Ermeni

Amiral Bristol, ABD Elçiliği, İstanbul, 1919
Amerikalı Amiral Bristol Türk ve Dünya kamuoyunca pek az bilinen, ancak
1. Dünya Savaşı sonrasındaki mütareke döneminin en önemli canlı
tanıklarından birisidir.
Ermeni Soykırım iddialarına taraftar ve karşıt herkesin bu şahsı
tanımaları için aşağıdaki yazıyı okumalarını ve karar ve
tutumlarını yeniden gözden geçirmelerini hararetle tavsiye
ederim.

Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzaladıktan sonra, itilaf Devletleri
barış zamanına kadar görev yapmak üzere Yüksek Komiserler Atamaya
başladı. İşte bu dönemde A.B.D. de bir Yüksek Komiser Atamayı
kararlaştırdı. İki devlet arasındaki yazışmalar İsveç Elçiliği vasıtası ile
yürütülüyordu. 12 Ağustos 1919'da Yüksek Komiser olarak görevlendirilen
Amiral Mark L. Bristol 28 Ocak 1919'dan beri Doğu Akdeniz'deki Amerikan
Deniz Kuvvetleri komutanı olarak İstanbul'da görev yapıyordu. (1)
Amiral Bristol Yunanlıların İzmir'i işgali sırasında yaptıkları kıyım'ı
incelemek üzere görevlendirilen komisyon'a 8 Ağustos 1919'da tarafsız
üye olarak atanmıştı. İngiliz, Fransız ve İtalyan askeri temsilcileri ile
birlikte yürütülen soruşturma sonucunda bilinen raporu hazırlayanlardan
biriydi. Hatırlanacağı gibi bu raporda Yunan zulmü tespit edilerek Yunan
ordusu yerine İtilaf devletlerinden oluşan birliklerin getirilmesi tavsiye
olunuyordu. (..)
Amiral Bristol'un Türkiye ve Türkler hakkındaki görüş ve değerlendirmeleri
tıpkı diğer batılılar gibiydi. Yabancılar Türkiye'ye abartılmış olumsuz ön
yargılarla dolu olarak gelirler, zamanla içine sokuldukları çerçeve'yi kırıp
Türkiye ve Türkleri tanımaya başlayınca görüşlerinde adeta yüz seksen
derecelik bir dönüş hissedilebilir. Birey Hıristiyanlık ve beyaz ırk «üstün
ırk» değerlendirmelerinin hâkimiyeti dışına çıktığı zaman ve daha ziyade
dost, sevecen ve yakın insanlarla karşı karşıya geldiği zaman bu dönüş
başlar. (NATO'da görev yaptığımız on yıllık süre içinde bunun sayısız
örnekleri ile karşılaşmıştık) Amiral Bristol de ilk günlerinde, tipik bir
Batılı'dır. 1919 Yılı'nın Şubat ayında Tasvir-i Efkâr Gazetesinin bir Türk
Muhabiri'nin «Hakkımızda ne düşünüyorsunuz?» sorusuna şu cevabı
verdiği bir Ermeni tarihçi Levan Maraşlıyan'ın kitabında yer verilmektedir:
«Milletler hakkında çabucak bir kanaat ifade etmek doğru olmaz.
Prensipte bir millette daima iyi ve kötü unsurlar vardır. ...Ama
dünya kamuoyunda kötü bir itibarınız var. Filvaki, Ermeni
katliamları temizlenmesi zor bir ayıp olarak tezahür etti. Böyle
şeyler yapmamanız lâzımdı, evet, bunu yapmamalıydınız.» (2)
«İttihat ve Terakki Hükümeti, tarafından tehcirle ilgili olarak
verilen yazılı emirlere bakmak gerekiyor. Bulunamadıklarını
söylemeyin, çünkü dünyada sonuna kadar gizli kalmış hiçbir vesika
yoktur. Her halükarda, şimdi üzerinizdeki lekeyi silmeniz lâzım.»
(3)
Bu iki paragrafın verdiği izlenim; basitçe izah etmek gerekirse, bu görüş
sahibinin kesinlikle bir Ermeni soykırımı yapıldığına inanmış olduğu
şeklindedir. Zaten kitabında bütün gayretini Amiral Bristol'un belgelerinin
etkinliğini giderme amacına yöneltmiş olan yazar L. Maraşlıyan'ın da işaret
etmek istediği husus da budur. İkinci paragraftaki ifadesine göre Amiral
Bristol (o anda itilaf devletleri elinde bulunan) devlet arşivlerinin
incelenerek, eğer yapıldı ise verilmesi gereken «gizli emirlerin»
varlığından da emin görünüyor. O emirler bulununca her şey daha iyi
anlaşılacak, «bütün gizli kapaklı hinlikler açığa çıkacak» demek
istiyor. Yine bildiğinden emin olduğu bir gerçeği vurguluyor «Dünya'da
sonuna kadar gizli kalmış hiçbir vesika yoktur.» (Okurlarımızdan bu
son cümleyi unutmamalarını rica ediyoruz.)
Aynı Bristol, Türkiye'de birkaç yıl eskiyince, olayları yakından inceleyip
gerçekleri kavramaya başlayınca karşımıza ikinci bir Piyer Loti (Fransız
asker yazarı) gibi çıkıyor ve 1921'de raporlarında şu görüşlere yer veriyor:
«ABD'de Türklerin binlerce Ermeni'yi katlettiği fikrinin yaygınlık
kazanması... Kanımı donduruyor. Çünkü bu tür Ermeni raporları
kesinlikle yanlıştır.» (4)
Amiral Bristol'un bu yargısına etkili olan en önemli olaylar bütün kapsamlı
incelemelere rağmen Osmanlı Devlet arşivlerinde Soykırım yapılmasını ima
eden hiçbir belge bulunamaması ve hatta zorunlu göç olayının koruma
altında yapılması konusunda belgeler bulunduğunun açıkça görülmesidir.
Bristol'u rahatsız eden en önemli olaylardan bir başkası, özellikle 1920 yılı
Kasım ayı içinde Kars'ın Türk Ordusu tarafından geri alınması sırasında
Ermeniler ve Batılı müttefiklerinin başlattığı olumsuz propaganda
kampanyaları ve asılsız soykırım iddialarıdır. Ogünlerde Karsta bir
Amerikan Yardım Heyeti vardı ve Amerikan halkından toplanan yüz
milyonlarca dolar tutarındaki yardım malzemeleri bölgede yaşayan
Ermeniler ve diğer Hıristiyanlara dağıtılıyordu. Kars'taki Amerikan Yardım
Heyeti mensuplarının verdiği raporlardan bu dönemle ilgili ilginç bilgiler
vermekteydi. Başkan Edward Fox'un 15 Aralık 1920 raporuna göre
«Türkler Kars'a yürürken Ermeniler, başlangıçta tepelerden
yapılan bir iki ateşin dışında karşılık vermeden silahlarını atarak
kaçıyorlar, üniformalarını çıkararak evlerde ve bilhassa (bizim)
Yakın Doğu Yardım Kuruluşu yetimhane ve hastanelerinde
çocuklar arasında saklanmaya çalışıyorlardı. Türklerin kıyafetleri
çok kötüydü, yakaladıkları Ermeni esirlerin elbiselerini alıp
götürdüler.» (5)
«Ermeniler Sarıkamış'tan ilerleyen Türk Birliklerini her biri 8.000
mevcutlu 5 Tümen olarak belirtiyor. Tabii ki abartılmış bir rakam,
İngilizlerin tahmini Türklerin 5.000, Ermenilerinse 15.000 askere
sahip olduğu şeklinde, Ermenilerse Türk tarafında 50.000 asker
bulunduğunu iddia ediyorlar.» (6)
Ermenilerin abartılı soykırım iddialarına gelince;
«Sadece Kars şehrinde 6.000 Ermeni Türk Canavarlığının kurbanı
olmuştur. Korkunç soykırımdan sonra Ermenileri topluca
tutuklamalar başladı. Onları baştan ayağa soydular ve Erzurum'a,
Sarıkamış'a çalışmaya gönderdiler. Bu gidenler soğuktan yerlerde
süründüler ve açlıktan acı çekerek öldüler.» (7)
(Dikran Boyacıyan tarafından söylenen bu sözlere karşı H.W. Lowiy'nin
yorumu da şöyledir:
«Boyacıyan'ın mütalaası dar bir çerçeve içindedir ve sonuca kısa
ve kestirme bir yoldan ulaşmaktadır. Şöyle ki «Kars Kalesi çabuk
düşmüştür (veya Kars Kalesi düşer düşmez)» ve «Türk ellerine
geçince hemen soykırım başlamıştır. Güvenilir kaynaklara göre
Kars'ta 10.000'de fazla Ermeni öldürülmüştür.» » (8)
Dikran Boyacıyan ve Christopher Wolker gibi yazarların okuyucular
üzerinde bıraktıkları izlenim; Türklerin Kars'ı işgal etmesinden sonra büyük
bir soykırım yapıldığı ve 6.000 ila 10.000 arasında Ermeni'nin katledildiği
şeklindedir. Bunun nedeni her ikisinin de Kars'ın düşüşü ve sonrasını
sadece Ermeni kaynaklarından yararlanarak açıklamalarıdır. Gerçekten de
olayları bu iki kaynaktan öğrenen okuyucu, 30 Ekim 1920 günü Kars'ta
yirmiye yakın Amerikalıdan oluşan «Yakın Doğu Yardım Cemiyeti»
çalışanlarının bulunduğu veya Türk birlikleri Komutanı General Kazım
Karabekir'in tuttuğu notlardan habersizdir. (9)
31 Ekim günü Heyet Başkanı Edward Fox İstanbul'daki ABD temsilcisi
Amiral Bristol'a aşağıdaki mesajı göndermiştir.
«Kars'taki bütün Amerikalılar iyi durumda ve Türk ordusu her
konuda bize yakınlık göstermekte, destek vermektedir.
Çalışmalarımıza eskiden olduğu şekilde devam etmemize izin
verildi. Türk askerleri çok disiplinli ve soykırım yapılmamıştır.»
(10)
Amiral Bristol'un belgeleri arasındaki bir not aynı görüşleri destekler
mahiyetteydi.
«Anadolu'daki İtalyan askeri otoriteleri vasıtasıyla Kars'tan alınan
bir mesajda Amerikalıların iyi durumda olduğu, görevlerine devam
ettikleri, Türkler tarafından rahatsız edilmedikleri ve bir soykırım
olmadığı, heyetin eskiden olduğu gibi bölgedeki yetimlerle
ilgilendiğini belirtiyordu.» (11)
Aynı günlerde, Bristol ile Amerikan Dış Görevler Komisyonu Sekreteri
James Barton arasındaki bir yazışma; Amerika'daki Ermeni propaganda
çarkının nasıl çalıştığı hakkında bilgi vermektedir. Amiral Bristol; 1921
başında Amerikan halkı arasında Kafkasya'da Türklerin 80.000 Ermeni'yi
katlettiği haberini duyunca çok kızdığını, haberin İstanbul'daki Amerikan
Yardım Komitesi Başkanı Dr. Mc Collan kanalı ile gönderildiğini, bunun
kendi elemanlarının raporları ile uyuşmadığını belirtmektedir. Barton'un
80.000 kişilik soykırım iddiası ile ilgili cevabı şöyledir:
«Türklerin Ermenilere Soykırım yaptığı şeklindeki sahte raporların
etkisini düşürmeyi kimse benim kadar fazla isteyemez. Burada
(Amerika'da) öyle bir durum var ki anlatmak oldukça zor. Burada
Yale Üniversitesi mezunu Kardaşyan adında genç bir Ermeni var.
Wall Street'te bir yazıhanesi olduğunu tahmin ettiğim bir avukat.
Başında hiçbir zaman karşılaşmadığı Mr. Gerard'ın olduğu ve yine
hiç bir zaman toplanmayan bir komite'yi organize etmiş.
Kardaşyan herşeyin temsilcisi durumunda. «Ermeni Aydınlatma
Bürosu» adı altında bildiriler yazıyor bastırıyor. Bay Gerard
Kardaşyanın yazdığı her şeyi imzalıyor.
Kardaşyan tarafından yapılan bu çirkin propagandaları önlemek
için bir kaç defa buradaki Ermeni Liderlerle bir araya geldik.
Ermenistan ve Türkiye ile ilgili hiç bir zaman olmamış soykırımları,
olaylarını devamlı rapor ediyor ve sınırsız yanlış bilgiler
üretiyor...» (12)
Ermeniler Bristol'un kendi amaçlarına hizmet etmeyeceğini anlayınca
şikâyetçi olmaya başladılar. ABD'deki Ermeni Lobisi harekete geçerek onun
İstanbul Yüksek komiserliğinden azledilmesi için 1920 Aralık ayında
Amerikan Hükümetine Müracaat etti. Zamanda bu iş için uygun kabul
ediliyordu. Çünkü 2 Kasım seçimlerinde Başkan Wilson seçimi kaybetmiş
ve Harding yeni başkan seçilmişti. Beklendiği gibi olmadı. Yeni Başkan
Harding, Amiral Bristol'un politikasını benimsedi ve Bristol 1927 yılına
kadar Türkiye'de görev yaptı (13), Joseph C Grew'in ABD'nin Türkiye
Büyükelçiliğine atanması üzerine 1927 yılının Mayıs ayında Türkiye'den
ayrıldı. (14) Yeni Büyükelçi, Amiral Bristol ile birlikte ABD'nin Lozan
Konferansındaki temsilcilerinden biriydi. (15)

