amac surda bir gedik acmakti

Amaç "Surda bir gedik" açmaktı!

Bölgede yaşananların batı kamuoyunun gözünden saklanamayacak kadar ayyuka çıkması, artık devleti tamamıyla tasfiyeye yönelmesi,

iktidar partisine oy verenlerin bile bu duruma tepki göstermeye başlaması ve bunun sonucu 7 Haziran seçimlerinde uğranılan oy kaybı, iktidar partisini bu konuda politika değişikliğine itti. Bölücü örgüte ciddi bir operasyonun kaçınılmaz zorunluluğu ile karşı karşıya kalan iktidar, sebep olduğu bu sonucu ortadan kaldırmak için düğmeye bastı.

Özellikle örgütün ağırlığının en fazla hissedildiği ilçelerde kararlı operasyonlar başladı. Ancak sorun büyüktü. Çünkü PKK yıllara sari olarak halkın içerisinde güçlü bir biçimde örgütlenmişti. Onları halktan ayırmak oldukça güç hale gelmişti. Bu durumda ne kadar dikkat etseniz de bir operasyon sırasında halkın zarar görmesi kaçınılmazdı.

Daha önce belirttiğim gibi, halkın çok büyük kısmı devletin operasyondaki kararlılığını görünce, örgütün yoğun tehdit ve baskısına rağmen bölgeyi terk etti. Bu aynı zamanda örgüte de rest çekme idi. Zaten örgüt mensupları halkın bu tutumuna büyük tepki gösterdiler. Söz konusu durum aralarındaki telsiz konuşmalarına da yansıyordu. Örgüt mensupları, aralarındaki telsiz konuşmalarında halka ağız dolusu galiz küfürler ediyorlardı.

Halktan geride kalanlar ise örgüt tarafından kalkan gibi kullanılacaktı…

Şehirde operasyon yapmak birkaç açıdan kırsaldan daha zordu. Öncelikle ve en önemli husus operasyonu yapacak güvenlik güçleri böylesi kapsamlı bir şehir savaşına alışık değillerdi. Deneyimleri, yaşamışlıkları yoktu.

Diğer bir husus çatışma bölgesinde az sayıda da olsa sivil halktan insanlar vardı. Onların zarar görmemesi için azami dikkat sergilenmeliydi. Bunu bilen örgüt bu zafiyetten yararlanıyor sivil insanları bir nevi barikat gibi, kalkan gibi kullanıyordu. Çünkü her sivil kayıp kamuoyunda operasyon yapanları zor durumda bırakırdı.

TANKLARLA GİRİLMESİNİN SEBEBİ!

Çarpık şehirleşme bir başka baş belasıydı. Bazı sokaklar araç giremeyecek kadar dardı. Plansız, çarpık yapılaşmanın hâkim olduğu alt yapısız bir şehir vardı güvenlik güçlerinin karşısında.

Zırhlı araçlar genellikle ilerlerken örgütün ateşinden korunmak için kullanılıyordu. Hani bazıları “tankla şehre mi girilir” diye kıyameti koparıyor ya, tankların, zırhlı araçların kullanımının gerçek sebebi budur.

Ama bırakın zırhlı veya her hangi bir aracı, iki insanın bile yan yana yürüyemediği özellikle Sur İlçesinde, dar sokaklara zırhlı araç olmaksızın korunmasız girilmek durumunda kalınıyor, önceki satırlarda anlattığım şekliyle evlerde mevzilenmiş keskin nişancıların hedefi olunuyordu.

Operasyon bölgesinde az sayıda da olsa sivil halktan insanların bulunması ve çarpık yapılaşma sonucu bir aracın giremeyeceği kadar dar ve bol miktarda bomba tuzaklanmış sokaklar,özellikle Cizre ile Sur’da operasyonların üç ayı geçen bir süre devam etmesine sebep olmuştur.

Her şeye rağmen halkın çok büyük çoğunluğunun şehri terk etmesi üç ay sonra da olsa operasyonun başarıyla bitirilmesinin önünü açmıştır. Özellikle de Sur ilçesinde.

