacak olan ve Misak-ı Millî'ye gayet uygun Ankara Antlaşması'yla sonuçlanmıştır. Sonuçta, 'Fransız protokolü' iddiaları da dayanaksız görünmektedir. 'Kürtlere özerklik' verildiği iddiası, neresinden tutulsa, elde kalmaktadır.

Emre Özsuda

Odatv.com

19 Temmuz 2009

Page 50 of 50

Son Yazılar

Partly cloudy

10°C

Istanbul