azerbaycan_ne_mutlu_turkum_diyene225

İran işgali altındaki Azerbaycan ve Hocalı Katliamı!

Azerbaycan’ın işgali denilince hep bugünkü Azerbaycan Toprakları ve Dağlık Karabağ, işgalci olarak da hep Rusya ve Ermenistan aklımıza gelmektedir.

Doğrudur, Rusya ve Ermenistan da Azeri topraklarını dün ve bugün işgal eden iki devlettir ama Azerbaycan topraklarının asıl işgalcisi İran İslam Cumhuriyeti’dir. Ancak ne var ki; bu gerçek, Türk insanının gözünden sürekli kaçırılmaya ve Azerbaycan topraklarındaki İran işgali her nedense hep görmezden gelinmeye ve mazur gösterilmeye çalışılmaktadır.

Öte yandan bilindiği gibi Rusya, 1990’lı yılların başından itibaren şu ya da bu şekilde işgal ettiği Türk topraklarından büyük ölçüde çekilmiş ve Türk devletlerinin istiklallerini tanımak durumunda kalmıştır. Böylece en azından resmen olmak üzere; Azerbaycan ve diğer bazı Türk toprakları, Rus boyunduruğundan kurtulmuş bulunmaktadırlar. Elbette Rusya, özellikle yapmış olduğu ikili ve çok taraflı anlaşmalarla, bağımsızlıklarını tanıdığı bu ülkelerdeki etkisini ve söz hakkını bir şekilde devam ettirmeye devam etmektedir.

Rusya’nın Azerbaycan topraklarındaki işgali resmen sona ermiştir ama onun yerini bu sefer Ermenistan almıştır. Ve Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarındaki işgalinin arkasındaki desteğin Rusya olduğu bugün ayan beyan bilinmektedir. Esasen Ermenistan ile Azerbaycan arasında 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşması da Rusya’nın dayatmasıyla imzalanmıştır. Böylece Rusya, Ermenistan’ın, Azerbaycan’daki iç karışıklıklardan da istifade ederek bir oldu bittiyle Azerbaycan topraklarını işgal etmesine göz yummuş ve destek vermiştir. Özetle, günümüzde Azerbaycan toprakları, aralarından su bile sızmayan iki müttefik olan İran ile Ermenistan arasında paylaşılmış bulunmaktadır.

Okuyucularımız için küçük bir hatırlatma yapalım, Rus Çarlığı’nın tarihi politikası olan güneye, yani sıcak denizlere sarkma siyaseti çerçevesinde Azerbaycan’ın da içinde bulunduğu Kafkasya bölgesini işgal edip İran topraklarına dayanması üzerine İran ile Rusya arasında 1804-1813 yılları arasında çetin savaşlar yaşanmış ve bu savaşlar İran’ın yenilgisiyle sonuçlanmıştır. 1813 yılında yapılan Gülistan ve arkasından 1828 yılında yapılan Türkmençay anlaşmalarıyla bugünkü, daha doğrusu 1990’lara kadar varlığını koruyan Rus-İran sınırı çizilmiştir. 1828 yılında imzalanan Türkmençay anlaşması, bir yıl sonra 1829 yılında imzalanan Edirne Anlaşmasıyla Osmanlı İmparatorluğu’na da onaylatılarak uluslar arası bir anlaşma haline gelmiştir. Genel olarak ifade edecek olursak, Türkmençay anlaşması ile Bakü merkezli Kuzey Azerbaycan Rusya’da kalırken, Tebriz merkezli Güney Azerbaycan İran’ın egemenliği altına girmiştir. Dolayısıyla 1990’lı yılların başında Azerbaycan’ın kuzeyindeki Rus işgali resmen sona ermekle birlikte, Güney Azerbaycan’daki İran işgali 1828 yılından beri yaklaşık iki asırdır resmen ve fiilen sürmektedir.