Sur ilçesinin operasyonların yapıldığı altı mahallesinde,öncesinde yaklaşık 30 bin insan yaşıyordu. Operasyon sırasında ancak 100-150 kişi çeşitli nedenlerle bu mahallelerden ayrılmadı. Kurtarılan yerlerde çoğu ihtiyar ve çocuk, utanmazca “katliamcılıkla” suçlanan mehmetçiklerin yorgun sırtlarında, kucaklarında dışarı taşındı. Anında yaraları sarıldı. Karınları doyuruldu ve çatışma bölgesinin dışına tahliye edildi.

İşte böylesi zorlukla yürütülen operasyon özellikle yukarıda belirttiğim az sayıda sivil halka zarar vermeme adına cadde cadde, sokak sokak, ev ev, hatta ev içerisinde oda oda devam etti. “Sıvasız evlerde” büyüyen çocuklar, sevgili Mehmetçikler ile emniyet teşkilatının yürekli evlatları özel harekât polisleri omuz omuza, can verme pahasına büyük bir sabır ve cesaretle bu operasyonu yürüttüler.

DÜNYANIN HİÇBİR BÖLGESİNDE BÖYLE TEMİZ BİR OPERASYON YAPILMAMIŞTIR!

İddia ediyorum dünyanın bir başka yerinde böylesi temiz yürütülen bir operasyona rastlayamazsınız. Düşünün böylesi bir durumla karşılaşsa İsrail ne yapardı? Ya ABD? Ya AB üyesi insan haklarının tavizsiz uygulayıcıları nasıl davranırdı?

İlk ikisinin nasıl davrandığının sayısız örneği var.

En son Paris’te yapılan saldırı sonucu AB üyesi Fransa’da, aldığı sert tedbirlerle böylesi bir olayda nasıl davranacağının önemli ipuçlarını verdi.

Evet, yukarıda saydığım ülkelerin sınırları içinde böylesi bir olay olsaydı emin olun ki çok kısa sürede operasyon sona ererdi. Nasıl sona ereceğini söylememe gerek var mı?

Burada operasyonun güçlüğüne ve güvenlik güçlerinin titizliğine dikkat çekmek için bizzat üst düzey bir yetkiliden aldığım bir bilgiyi de paylaşayım.

Sadece Diyarbakır Sur’da 300’e yakın terörist etkisiz hale getirilirken verdiğimiz şehit sayısı 65. Askerlerde şehitlerin yüzde yirmisi lider personel. Bu da lider personelin en önde çatıştığını göstermesi açısından dünyadaki bu tür operasyonlarda görülemeyecek bir durumdur. Bu anlamda şehitlerin oransal açıdan kıyasına göre bir küçük Sakarya savaşı da diyebiliriz buradaki operasyonlara. Malum Sakarya savaşında da subay yani lider personel şehit sayısı normal oranların çok üstündedir.

Sıvasız evlerde büyüyen çocuklar böylesi özveriyle mücadele ederken sırça köşklerinden yorum yapanlar iki farklı biçimde yaklaşıyorlardı olaya.

Bir kısmı devletin güçsüzlüğüne vurgu yaparak operasyonun neden bu kadar uzun sürdüğünü eleştiriyordu. Burada gerçekleri bilmeden, araştırma zahmetine girmeden kolaycılığa kaçıldığı ortadaydı. Yine de bunların büyük çoğunlukla samimi olduğunu düşünüyorum. Ya ikinciler…

Resmen PKK’nın ekmeğine yağ sürüyorlardı. Bir savaşta karşı tarafa ancak bu kadar destek olunabilirdi. Özellikle yazılı ve görsel basın ile internet medyasında çıkan tamamı manipülatif haberler, bölgedeki vatandaştan ziyade batıda yaşayan insanlara dönüktü.

