orhan_gokdemir_aydinlik225

Boşluk rapsodisi!

Artık anlaşılmıştır; Cumhuriyetin ömrü bir yüzyıl ile sınırlıdır.


Çökmüştür diyebiliriz; gerekçeleri Enver Aysever’le birlikte yazdığımız “Cumhuriyet’in İlk/Son Yüzyılı-Çöken Bir Düzen Üzerine Tartışmalar” kitabındadır.

Artık İslami dozu yüksek bir yeni “Cumhuriyetimiz” var.

“Aşiret devleti” de denilebilir, sakınca yoktur.

Mahkemeleri, polisi, bakanlıkları, belediyeleri, bölgeleri, illeri aşiretler arasında paylaşılmıştır, siyasal düzlemde karşılığının olmamasını düşünemeyiz.

Çünkü devleti, paylaşım sorununun dışında düşünmemiz mümkün değildir.

Aşiretler varsa ve güçlenmişse, bu durumda artık devlet, aşiretlerin çıkarlarını da korumakla yükümlüdür.

Neden bu kadar kısa sürdü ya da daha doğru bir soruyla, neden bu kadar kolay kuruldu?

Artık elimizde bir “boşluk” teorisi var; Yalçın Küçük’ün deyişiyle “boşluğa kaçış” diyebiliriz.

Anadolu boşalmıştı, 5 milyon insanını savaşta kaybetmişti, 5 milyon yeni insan ise Balkanlar’dan kaçıp, gelip Anadolu’ya yerleşmişti.

Savaş sürüyordu, dağlar asker kaçakları ile doluydu, ovalar boşaltılmıştı.

Sonra şehirlerden Ermeniler ve Rumlar sürüldüler, gidenler arkasında yalnızca boşluk bıraktılar.

Bir avuç aydın ve asker boşalan yerde kuvvet oldular, hükümet kurdular ve iktidara geldiler.

Cumhuriyet işte bu boşluğun getirisidir.

*** *** ***
Kolay kuruluş kolay çözülüş!

Boşluğu şöyle tarif edebiliriz:

Birincisi, milli mücadelenin önünde gerçek engel olan padişah, bu sürecin karşısında yer alarak kendi kendini hükümsüz ilan etmiştir. İktidar böylece boşlukta kalmıştır. “Milli Mücadelede İç Ayaklanmaları” yazarı General Kenan Esengin, padişahın bu karşı duruşunu, “Milli mücadelenin kadersiz yanı” saymaktadır, ancak şimdi bunu şans saymamız için pek çok sebep var.

Milli mücadelenin önderlerinin, mücadelenin içindeki bir padişaha asla itiraz etmeyeceklerini biliyoruz. Yani padişah, kendi kendini feshetmiştir.

Cumhuriyet için yolu açmıştır, demekte de bir sakınca yoktur.

Nitekim General Esengin’in “iç ayaklanmalar” tarihi de pek mütevazıdır ve Anadolu’daki ayaklanmaların pek kolay bastırıldıklarını öğreniyoruz.

İtirazlar cılızdır, çünkü yüzyıllık bir savaştan ve iç savaştan çıkmış Anadolu her türlü yeni yazıma hazır hale gelmişti; bıkmış ve boşalmıştı.

Milli mücadelenin önünde bir tek başıbozuk Yunan ordusu vardı, onlar da arkasındaki destek çekildiğinde tarumar oldu.

Milli mücadelede verilen savaşlar da bu nedenle pek mütevazı savaşlardı.

*** *** ***
Nevzuhur bir padişah!

Şimdi, mütevazı Cumhuriyetin nevzuhur bir yeni yetme padişah karşısında bu kadar kolay çözülmesini de böyle açıklayabiliriz.

CHP’li Süheyl Batum “kâğıttan kaplan” demişti, zayıf bir rüzgârda yıkılmasını kastediyordu.

“Askeri vesayet” iddiası da var ki, müthiş bir abartmadır, kimse yönetmeye aday olmadığından yönetebildiler.

Demek ki “boşluk vesayeti” daha uygundur, hiçbir itirazla karşılaşmıyorlar, çok kolay yönetiyorlar ve ilk direnişte çözülüyorlar.

*** *** ***
Cumhuriyet hazırlıkları!

Peki, Cumhuriyeti bir “asker işi” sayabilir miyiz?

Savaştan çıkmışsa mümkündür.

Ama kısa Cumhuriyetin uzun bir tarihi var ve bu nedenle Cumhuriyet hazırlığını sadece savaşa bağlayamıyoruz.

Belki Genç Osman’dan başlayabiliriz: “Yeniçeri ve Sipahi ocakları kaldırılıp yerlerine Anadolu, Suriye, Mısır’da Türkler ve Türkmenlerden oluşan bir ordu kurulacak. Din adamı sınıfı devlet idaresinden uzaklaştırılacak. Din ocağı haline getirilecek. Harem tasfiye edilecek, saray gelenekleri değiştirilecek, hanedanın Türk ailesinden nikâhlı kız almalarının yolu açılacak. Fatih ve Kanuni yasaları yeni şartlara uygun olarak değiştirilecek. Başkent İstanbul’dan Anadolu’ya taşınacak, gayri milli bir çevreden milli bir çevreye nakledilecek. Kıyafette yenilikler yapılacak.”