90’lı yılların başında Rusya, Azerbaycan’dan çekilmesine çekilmiştir de bu bölgeyi her nedense tek başına Azerilere bırakmak da istememiş ve boşalttığı Azerbaycan topraklarının bir kısmını Ermenilere teslim etmiştir. Böylece Rusya, yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından çok zengin olan Azerbaycan topraklarını, büyük Türk Dünyası ile bütünleşecek olan Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bırakmayıp Ermeniler kanalıyla bu zengin toprakları kontrol altında tutmaya devam etmek istemiştir. Kanaatimizce bu gün ABD için İsrail neyse, Rusya için Ermenistan da odur. Yani Ermenistan, Rusya’nın Kafkasya’daki en büyük üs bölgesidir. Rusya, İran ve Türkiye gibi bölgenin iki büyük ülkesini ve tekmil orta doğuyu bir ileri karakol olarak gördüğü Ermenistan üzerinden izlemeye devam etmektedir.

Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali, gerçekten de son derece kanlı olmuştur. Bu kanlı işgalin doruğa çıktığı kent de galiba Azerbaycan’a bağlı Dağlık Karabağ’daki Hocalı kentidir. Azerbaycan’ın 18 Ekim 1991 yılında istiklalini ilan etmesiyle birlikte, elbette Rusya’nın bir oyunu olarak ülkede bir takım iç kırışıklıklar ve güç savaşları başlamıştı. İşte bu iç karışıklıkları ve Azerbaycan’ın, 26 Kasım 1991’de, zaten kendi toprağı olan Dağlık Karabağ’ın özerklik statüsünü kaldırıp, bu bölgenin yönetimini doğrudan Azerbaycan merkezi yönetimine bağlama kararı almasını fırsat bilen Ermenistan, aynı yıl Laçin Koridoru da denilen, Dağlık Karabağ ile Ermenistan arasında kalan Azerbaycan topraklarını ele geçirmek suretiyle Dağlık Karabağ’la Ermenistan arasında stratejik önemi olan bir güzergâh elde etmiş oldu. Arkasından 18 Şubat 1992’de Hocavend’i ele geçiren Ermenistan, 26 Şubat 1992 tarihinde Karabağ’daki Hocalı şehrinde insanlık dışı bir katliamın altına imza atmıştır.

Ermenistan bu katliam sırasında bir rivayete göre; 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 sivil Azerbaycan Türkü katledilmiş, 487’si ağır yaralanmış, 1275’i rehin alınmış ve 150’si de ortadan kaybolmuştur. Kaybolanları da öldürülmüş olarak mütalaa etmek herhalde yanlış olmayacaktır.

Ermeni işgali sadece Ermenilerle Azerilerin birlikte yaşadıkları ve Azeri toprağı sayılan Dağlık Karabağ ile sınırlı kalmamış, Ermeniler Karabağı yönetimleri altına aldıktan sonra bu sefer, Ermenistan ile Karabağ arasındaki Azerbaycan topraklarını işgale başlamışlardır. Bu işgal çerçevesinde Ermenistan, 1992-1993 yıllarında olmak üzere, sırasıyla Şuşa, Laçin, Kelbecer, Ağdam, Fuzuli, Zengilan, Cebrayil ve Kubadlı şehirlerini ele geçirmiştir(bkz. http://bpakman.wordpress.com/dunya/ermenistan-siniri-acilacak-mi/azerbaycan-topraklarinin-isgali/).

Bu işgaller üzerine Azerbaycan Türkü ve eski Sovyetler Birliği Komünist Partisi Polit Büro üyesi de olan Haydar Aliyev, Rusya tarafından Azerbaycan halkı için adeta bir kurtarıcı olarak gösterilmeye başlanmıştır. Bunun üzerine bir Türk Milliyetçisi olan ve Azerbaycan’ı, tamamen Rus yörüngesinden çıkartarak büyük Türk dünyası ile entegre etme azminde olan Ebulfeyz Elçibey iktidardan uzaklaştırılmış ve yerine Haydar Aliyev Azerbaycan Devlet Başkanı yapılmıştır.