AMAÇ "SURDA BİR GEDİK AÇMAKTI"

Amaç; ülkenin bölünmesine doğal olarak karşı çıkacak, dolayısıyla bu anlamda PKK‘ya tepki gösterecek kesimlerde kafa karışıklığına sebep olmak, böylece “surda gedik açmaktı.”

Tabi burada HDP’lilerin örneğin geçenlerde meclis kürsüsünden,su hendeğinden bahsediyor gibi, “Devlet hendekleri bahane ederek halka katliam uyguluyor” diyen bayan milletvekili ve benzerlerinin söylediklerini tartışma kapsamına bile almıyorum. Çünkü onlar örgütsel bir tavır sergiliyor. Bu anlamda bölücülüğe karşı olan büyük kesimde bir karşılıkları yok. Bu nedenle onların surda gedik açması mümkün değil.

Ben, birkaç örnekle sureti haktan görünerek gerçek dışı haberler ve söylemlerle batı kamuoyunun kafasını bulandırmaya çalışanlara değinmek istiyorum.

Bu yaklaşımlardan birkaç önemli örnek verelim:

Her halde bu tür desteğin en önemlisi ve tarihi olanı çatışmaların en yoğun yaşandığı ocak ayı içinde binden fazla akademisyenin,“halka katliam yapılıyor”, “Türkiye Cumhuriyeti kasıtlı, planlı kıyım yapıyor” diyerek operasyonları bir soykırım gibi göstermeye çalışmasıdır.

BUNLARDAN BİRİSİ KALEMİNİ SİLAH GİBİ KULLANAN NAZLI ILICAK'TIR!

Çok uzatmadan birkaç örnek daha vereyim. Bunlardan biri, henüz neye karşılık olduğunu bilmediğim şekilde Fethullahçı örgütün yanında mevzilenen, fikri gerçekliğini kaybetmiş yazar eskisi, artık kalemini muhalif gördüklerine iftira atmak için bir nevi silah gibi kullanan Nazlı Ilıcak’tır.

“Suçluların Telaşı ve Kirli İşbirliği” başlıklı yazısında Balyoz’dan beraat edenlerin aslında suçlu olduğunu ifade ederek hem mahkeme kararını tanımadığını hem de iftira atmaya devam edeceğini gösteren yazısının içerisinde, “Güneydoğu’daki bazı şehirleri devlet abluka altına aldı. Cizre’den, Sur’dan gelen haberler bir facia” diyerek aslında kirli işbirliğinin kimler arasında olduğunu gözler önüne sermiştir.

Facia olan nedir? Mevzi olarak kullanılır hale gelmiş evlerin çatışma sırasında yıkılması mı? Etkisiz hale getirilen teröristler mi? Sanıyorum Ilıcak ve Fethullahçı örgütle temasta olanlar için ikisi de facia… Aslında Fethullahçı örgütün sesi olmaya çalışan Nazlı Ilıcak ve gibiler, bu tür yazılarla kimin kimle kirli hem de çok kirli ilişki içerisine girdiğini gösteriyor.

MAHMUT ALINAK'IN YAZDIKLARI...

Ya PKK’ya ters düştüğü iddia edilen HEP eski milletvekili Mahmut Alınak ne diyor? Onun Atatürkçü, ulusalcı/ milliyetçi çizgide olan vatandaşların yoğun biçimde takip ettiği haber sitelerinde yazdıklarına da bir bakalım.

Alınak, zaman zaman PKK’yı eleştirir. Ancak PKK’yı eleştirirken devletin uygulamalarıyla, operasyonlarla ilgili öyle şeyler söyler ki yenilir yutulur cinsten değil. Alınak ve gibileri de, bir doğrunun yanına, doğru olmayan ya da doğruluğu şüpheli abartılı ifadeleri koyarak bariz biçimde kafa karışıklığı yaratmaya çalışmaktadır. Kafa karışıklığı yaratmaya çalıştığı insanlar elbette bölücü çizgiye uzak insanlardır.

Söylemlerinden örnek verecek olursak bakın yukarıdaki satırlarda anlatmaya çalıştığım olaylarla ilgili Alınak ne diyor:

“Devlet bugün Cizre, Silopi, Sur ve İdil’de pervasızca katliam yapıyor.”

