soykirim yuzyillik yalan225

Tarihsel Yalanın Çöküşü!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Anadolu’da 1915 yılında Türklerin Ermenilere soykırım uyguladıkları savını reddedenlerin cezalandırılamayacağı kararı, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada çok önemli anlamları olan bir olaydır.

Bu anlamlar, yalnızca hukuk açısından değil, onun yanında tarihsel ve siyasal yönlerden, ayrıca etik bağlamında ele alınabilir.

STRAZBURG’DA YARGIÇLAR VAR!

Strazburg’daki uluslararası mahkemenin Perinçek lehine karar veren değerli üyeleri, konunun temelde bir tarih konusu olduğunu biliyorlardı ve onu, yeterli gerekçelerle birlikte kendi alanlarının dışına çıkardılar. Konuyla ilgili haber ve yorumlarda da, onların kararlarının uluslararası düzeydeki sonuçlarının dile getirildiğini görüyoruz. Başta Avrupa, daha doğrusu Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin parlamentolarında “Ermeni soykırımını tanıma” kararları geri alınacak; “Ermeni soykırımını inkarı” suç kabul eden ve cezalandıran devletler, ilgili metinlerini değiştirecekler. İsviçre ve başka ülkeler, Perinçek hakkındaki ceza mahkemesi kararını iptal edecekler; 1915 olaylarını ders kitaplarında “soykırım” olarak nitelendiren ülkeler bu nitelemeyi kaldıracaklar.

BÜYÜK TARİHSEL YALAN VE ORHAN PAMUK!

Bu durumda, ülkemize ilk Nobel Ödülü’nü “getiren” kişi olduğu söylenen Orhan Pamuk’a acımak gerekir mi? Sanmıyorum. Çünkü o, söz konusu yalanı, Türkiye’de ve yurt dışında vurgulamakta en önde gelen kişiler arasındadır ve onun bu tutumu, özellikle Avrupa’nın değişik kurumlarının aldığı olumsuz kararlarda etkili olmuştur. Ve “postmodern” edebiyat çağına da uygun olarak, zayıf bir kalem olmasına karşılık, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Gerçekte, bu ödülü o almamış; onu kendisine vermişlerdir; Türkiye karşıtı emperyalistler tarafından. Ancak her durumda, kendi adıma konuşmam gerekirse, ben acıma duygusu çok kapsamlı olan bir kişi değilim sanırım. Dolayısıyla, Orhan Pamuk gibi, ülkesiyle ilgili ve çok önemli sonuçlarını yaşadığımız tarihsel bir yalanın yayılmasında önemli bir görevi üstlenmiş bir kişiye, düştüğü bu durumdan dolayı utanç duysa bile, sıcak bakamam.

“Bir milyon Ermeniyi kesmişiz” diyordu Bay Pamuk. Bu eylemlerle ilgili hiçbir kanıt göstermeden...

Gerçekte onunki, temelde bir etik sorunuydu; ancak bu sorun, Sayın Doğu Perinçek’e yöneltilen suçlamada olduğu gibi bir etik değer konusu değil, daha ileri olarak bir hukuk sorunuydu, daha doğrusu önümüze öyle konuyordu. Pamuk ise, çok önemli bir çıkarı için. Bu sözde “aydın” yazın adamı, yargıda bulunduğu Anadolu’yu öyle kabul ediyorsa, kendi ülkesi ile ilgili olarak ve onun için çok olumsuz siyasal sonuçlar doğuracak birtakım yargıları, anlaşılan onlar üzerinde hiçbir araştırma, inceleme yapmadan, ülkesinin düşmanlarının önüne sermiştir.

Bunu yapması, anlatım özgürlüğüne dayanıyormuş. Oysa anlatımlarımızın içeriğidir onları önemli kılan. Bay Pamuk için “anlatım özgürlüğünü” kullanabileceği başka bir tarihsel konu yok muydu? Örneğin “emperyalizm”in gerçekleştirdikleri, Osmanlıların neden öylesine geri kalmış olmaları gibi? Anlatım özgürlüğü, yalanlar, “iftiralar” için de geçerli midir? Etik/ahlâk bunun neresinde?

soykirim yuzyillik yalan

ÇOK ÖNEMLİ TARİHSEL BAŞARI!

Doğu Perinçek’e ve Talât Paşa Komitesi’nin öteki yürekli ve çok değerli üyelerine yalnız biz bu ülkenin yurtseverleri değil, başta Avrupa’dakiler olmak üzere dünyanın öteki ülkelerinin uygar ve çağdaş insanları da kanımca etik açısından bir şeyler borçludurlar... Bu arada belki, az sayıda da olsa siyasetçilerden/parlamento üyelerinden de Türkiye’nin bu çok önemli siyasal davasıyla ilgilenecek ve onda etkinlik gösterecek olanlar bulunabilir.

Tarihsel olaylarla ilgili yalanların önemi, onların, ilgili ülkelere büyük haksızlıklar, yaptırımlar, yerine göre savaş getirebilmeleri değil midir?

Yaman ÖRS - 25 Ekim 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

12°C

Istanbul