bor_madeni225

Bor’un pazarı geçmeden…

Konumuz, “Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit Madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen 2840 Sayılı Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı.”


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından imzalanan bu tasarı, 5 Mart 2012tarihinde Başbakanlığa iletildi. Başbakan’ın imzasıyla da, 20 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na gönderildi.

Yapılmak istenen değişikliğin ne olduğunu anlayabilmek için yasanın ilk haline bakalım.

2840 sayılı yasa, “Devlet eliyle işletilecek madenleri” tanımlamaktadır. Yasanın 2. maddesinde, “Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır” hükmü yazılıdır.

Bu madenler için “6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir.” denilmektedir.

Yapılan düzenlemeler sonucunda 1978 yılına kadar yerli ve yabancı özel şirketler eliyle işletilen bor madenleri, bu tarihte 2172 sayılı yasa ile Etibank’a devredilmiştir.

1983 yılında ise, 2840 sayılı Kanun ile “bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılacağı” hükme bağlanmıştır. Bor madenleri, 1985 yılında çıkarılan 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmış, ancak 2840 sayılı Kanun hükümleri saklı tutulmuştur.

Şimdi ne yapılmak isteniyor?

Car olan yasanın 2. Maddesinden “Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi, devlet eliyle yapılır” hükmü kaldırılıyor. “Bu madenlerin üretilmesi ve zenginleştirilmesi, teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürülebilir” hükmü getiriliyor.

Bakana göre, “Bu işlem taşeronlaştırma. Devlet, Bor madenini çıkartma işlemini taşeron firmalara yaptıracak.”

Bu arada Bor’un yasal sahibi olan Eti Maden İşletmeleri AŞ, bağlı işletmeleri ile beraber kiraya verilecek. Söylenen ise “satılmıyor, 3 yıllığına kiralanıyor.

Ama yasaya bir ek daha konuluyor. “Üçüncü şahıslara gördürülecek işlerin ihale süresinin üç yıldan fazla olması durumunda, konuya ilişkin talepler Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.”

Bu iş, 3 yılla sınırlı değil. 49 yıla kadar kiralama sürebilecek.

Eti Maden İşletmeleri AŞ zarar eden bir işletme mi? Tabloya bakıp kararı siz verin.

Bu durumda yanıt aramamız gereken sorular;

Eti Maden İşletmeleri AŞ neden elden çıkartılıyor?

Kim işletecek?

Bu soruların yanıtı ise tam bir hikaye.

16 Haziran 2005 tarihinde Canberra/Avustralya’da Devlet Bakanı Kürşat TÜZMEN tarafından “Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma ve Ek Protokol” imzalanmıştır.

Anlaşma 23 Eylül 2009 tarihinde Bakanlar Kurulunca onaylanmış ve 05 Ekim 2005 tarihinde de TBMM Başkanlığına gönderilmiştir.
Bu anlaşma, 6-10 Aralık 2005 tarihinde Başbakanın Avustralya’yı ziyaretinde de konuşulmuş.

21.05.2008 tarihinde Başbakan’a yöneltilen bir soru önergesine 21 Temmuz 2008 tarihinde cevap veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi GÜLER “Avustralya Büyükelçimiz, beraberindeki elçilik yetkilileri ve BHP Billiton firmasından iki yetkili 6 Eylül 2005 tarihinde Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda, üretim ve verim artışı sağlayabilecek yeni teknolojik metotlar konusunda işbirliği imkanlarının araştırılması konusunda mutabık kalınmış, bilahare firmanın talebi üzerine 24 Kasım 2005 tarihinde Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde iki tarafın temsilcilerinin katılımıyla ikinci bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda taraflar kendi iştigal alanları konusunda karşılıklı bilgi alış verişinde bulunmuşlardır” diye cevap vermiştir.

Söz konusu anlaşma ve buna bağlı ek protokol TBMM’ce 07 Nisan 2009 tarih ve 588 sayılı Kanunla uygun bulunarak 14 Nisan 2009 tarih ve 27200 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Bu anlaşmanın eklerinin 10. maddesinde “Türkiye’nin İzmir bölgesinde potansiyel bir yatırımcı olan BHP Biliton’un, Türkiye’nin dünya rezervlerinin yüzde 70′ine sahip olduğu boratlar ile ilgili olarak madencilik, işleme/zenginleştirme ve pazarlama dahil olmak üzere uzun vadeli planları” olduğunu belirtilmiştir.”

Özetle, 16 Haziran 2005 tarihinde Avustralya’da imzalanan, 7 Nisan 2009 tarihinde TBMM de onaylanan bu anlaşma ve ek protokolündeki “BOR madeni” ile ilgili maddesinin yürürlülük tarihi 2012 yılı imiş…

Görünen gerçek, BOR MADENİ “özelleştirilerek” SA-TI-LI-YOR.

Durup düşünelim. İsterseniz şapkamızı da önümüze koyalım.

Neden böyle ince bir yol izlenerek, saman altından da geçirilerek Bor’u satıyorlar?
Sümerbank’ı, Telekom’u satarken davul çalanlar, bu sefer neden çaktırmadan, kimseyi uyandırmadan satmaya çalışıyorlar?

Bu soruların yanıtını bulmak için Bor madeninin ne olduğunu bilmek gerek.

Bor madeni Türkiye için neden önemli?