“Cizre hala işgal altında. Devlet şehri abluka altında tutarak işlediği suçların delillerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu sömürgeci hanedanlar devleti burada düşman olarak gördüğü Kürtleri hukuk ve insanlık tanımadan katlediyor. Cizre katliamı tarihin kanlı sayfalarında vicdanları sarsmaya devam edecek”

Neresini düzeltelim. Külliyen gerçek dışı. Ne zamandan beri bölücü teröristler masum Kürt halkı olarak kabul edilmeye başlanmış. Terörist sızmaları ve saldırıları önlemek için alınan emniyet tedbirleri ne zamandan beri abluka olarak isimlendirilir oldu.

Ne yani ortada bir şey yoktu. Devletin canı sıkıldı, şurada biraz olay çıkartayım, vatandaşlarımı öldüreyim mi dedi. Ne zihni sinir yaklaşım. Oradakiler terörist değil mi? Değilse Cizre’de 50 civarındaki güvenlik mensubunun canını kim aldı? Teröristler ne zamandan beri halk olarak adlandırılmaya başlandı?Dünyada teröristlerin bu tür bir kalkışmasına müdahale etmeyecek bir devlet var mı?

Ki birkaç yıldır etmeyen bir devlet var: Türkiye Cumhuriyeti. Bu kadar sabrı veya daha doğru ifadeyle aymazlığı gösterecek bir başka devlet örneği de veremez Alınak ve onun gibi düşünenler.

Bu yaklaşımda olanlar katliam tanımı yapmak istiyorlarsa masum insanlara dönük katliamlara baksınlar. Bakın bu satırlar yazıldığı sırada her Ankara’da yaşayanın mutlaka geçtiği en kalabalık alanda patlatılan bomba ile onlarca masum parçalanarak hayatını kaybetti. İşte katliam budur…

Bütün bu kafa karışıklığı yaratma çabalarına rağmen halkımız gerçeği büyük oranda biliyor. Operasyon bölgesindeki halk zaten yaşıyor. Onların kimseden öğrenecekleri bir şey yok. Orada PKK terör örgütüne o kadar tepkililer ki Diyarbakır’da önceki gösterilerde onbinlerce insanı alanlara çekebilen HDP’nin Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Sokağa çıkın, operasyonları protesto edin” çağrısına karşılık toplayabildiği kalabalık iki bini bile bulmamıştır. Bu, halkın PKK’nın yaptıklarına bu zamana kadar verdiği en ciddi tepkidir.

Kafa karıştırmaya çalışanlar “surda gedik açma” gayretlerini sürdüredursunlar, halkımız orada ülkemizin bölünmemesi için can veren, kollarını, bacaklarını, gözlerini kaybeden “sıvasız evin çocukları”na moral olsun diye evlerinde yaptıkları pasta, börek gibi yiyecekler gönderiyor. Binlerce öğrenci, kadın erkek, genç, yaşlı insan orada dünyanın belki de en temiz operasyonunu yapan bu yüreği temiz Anadolu çocuklarına mektuplar yazıyor.

Böylesi bir mektuptan örnek vererek yazımı daha fazla uzatmadan bitireyim.

Bir ilkokul öğrencisi, annesinin yaptığı kurabiyeleri Sur’da bulunan askerlere göndermek için hazırladığı kolinin içine yazdığı mektubu koymuş. Duyduğumda benim de gözlerimi yaşartan satırların bir yerinde şöyle diyor küçük öğrenci: “Asker Abi, annemin size göndermek için hazırladığı kurabiyelerden birini ondan habersiz yedim. Özür dilerim!”

Görüyor musunuz ruh halini?

“Surda gedik açmaya” çalışanlar, bütün çabanıza rağmen başaramayacaksınız! Ne yaparsanız yapın!

Mustafa ÖNSEL - 23 Mart 2016 - Odatv

Son Yazılar

Partly cloudy

24°C

Istanbul