Histoire de la Turquie’ün yazarı Alphonse de Lamartine, Padişah Genç Osman’ın ilkelerini böyle sıralıyor.

Cumhuriyete bir hazırlık sayabiliriz.

2. Mahmut’u da ilave edersek, şimdi Cumhuriyetten nefret sebebi olan bütün reformların birer padişah işi sayılması daha yerindedir.

Reformların kökeni yenilikçi padişahlara dayanıyor ve nihayetinde, askeriyeyi yenilikçi yapanlar da bu padişahlardır.

Yine de, uygulama için boşluk gerekiyor ve boşluk 1820’den itibaren ancak bir yüzyılda oluşabiliyor.

Sonra hep boşluktadırlar.

*** *** ***
Yeni padişahlar!

Boşlukta kurulanı şimdi yıkanlar da aslında birer padişahtır.

Talat Turhan, “Küresel İhanetin İçyüzü ve Arap Baharı” adlı çalışmasında “Neo-Osmanlıcık” adı altında yapılanları şöyle özetliyor:

“Misyonerlik faaliyetleri ‘ılımlı İslam’ katkısıyla yeni bir boyut kazandığı için, misyonerlik ve Said-i Nursi üzerine çalışan saygıdeğer akademisyenlerin evleri aranıp gözdağı veriliyor. Güvenlik güçleri ve yargı bu anlayışa göre şekilleniyor. ‘Yeni anayasanın bugüne kadar tanık olduğumuz gibi, birkaç kişinin dünya görüşünün iktidar hırsına göre şekillenmesi vatandaşların bilincine bağlı görünüyor. Ya tam sömürgeleşeceğiz ya da özgürlük, bağımsızlık ve hatta dinimize sahip çıkacağız...”

Demek ki Padişah var, padişah var!

Turhan, “Birkaç kişinin dünya görüşüne göre şekillenen anayasa” diyerek işte bu yeni padişahları ihbar etmektedir.

*** *** ***
Savaşmadan ilerlemek!

Yalçın Küçük “Atamanoğlu Fatih”inde müthiş bir “boşluk teorisi” kuruyor.

Boşluğu yaratan vebadır, kırarak boşaltıyor.

Devamı şöyle; “İki veba yaşadık, 542’de Etiyopya’dan geldi ve Anadolu ile Konstantinople’e girerek Balkanları kırdı. İşte İslam’ın ilerlemesi bu vebadadır. İkincisi, 1348’de patladı, Kırım’dan geldiğini kesinlikle biliyoruz; önceki seyahati tartışmalıdır ve işte Atamanlı’ların ilerlemesi de bu tarihtedir.”

Demek ki İslam’ın ve “Atamanlı’ların” ilerlemesini boşluksuz açıklayamıyoruz.

İslam ilerledi çünkü karşılarında duracak bir güç yoktu; Osmanlılar ilerledi çünkü Avrupalı askerlerle karşılaşmadılar, özeti budur.

İstanbul’un fethinde bir avuç paralı Frank askerin “koca Osmanlı ordusuna” nasıl kök söktürdüğünü de böylece açıklığa kavuşturmuş oluyoruz.

Osmanlı ordusu savaşmayı sevmiyor, bu hep savaşmadan ilerlemenin alışkanlığıdır.

Güzel, “Atamanoğlu Fatih”te Küçük’ün başka çıkarımları da var:

a) Osmanlı Türk değildir,

b) Osmanlılar Bizans’ta kendi topraklarındadır, öyleyse işgalci değildir,

c) Osmanlı topraklarında üç dinden yeni bir din üretme girişimi var; yani senkretik, aynı anlama gelmek üzere dinsizdirler.

Yani Osmanlılar içinde Türkler vardır, ama en az Türkler kadar “başkaları” da vardır. Türklük iddiası boşluktadır.

Osmanlılar Bizans topraklarına işgal etmeden önce yerleşmişlerdir, çünkü yerleştikleri topraklar boştur.

Osmanlıların din hanesi de boşluktadır; Mevlevilik, Babailik, Bedreddinilik akımlarından da anlaşılacağı gibi, Osmanlılar krizdeki üç “tek tanrılı dinden” yeni bir sentez çabasındadırlar.

*** *** ***
Boşluk teorisi!

Çok hoş; Türkçülüğün bizde, yüz yıldan biraz fazla bir tarihi var.

Bu tarih bize bir de özlü söz bıraktı; “Türkçüler Türk değildir” diyoruz.

Cumhuriyetin çökmesiyle birlikte “misak-ı milli” de tartışılmaya başlanmıştır ve sınırların kısa bir sürede değişmesi yüksek ihtimaldir.

Son olarak, bu tarikat ve din tartışmaları, yeni din arayışının hâlâ sürdüğünün işaretleridir.

Demek ki hepsi hâlâ boşluktadır.

Cehaleti modern çağın vebası sayabilir miyiz?

Kırılıyoruz ve cehalettendir.

Cehalet salgını acımasızca kırmakta ve Anadolu bir kez daha boşalmaktadır.


Boşluk teorisinin kesin yasasıdır, boşluk varsa mutlaka dolacaktır.

Orhan GÖKDEMİR - 23 Mayıs 2012 - Aydınlık

Son Yazılar