Dünya rezervinin %72’sine sahibiz,
Bilinen Bor rezervimiz 3,5 milyar ton ve kalitesi yüksek,
Ham Bor’un fiyatı 150 – 300 $/ton,
İşlenmiş Bor’un fiyatı 400 – 800 $/ton,
Dünyada yılda üretilen Bor’un %40’ı bize ait,
İhracat gelirimiz 855 milyon $/yıl
Bor yaşamın her alanında kullanılan bir maden,
Geleceğin enerji kaynağı olarak görülüyor.

Bor’u nasıl değerlendiriyoruz?

En fazla 300- 400 metreden çıkartıyoruz. Daha derinlerdeki rezervlerimizi bilmiyoruz.
Etibank olarak işliyor ve dışarıya satıyoruz.
Ülkemize gelir sağlıyoruz.

Bor’u kimlere satıyoruz? Yüksek teknolojiye sahip uluslar arası şirketler (ÇUŞ).

Kullandıkları alanlara göre Bor kullanarak, 30-40 katından 1000 katına kadar çıkıyor. Arabaların kasalarından roket yakıtına, izolasyon maddelerinden kimyasal gübre veya deterjan imalatına kadar her alanda kullanıyorlar.

Son bir bilgi daha, Dünya rezervinin %72’si bizim olan Bor’un dünyadaki fiyatını biz değil, sattığımız ÇUŞ’lar belirliyor.

En sıradan akla sahip bir kişi bile, “Bu kadar değerli ve önemli bir madeni neden elden çıkartıyoruz” diye sormaz mı?

Ben de bilenlere sordum. Maden mühendisleri odası başkanı Mehmet Torun ve maden mühendisi (2000-2002, Eti Pazarlama AŞ genel müdürü) Ümit Uncu, Bor’un hikayesini anlattılar. (10.04.2012 – Kanal B, Ortak çözüm programı. “www. kanalb.com.tr” adresinde program arşivden izleyebilirsiniz.)

Bu programın sonunda ülkemizde oynanan oyunu bir başka boyutu ile bir kez daha görüyorsunuz. Tabloya biraz yukarıdan bakalım.

Seçimlerden bu yana daha bir yıl bile dolmadı ama art arda gelen KHK’lerle Devletin yönetim anlayışında, kamunun görev ve sorumluluk alanlarında ve özellikle de ekonomi alanında büyük değişiklikler yapılmakta.

Gittikçe artan dış borcumuz ve dış ticaret açığımız ile cari açıktaki yükseliş, ekonomimizin girdiği sıkıntının temel göstergeleridir.

2008 krizine kadar büyük oranda dışarıdan gelen parayla dönen ekonominin çarklarını çevirebilmek için yeni kaynaklar yaratılmaktadır.

Bu kaynakların bir tanesi (her zaman olduğu gibi), vergiler ve benzine, doğalgaza, elektriğe kısacası kullandığımız her maddeye yapılan zamlardır.

İkinci olarak da birbirine bağlı olarak getirilen “afet riskli alanlarda kentsel dönüşüm yasası,” orman arazilerinin satışını sağlayan “2B yasası” ve “Yabancılara toprak satışı yasalarıdır.” Yani topraklarımızı satarak ekonomiye para kazandıracağız. Beklenti 400 milyar doların üstünde…

Şimdi ise sırada, toprak altı zenginliklerimizin, madenlerimizin, Bor madenimizin satışı var.

Fabrikalarımız, santrallerimiz, limanlarımızı, bankalarımızı, telefonumuzu sattık. Yetmedi. Şimdi de topraklarımızı ve madenlerimizi satacağız.

Kenya’nın Kurucu Devlet Başkanı Kenu Kenyattu’nun anlattıkları bize ders olabilecek mi? “Beyaz adam elinde İncil’le Afrika’ya geldi ve toprağın sahibi olan siyah adama dua ederken gözlerini kapatmasını söyledi. Siyah adam gözlerini açtığında, beyaz adamın toprağa, kendisinin ise yalnızca İncil’e sahip olduğunu gördü.”

Bu yolun sonu nereye varacak?

Yarın satacak bir şeyimiz kalmayınca, ne yapacağız, diye düşünmek, düşünmekten de öte sorgulamak zorundayız.

Madenler, Bor madeni bu ülkede yaşayan herkesin malıdır. Yani bu sorun ne sadece maden mühendislerinin ne de işçilerin sorunudur, hepimizin sorunudur.

Maden Mühendisleri Odası, Petrol İş sendikası bu yasa değişikliğine karşı büyük bir mücadelenin içindeler. Maden Mühendisleri Odası tüm milletvekillerine mektup da gönderdi.

İsterseniz her iki kuruluşun sayfalarına girip bilgi alabilirsiniz.

Ötesinde “ne yapabiliriz” diyenlere bir önerim var:

Sizler de bulunduğunuz ilin tüm milletvekillerine, özellikle de iktidarın milletvekillerine mektup, telgraf, e posta gönderebilirsiniz. “Millet olarak vekilinizden bu yasa değişikliğinin yapılmasını onaylamadığınızı” söyleyebilirsiniz.

Bu kadar-cık bir işi bile yapamayanlara, Rıfat Ilgaz’ın “Aydın mısın” şiirinin son mısraları yanıt olsun.

“Benden geçti mi demek istiyorsun

Aç iki kolunu iki yanına

Korkuluk ol…”


Tevfik KIZGINKAYA - 12 Nisan 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar