soner polat

Avrupa Avrupa duy sesimizi!

Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, nam-ı diğer “AİHM Arena”ya yaklaştığımda karışık duygular içerisindeydim...

İlk maçta Avrupa, daha doğru bir ifadeyle Batı, 17 Aralık 2013 günü ağır bir yenilgi almıştı! Buna rağmen Avrupa’nın her köşesinden çatlak sesler hiç eksik olmuyordu. Hatta içimizdeki İrlandalılar bile rahat durmuyordu... Çıkmayan candan ümit kesilmezdi!

İKİNCİ RAUNT!

İlk maçı 5-0 gibi net bir skorla kazanmıştık! Skor avantajı ile ikinci maça olağan koşullarda çok rahat çıkmalıydık... Bir ara Şule Perinçek ile göz göze geldik. Siyah tayyörü, kırmızı bluzu ve Anadolu’nun kültürel zenginliğini yansıtan zarif kolyeleri ile kraliçelere benziyordu. Asil Anadolu kadınını temsil ediyordu... Çanakkale’de 57. Alay’da şehit düşen Yüzbaşı dedesinin ruhunu da Strazburg’a getirmişti. Benim gibi o da biraz düşünceli görünüyordu!

Eğer rövanş karşılaşması ilk maçta olduğu gibi hukuk sahasında oynanırsa rakibin hiçbir şansı olamazdı... Leblebi gibi golleri sıralayacaktık! Acaba rakip kaleci topu uzun bir degajla Avrupa Parlamentosu’nun bahçesine gönderebilir miydi? Hukuk stadyumunda önceden planlanan olaylar tezgâhlanabilir miydi? Maç, zemini kaygan siyaset sahasına taşınabilir miydi?

AİHM STADYUMUNA GİRİŞ...

Bu duygu ve düşüncelerle Strazburg’un cadde ve sokaklarını kat ederek AİHM Arena’nın önüne geldik. Turnikelerden geçerek tribünlerdeki yerimizi aldık! Dikkatle Doğu Perinçek’i incelemeye başladım... Yüzünde en küçük bir endişe bile yoktu. Mahkemenin her yerine ışık saçıyordu... Kazanılan maç sonunda şampiyonluk kupasını kaldırmaya hazırlanan futbol takımının kaptanına benziyordu...

Bir anda rahatladım... Ruhumun derinliklerinde huzur, güven ve mutluluk duyguları dalgalanıyordu. Ayaklarımı uzatarak kaygısızca maçı seyretmeye ve heyecan dolu karşılaşmanın keyfini sürmeye başladım... Magazin kültürümün eksik kalmaması için gözlerim Ermeni tarafının avukatı Emel (Amal) Clooney’i aramaya başladı! Ancak hayallerim suya düştü... Herhalde Clooney hanımefendi karizmayı çizdirmemek için arazi olmayı tercih etmişti! Pek de haksız sayılmazdı...

Tribünleri dolduran, Türk’ün asil ve vakur duruşunu yansıtan yurtseverler maçın bitiş düdüğünü bekliyordu... İçinde fırtınalar esen Türk tarafı sessizliğini hiç bozmadı! Kırmızı beyaz bayraklar maç sonunda Avrupa’nın her köşesini gelincik tarlasına dönüştürmek için hazırdı... Ama her şeyin bir zamanı vardı!

MAÇIN SON DAKİKASI!

İkinci maçta da rakibimizi ezip geçiyorduk... Rotasını zafer limanına çeviren Kaptan Doğu Perinçek, son saniyede uçarak kafa ile topu tam doksandan çatala taktı! Emperyalist çeteler, onların maşası olan Ermeniler ve içimizdeki hainler yıkılmıştı. Artık passoligleri bile olsa hiçbir stadyuma alınmayacaklardı! Siyah cübbeli iki hakem son düdüğü çaldığında, alçakgönüllü Türkler zaferi sessizce kutluyordu! Avrupa’nın kalbinde şanlı Türk bayrağı nazlı nazlı dalgalanıyordu. Ermeni tarafının avukatı kural dışı ayağa fırladı! Saçmalama özgürlüğünü sonuna kadar kullandı... Ülkemizde “Hepimiz Ermeniyiz!” diye bağıranlara ne kadar da çok benziyordu!

SON DÜDÜK SONRASINDA NE OLDU?

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen onlarca kamera eşliğindeki uluslararası basın ordusu birdenbire Doğu Perinçek’in çevresini kuşattı... Doğu Perinçek bir tarafında bilge avukatı Mehmet Cengiz, diğer tarafında uluslararası ilişkiler sorumlusu Yunus Soner, Avrupa’nın göbeğinde Türk’ün koskoca yüreğini tüm dünyaya sergiliyordu:

Bu zaferimizi Mehmetçik’e armağan ediyoruz.

