orhan_gokdemir_aydinlik225

Ak-Genç tiyatrosu!

Ak-Genç Abdullah ve Ak-Genç Tayyip Akıncılar Derneği içinden yetiştiler.Tayyip Bey, Beyoğlu, Fatih, sonra 1978’de İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı yaptı. Akıncılar Derneği ve MSP Gençlik Kolları içiçeydi!


12 Eylül’den önce de yürürlerdi, komünizmle mücadele dernekleri içinde devşirildiklerinden, onlar için en büyük tehlike “komünizm” idi. Derin bir korkuları vardı; komünizm gelirse camileri kapanacak, kapanmış camiler ahır yapılacaktı. Hâlâ aynı kâbusla uyandıklarını anlıyoruz. O yüzden ilk hedef komünizmi ilelebet ortadan kaldıracak bir “şeriat” kurmaktı. “Tip Tip tipsizler, Allahsız komünistler, Amerika gitsin Rusya mı gelsin, şeriaaat şeriat!” en renkli sloganlarıydı. Amerika gitmedi, Rusya gelmedi, “Tipsiz Allahsız komünistler”, çok şükür, 12 Eylül Cuntası marifetiyle bertaraf edildiler. 12 Eylül’ün karartmadığı Ak-Gençler için yol da böylece açılmış oldu.

Tarihi miras!

“Ak” işte bu tarihten bize mirastır. Necmettin Erbakan’ın “gençlik kollarına” ise Osmanlıdan miras kalmıştı. Ak-Genç’in aslı “Akın edenlerdir”; fakat Misak-ı Milli sınırları el vermediğinden, akın hep Dev-Genç’in üzerine olmuştu. Komünizmle mücadele budur.

İslam Ansiklopedisi’ne göre, en küçük Akıncı birimine “çete” denmekte, kalabalık bir grup iseler “Harami” tabir edilmektedirler. Çete, vurup kaçmakta, kaçarken ne bulduysa alıp götürmektedir. Demek ki, “Akıncılık” özü itibariyle ansızın saldırma, talan etme, esir ve mal alıp geriye sıvışmadır. Dev- Genç’in “Dev”inin “devrimci”nin kısası olması gibi, Ak-Genç’in “ak”ı da, “Akıncı”nın kısasıdır. Bu durumda “ak”ı, “alıp kaçma”nın kısası da sayabiliriz, yerindedir. Osmanlı’nın “alıp kaçanlarına” bir özenme var, “gaza” ve “cihat”, alıp kaçanların ideolojisidir.

tayyip_her_onune_gelen_ata_binebilirmi225

Attan düşmeme zorunluluğu!

Akıncılar, düşman bölgelerine ganimet için akınlar düzenleyen düzensiz süvari gönüllüleriydi. Osmanlı’nın nüfus bölgelerinin kıyısında, uçlardaydılar. Uçlar ise karmakarışıktı; kim Osmanlı, kim Bizans, kim Müslüman, kim Hıristiyan belli değildi. Bu belirsizlik, uçlardaki insan ve değer alışverişini kolaylaştırıyordu. Osmanlılar safında Hıristiyan saflarına akınlar düzenleyen pek çok Hıristiyan kökenli “alıp kaçan” vardı. Bizans safına geçmiş ve paralı askerlik yapan pek çok Müslüman “alıp kaçan”ın da bulunduğunu biliyoruz. Her ne olursa olsun, 14. ve 16. yüzyıllar boyunca Osmanlı genişlemesinin dinamosu oldular. Çeteler kurup saldırdılar, haramilik yaptılar. İşleri alıp kaçmak olduğundan, iyi biniciler arasından seçiliyorlardı; demek “Ak” olmak için attan düşmeme zorunluluğu var.

Tarihte ulema ve taassup!

Temelinin “Gazi” Osman döneminde, Köse Mihal tarafından atıldığı kabul ediliyor. Akıncılık onun çabalarıyla bir ocağa dönüşmüş, devlet kuvveti haline gelmişti. Bu durumda Köse Mihal’i ilk “Ak-Genç” kabul edebiliriz. Önce Mikhael Kosses’tir, bir Bizans “Ak-Genci” olarak Harmankaya - Hadrianoi ve havalisini ele geçirmiş, bey olmuştur. Osmanlı tarihçilerine göre Bizans Ak - Genci Kosses, bir çarpışmada Osmanlılar’a esir düşmüş, Osman Bey bu yiğit akıncıyı serbest bırakmıştır. Bunun üzerine Mikhael Kosses Müslüman olmuş ve Abdullah adını almıştır. Abdullah Mihal Gazi, geri kalan hayatını bir Müslüman “alıp kaçan” olarak sürdürmüştür. Gazi Evrenos Bey’in durumu ise biraz daha karışık. Bazı iddialara göre, adındaki Rumca “os” eki adil davrandığı Rum yerli halk tarafından verilmiş. Aşıkpaşazade’de ismi Evrenuz olarak geçmekte. Bizans tarihçileri için Avrenezis veya Verenezis’tir; ihtimal o da dönmedir.