Aliyev yönetimi ise, kendilerini iktidara getiren Rusya’nın baskısıyla 5 Mayıs 1994 tarihinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Ermenistan-Azerbaycan Ateşkes anlaşmasını imzalamak zorunda kalmıştır. İşte o günden bugüne Kuzey Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü Ermeni işgali altındadır. İlginçtir; ne işgal altıdaki toprakların kurtarıcısı görülerek sözüm ona %99 oy desteği ile iktidara getirilen Haydar Aliyev ve ne de ölümünden sonra onun yerine geçerek resmen Aliyev hanedanlığını kuran oğul İlham Aliyev, işgal altındaki toprakları kurtarmak için ciddi hiçbir çabanın içine girmemişlerdir.

Ermenistan’ın işgal etiği topraklardan zorla sökülüp atılan yüz binlerce Azeri Türkü ise Azerbaycan’ın diğer bölgelerine göç ederek, hem de“Kaçkın” sıfatıyla halen yaşam mücadelesi vermeye devam etmektedirler. Üç beş milyon Yahudi bugün nasıl 400 milyonluk koskoca Arap dünyasına ferman okuyorsa, aynı sayıdaki Ermeni de yine 300-400 milyonluk Türk dünyasına ferman okumaya devam etmektedir. İsrail’in Filistin ve Suriye topraklarını işgal altında tutması 400 milyonluk Arap dünyası için nasıl utanç vesilesi ise, Azeri topraklarında hüküm süren Ermeni işgali de, yüzlerce milyonu bulan Türk Dünyası için kesinlikle bir utanç vesilesidir.

Ve ne ilginçtir ki; İsrail’in bölgedeki en büyük müttefiki nasıl bir İslam ülkesi olan Mısır ise, Ermenistan’ın bölgedeki en büyük müttefiki de yine bir İslam ülkesi olan İran İslam Cumhuriyeti’dir.

Zira tam iki asırdır tekmil Güney Azerbaycan’ı işgal altında tutan İran İslam Cumhuriyeti ile 1991’den beri Kuzey Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümünü işgal altında tutan Ermenistan, şu anda tam bir ittifak halinde olup, bu ittifak perde arkasından Rusya tarafından da desteklenmektedir.

Kayda değer bir bilgi midir emin değiliz ama 1997 yılında Azerbaycan’a yapmış olduğum bir iş gezisinde bana anlatılan şudur: Ermeniler, işgal altında tuttukları Azerbaycan’ın Kelbecer bölgesinde toprak olarak çıkarttıkları altın madenini, kamyonlarla İran’a göndermekte ve İran rafinerilerinde altına çevirterek buradan kendileri için önemli bir kaynak yaratmaktadırlar. Çünkü Azerbaycan’ın Kelbecer şehri ve civarı altın madeni bakımından oldukça zengindir.

Başta 26 Şubat 1992 tarihinde Hocalı’da şehit edilenler olmak üzere, bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, sizleri Türk’ün ne olduğunu, daha doğrusu ne olması gerektiğini çok güzel açıklayan ve vaktiyle Emin Bülend Serdaroğlu isimli şair tarafından yazılmış küçük bir şiirle baş başa bırakıyorum:

DEV ŞARKISI


Türküm ben, Oğuz nesli benim nesl-i vakurum,
“Altay”lara bağlar beni alnımdaki nûrum.
Parlak güneşin doğduğu yerlerde doğan ben,
İlk âteşi içtimdi bir arslan memesinden.
Şâhin gibi cenk atları kişnerken, uyandım,
Ejder gibi kaplanları boğdum, oyalandım.
Yalçın döşeğim vardı küheylân yelesinden,
Aldımdı bu sert ismimi gök gürlemesinden.
Türküm ben, Oğuz nesli benim nesl-i vakurum,
“Altay”lara bağlar beni alnımdaki nûrum.


Ömer SAĞLAM - 25 Şubat 2012 - AntiGazete

Son Yazılar