Hiçbir güç ülkemizi bölemez!

Avrupa’nın düşünce özgürlüğü için de kavga verdik...

100 yıllık yalana nokta koyduğumuz bu tarihi anda maalesef AİHM Arena’da Ulusal Kanal ve Aydınlık dışında hiçbir Türk basın ve yayın organı yoktu! Demek ki ehem ile mühimin ayırdında olmayan bazıları kendilerini gazeteci sanıyordu...

Salondan dışarı çıkarken görevliler mahkeme karar metnini dağıtıyordu. Giriş kartını hatıra olarak saklamak istediğimi söylediğimde, anlayışla karşıladılar... Böylece hayatımdaki en değerli varlıklardan birisini edinmiş oldum!

VE STADYUMUN DIŞINA ÇIKTIK...

Doğu Perinçek başta Ulusal Kanal olmak üzere ülkenin çeşitli yazılı ve görsel basın ve yayın organlarına demeç üstüne demeç veriyordu... Yayın masraflarını bütünüyle Ulusal Kanal üstlenmişti! Türkiye’nin her yerinden tebrik telefonları sel gibi yağıyordu. Strazburg’a gelen yurtseverler birbirlerine sarılıyor, sevinç gözyaşlarını tutamıyordu... Basın faaliyetleri sona erdiğinde, Frankfurt’taki vatan sevdalıları ile kucaklaşmak için özel bir araç ile yola çıktık... Aracımız sanki benzin ile değil, mutluluk enerjisi ile yol alıyordu. Doğu Perinçek’in telefonu dünyanın her köşesinden gelen özel mülakat taleplerine cevap yetiştirmekte zorlanıyordu... Sonunda telefon nöbeti ihdas ettik!

MAHKEMENİN KARARI!

Aracımız yol alırken mahkemenin kararını incelemeye başladım... Tam da o esnada ateş ve ihaneti gördüm! Ermeniler Ergenekon iddianamesinde Talat Paşa Komitesi’ni suçlayan bölümleri AİHM’ye taşımışlardı... Çok şükür ki mahkeme bu ifadeleri ciddi bulmamıştı! Avrupa Parlamentosu’nun, “Talat Paşa Komitesi’ni dağıtın!” emrini, acaba kimler üzerlerine vazife diye almıştı?

Peki, Perinçek Lozan’da yargılanırken İsviçre Adalet Bakanı Bolcher’in söylediklerini nereye koyacaktık? İsviçre devlet televizyonundaki canlı yayında şöyle demişti: “Cemil Çiçek garanti verdi. (Perinçek mahkûm edilirse) Türkiye Hükümeti’nden ciddi bir tepki gelmeyecek!”

Aslında hem iç cephede hem de dış cephede mucizeye yelken açılmış ve olağanüstü büyüklükte bir zafer kazanılmıştı! Selina Doğanları düşünmenin sırası mıydı?

ZAFERLERE DOYAMAYIZ...

Mahkemenin karar metnini hemen elimden fırlattım... Zaferi doya doya yaşamalı, o mutlu dakikaların tadını çıkarmalıydım... Önümüzdeki diğer engelleri de birer birer aşmalıydık! Genç bir futbol sevdalısı gibi içimden mırıldanmaya başladım: “Bir, iki, üç yetmez; dört, beş, altı olsun! Avrupa’yı dar edelim; Mehmetçik’e selam olsun!”

Şu hususu çok iyi anlamıştım: “Hakikat gerçekte bir avuç arınmış insanın ellerinde yükselir!” Ermeni soykırım iddiasının emperyalist bir yalan olduğu bir hakikatti! Unutulmaz önder Rauf Denktaş, yiğit savaşçı Doğu Perinçek ve bir avuç yurtsever aydın, bu topraklara gönülden bağlı insanlarımız ile birlikte bu Hakikat Bayrağı’nı göndere çektiler!

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek yeni hedeflere doğru yelken açarken, Frankfurt’taki toplantı salonuna yaklaştık! Yer beyaz, gök kırmızıydı... Perinçek salona adım attığında, yurtseverler coşku ve gururla, kulakları sağır edercesine yeri göğü inletiyordu!

Avrupa Avrupa duy sesimizi!

İşte bu Türkiyemin ayak sesleri...

Türkiye ile kimse başa çıkamaz!

Emperyalist çeteler kolla kendini...

Soner POLAT - 21 Ekim 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

26°C

Istanbul