buyuk yalan slide

Batı’nın Ermeni Tasarısı Yüzsüzlüğü!

Avrupa, Erdoğan’ın “Osmanlı tokatı” ile ne demek istediğini, Afrin’i Türkiye sınırlarına mı dahil etmeyi planladığını tartışırken, Türkiye’yi fevkalade rahatsız eden hamle Hollanda’dan geldi.

Hollanda Parlamentosu geçen hafta 1915 olaylarını Ermeni Soykırımı olarak tanıdı.

Böyle bir kararın Birleşmiş Milletlerin 1948 Soykırımla Mücadele Sözleşmesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi - Perinçek kararına aykırı olduğunu bilmezler mi? Kanunsuz adımlar attıracak kadar gözlerini körelten nedir? Hollandalı siyasilerin insanlığın acılarına ortak olma hasletinin söz konusu olması için, yüz yıl evvelsine değil, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgali ile başlayan, Arap coğrafyasını kan gölüne çeviren, ülkelerin yıkıldığı, milyonların yok edildiği sürece bakmaları gerekirdi. Batı saldırganlığının yakın tarihte sebep olduğu çağın en acımasız insanlık dramlarına sessiz kalmazlardı. Konu, Türkiye’yi her bağlamda sıkıştırmak, katliamcılıkla suçlayarak şantaj yapmak, iç işlerine karışmak, bölgede acımasız paylaşım savaşlarının sürdürüldüğü bu dönemde Ermeni kartını elinde tutmak.

BATI’NIN YIKIM TUZAKLARI VE LİBYA…

17 Şubat sözde Libya devriminin, özde Libya devletinin Batılı güçlerce yıkılmasının yedinci yıldönümü idi. Tunus’ta başlayıp, Mısır ve Libya’ya sıçrayan Arap Baharı “öfke kalkışmaları” nasıl olmuştu da, Libya’da yıkımı getiren kanlı iç çatışmalara dönüşmüştü? 17 Şubat 2011’de başlayan kalkışmaları kim provoke etmişti? Bingazi’de siyah Libyalılar ve diğer Afrika ülkelerinden gelen siyah işçileri iddia edildiği gibi devletin güvenlik güçleri mi katletmişti? Öfkeli kalabalıkların hedefi neden ilk planda emniyet binaları, kışlalar, cezaevleri idi? Güvenlik güçlerini, askerleri ateşe atıp cayır cayır yakan kalabalıkların arasına cihatçı militanları kim yerleştirmişti? Kaos ve iç çatışmanın hedefinde neden Kaddafi’nin öldürülmesi vardı?

Kısaca hatırlatalım; Aralık 2007’de Sarkozy, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için 50 milyon dolar maddi yardım aldığı “dostum Kaddafi’yi” şehrin tam ortasına kurdurttuğu görkemli çadırlarda Paris’te ağırlar, bir süre sonra kendisi de Trablus’a ziyarete gider. Karşılıklı ziyaretler esnadında Kaddafi’nin Afrika’nın bağımsızlık planlarını yakından öğrenen Sarkozy’nin etekleri tutuşur. Nedir Kaddafi’nin Afrika vizyonu; Afrika Siyasi Birliği, altına dayanan Libya Dinarı’nın Afrika ortak para birimi yapılması, Afrika Yatırım ve Kalkınma Bankası kurulması, Batılı haberleşme ağlarına ödenen milyarlık kira ücretleri yerine, Afrika Uydu Haberleşme Ağı AFSAT’ın kurulması...Tüm bunların hepsi Afrika’nın bağımsızlığı demekti, Batı’nın Afrika’daki sömürüsünün, özellikle Fransa Merkez Bankası’nda yatan Libya altın ve gümüşlerinin geri çekilmesi, Afrika sömürgelerinde kullanılan Fransız Franc’ının sonu demekti.

DOSTUM KADDAFİ’DEN” “KATİL KADDAFİ’YE” GEÇİŞ SÜRECİ…

Libya’nın altın ve gümüş rezervlerinde meğer büyük ortak Amerika’nın da gözü varmış.. O halde; yıkılsın Libya, yok edilsin Kaddafi!

Irak’ı, Suriye’yi kana bulayan malum ekip, o uğursuz ortaklar kolları sıvıyor: Libya’yı karıştırmak için aynı Suriye ve Ukrayna’da da olduğu gibi “örtülü savaş metodları” devreye sokuluyor. Libya ordusunu “eğitmek” bahanesiyle ajan provokatörler askeri uzmanmış gibi gönderiliyor. O süreçte yerli kalkışmacıların savaş suçları işlemesine izin verilmesi dikkat çekiyor. Kaddafi’ye karşı çıkan isyancıların arasına cihatçı El Kaide militanları yerleştiriliyor, ölüm tugayları devreye sokuluyor, kitlelerin üstüne ateş açtırılıyor, polisler öldürtülüyor. İstenen kaosun yayılmasıyla, Sarkozy Avrupa Birliği’nden, Libya halkını katil Kaddafi’ye karşı korumak üzere yardım istiyor, daha sonra Birleşmiş Milletler’in 17 Mart tarihli kararıyla bölgeye uçuş yasağı getiriliyor.

Fransa, Amerika, Büyük Britanya, Belçika, Kanada, Danimarka, İtalya, Norveç, Katar, İspanya, Birleşik Arap Emirliklerinden oluşan koalisyon güçleri Erdoğan’ın da onayı ile, Libya halkını Kaddafi’den koruma bahanesiyle Libya’ya giriyor. NATO, El Kaide’nin iki bin kadar cihatçı militanını “kara gücü” olarak acımasızca Libya halkının üzerine sürüyor.

Alman istihbaratının verdiği bilgilerle Kaddafi’nin yeri saptanıp hunharca katlediliyor. Sonrası mı? Bayan Clinton’un e-postalarında ağzı sulana sulana anlattığı Libya altın ve gümüş rezervlerinden iz eser kalmıyor, Sarkozy’nin borçları otomatikman siliniyor, Batı bankalarındaki Libya halkının paralarına çökülüyor. Libya halkı iç savaşın, sefaletin içine atılıyor, göç yollarında Akdeniz’in sularına gömülüyor.

Fransa ve Batı, Afrika’da hegemonyasını sürdürüyor... Gazeteci, yazar Gerald A. Parreira bu çerçevede kaleme aldığı son yazısında seslenmiş: Muammer Kaddafi ve onun yanında Libya için savaşan Libya halkının katledilmesi, Libya devletinin yok edilmesi, yüzyılın en büyük suçlarından biridir. Sarkozy, Obama, Hillary Clinton, Cameron, Kral Salman bin Abdulaziz, Emir Tamin bin Tani insanlığa karşı işlenmiş suçlardan ve savaş suçlarından yargılanmalıdır.”

“Libya, Libya halkına geri verilmelidir. İşgal güçleri Libya’yı derhal terketmelidir. El Kaideci, cihatçı milislere verilen tüm yetkiler, silahlar geri alınmalı, Libya ordusu CIA ajanları tarafından değil, Libyalı bir komutan tarafından yönetilmelidir.”

Yüzsüz ve kanunsuz Avrupa parlamentoları tarihi çarpıtarak dayattıkları “Ermeni soykırımı” tasarılarından zaman bulup; Irak, Libya ve Suriye’deki işgalci katliamların dosyalarını açabilirler mi dersiniz?

 Gönül KENTER – 26 Şubat 2018 - Aydınlık   

Son Yazılar

Cloudy

19°C

Istanbul