Dönenlerin Abdullah ismini çok sevdiğini ve giderek saf değiştirenlerin Abd-ül-ilah veya versiyonlarını isim olarak almalarının bir gelenek haline geldiğini biliyoruz. “Ak”ta Abdullahlar çoktur. Paul Wittek “Osmanlı Tarihinden Yarım Asır” adlı makalesinde, “Gazilik temayülü” ile “Müslümanlık temayülü” nün Osmanlı devletinde birlikte görüldüğünü, devletin en önemli görevinin bu temayüllerden ahenkli bir idare kurmak olduğunu belirtiyor. Bu, dönenlerin aynı zamanda “koyu bir taassup” geliştirdikleri anlamındadır ve koyu taassup, dönenlerin bir daha dönmemesi için bir tür garantidir. Fakat taassup uçlarda sorun olmaya başlayınca araya “ulema” giriyor. Ulema, koyu taassup içinde olan Ak-Gençleri yumuşatarak daha müsamahakâr bir din görüşü geliştirmeye çalışıyor. Demek ki, alıp kaçan olmak için “ata binme”nin ve “ulemaya sormanın” bir gereklilik olduğu zamanlardır.

Umacı yelkeni!


Mesleklerini devlet için icra etmektedirler, devletin adamıdırlar. “Gaza” ve “cihat”ın derin dinsel çağrışımlarının ötesinde, kişisel zenginleşmeye halel getirmediğini de anlıyoruz. Alıp kaçarak mal mülk ediniyorlar ve mala mülke düşkün oluyorlar. Aksi halde neden akıncı olsunlar?

Ak-Genç Abdullah ve Ak-Genç Tayyip Akıncılar Derneği içinden yetiştiler. Tayyip Bey, Beyoğlu, Fatih, sonra 1978’de İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanlığı yaptı. Akıncılar Derneği ve MSP Gençlik Kolları içiçeydi. Akıncılarda ve partide “Osmanlıcılık” fikri hâkimdi. Sonra dernekte “Müslüman Kardeşler” rüzgarı esti, Ak-Gençler taassuba yelken açtılar. Masonluk, komünizm ve Yahudilik, Ak-Gençler için gerçek birer umacı oldu. Millî Mücadele’yi başlatanlar ki zaten Mason, Komünist ve Yahudi’ydiler, Osmanlı’yı yıkmış, Cumhuriyet’i kurarak dindarları tasfiye etmişlerdi. Ak’ın özeti budur.

tayyip_maskomyah_tiyatrosu225

Ak-Genç tiyatrosu!

Mehmet Aksoy’un “ucubesini” yerle bir ettikten sonra, Şehir Tiyatroları hedeftedir. Büyük ihtimal, Şehir Tiyatroları’nda sanatçı değil, sadece Mason ve Komünist görmektedirler. Bu durumda “gaza” ve “cihat” şarttır, artık özetle “özelleştirme” diyoruz.

Yalnız bu arada birileri Ak-Genç Tayyip Erdoğan’ın gençlik yıllarında tiyatro yaptığı bilgisini servis etti. Özel bir tiyatro kurup yönetmiş, “Mas-kom-yah” adlı piyeste de rol almıştı. Çok şükür “iyi evlat” rolündedir ve bu rol, ne mason, ne komünist, ne de Yahudi olmadığına delalet etmektedir. “Mas-kom-yah”, Mason-Komünist-Yahudi’nin kısasıdır ve Ak-Gençler Ankara Palas’ta oyunu sergileyince Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Şevket Kazan ve Oğuzhan Asıltürk’ten büyük alkış almıştır.

Kenan Evren de izleyip beğendi mi bilemiyoruz. Kaçırdıysa üzülmesin; az kaldı, bütün ülke Ak-Genç tiyatrosuna dönüşmek üzere!

Orhan GÖKDEMİR - 08 Mayıs 2012 - Aydınlık

Son Yazılar