Dr. M. Galip BAYSAN / ANKARA, 08 Mayıs 2009 Cuma
http://www.heddam.com/

DİPNOTLAR:
(1) Ercüment Kuran, Amiral Bristol Raporu ve ABD'de Türk Aleyhtarı
Ermeni Propagandası'nın Tarihçesi, Osmanlı'dan Günümüze Ermeni
Sorunu, S.190 (Ed. Hasan Celâl Güzel, Yeni Türkiye Yayınları?2001).
(2) Levon Maraşlıyan, Ermeni Sorunu ve Türk Amerikan İlişkileri 1918-
1923, S.17 (Türkçesi Şen Süer, Belge Yayınları, İstanbul ?2000).
(3) Aynı Eser, S.17.
(4) Aynı Eser, S.16, Dip Not. 7.
(5) H.W. Lowry, a.g.e. S.51?52.
(6) Aynı Eser, S.68.
(7) Armenians in The Ottoman Empire, S.48 (Heath W. Lowry: American
Observers in Anatolia C. 1920= The Bristol Papers).
(8) Aynı Eser, S.48.
(9) Aynı Eser, S.48.
(10) Aynı Eser, S.49.
(11) Aynı Eser, S:50?51.
(12) Levon Maraşlıyan, S.56?57.
(13) Ercüment Kuran, a.g.e., S.191-192; Bristol'a farklı bir açıdan bakış
için: Orhan Duru, Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye'nin Kurtuluş Yılları,
S.73-76 (İş Bankası- İstanbul).
(14) John Grew, ilk ABD Büyükelçisinin Türkiye Hatıraları Atatürk ve
İnönü, S.69-72 (Çev. Muzaffer Aşkın, Cumhuriyet ?2000).
(15) Aynı Eser, S.10.

"Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-ı Harbiye Kampı"
İngilizlere esir düşen 15.000 Mehmetçik Mısır'da nasıl
kör edildi?

Karamanlı yedek subay Ahmet ALTINAY' ın günlüğünü su
yüzüne çıkaran Ahmet Duru'nun, İmge yayınlarından çıkan
"Katran Kazanında Sterilize" adlı kitabından...

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 15 bin askerimiz esir düştü.
Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri
yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.
Kampın tam adı, "Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-ı
Harbiye Kampı" idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir
düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri
tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü
işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar. Bu
insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...
Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan, yanlış
çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz
komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi.
Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler
dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu.
Çünkü olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına
çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine
işlenmişti.
Çözüm toplu katliamdı...
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla
dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok
üzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını
soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı.
Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin
havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.
Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi.
Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular.
Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler
yanmıştı...
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri
de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu.
Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü.
Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır?da
esirlerin "Krizol Banyosuna" sokularak 15 bin vatan evladının
gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon
komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin
teşebbüse geçmesini istediler. Tabii ki yeni kurulan devletin bin
türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar...
Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya
kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu
karalama kampanyalarına çanak tutması...

http://www.guncelmeydan.com/pano/

Ermeni Sorunu İle Alakalı Kronoloji (1022-1988)

1022 Ermeni Topraklarının İmparator II.Basileios tarafından Bizans Topraklarına katılması üzerine 40 bin Ermeni Anadolu'ya sürgün edildi.

Page 65 of 65

Son Yazılar

Partly cloudy

26°C

Istanbul