dink_cinayeti_sorusturmasindaki_polis_seflerinin_sicili225

Cemaatin dostları Hrant’a karşı!

İlk açıklamaların tersine, Türkiye’de siyaseti ve “hukuku” ciddiyetle takip eden kimse, Hrant davasının sonucuna şaşırmıyor; burada ilginç bir durum yok. Ama Hrant davası sürecinde ilginç bir fenomenin doğuşuna da tanık olduk: “Arkadaşlar”.


Hrant‘ın katlinden hemen sonra ortaya çıkan bu grup, büyük oranda liberal, sol liberal, kısacası iktidar yanlısı, Kemalizm düşmanı yazar ve ünlülerden oluşuyordu.

Bunlar, davanın vitrinine yerleşmekte hiç gecikmediler. Hrant adına ödüller dağıttılar, yurtdışı konferanslara çağırıldılar, televizyon televizyon gezdiler, cumhuriyete hakaretlerini eksik etmediler.

Şimdi karar sonrası, Hrant'ın katli konusunda televizyonlarda iktidara öğütler vermeyi sürdürüyorlar. Oysa, davanın sonucu açıklanınca, aslında hiçbir etkileri, hiçbir güçleri olmadığı ortaya çıkmıştı. Peki acaba gerçekten bir etkileri olmadı mı? Görünen o ki, olumlu yönde değilse de bir etkileri oldu ve bu "istikrarlı" etkilerini anlamak için söyle bir adım geri atıp tabloya yeniden bakmak yeterlidir.

Liberal sarmaşık!

Dink ailesinin çevresini saran bu liberal sarmaşığın bileşenleri, Hrant Dink davasında mahkemenin örgüt bulamamasına çok şaşırmışlar. Onlara göre AKP bu davayla "devletin cinayet işleme geleneğiyle" uzlaşmış oluyor, ilk açıklamaları budur. Üzüntüyle ekliyorlar: "Bizimle dalga geçtiler, dalgaların büyüğünü bugüne saklamışlar". Avukat ve arkadaşlarda bir hayal kırıklığı seziliyor.

Nasıl hayalleri yıkılmasın?

Yıllar yılı Zaman gazetesinin kapısında yatan Ufuk Uras, mahkeme kararlarını açıklanmadan bilmekle ünlü cemaat medyasından Dink kararını önceden öğrenememiş olmasına bozulmasın da neye bozulsun?

Avukat Fethiye Hanım'ın da geri kalır yanı yoktur: Karar açıklanmadan iki gün önce, Yeni Şafak gazetesine demeç veriyor, davanın "Ergenekon" davasıyla ilişkilendirilmemesine içerliyor, katili İttihat ve Terakki zihniyetinde arıyordu.

Herhalde, davayı muhbir basın nezdinde kazandığını düşünüyordu. Kuşkusuz patetik bir durumdur.

Tabii ilk olarak, burada bu liberal lobinin, Hrant davasının sonucunu hâlâ ve özenle iktidarın ideolojisine, yapısına değil, iktidarın "geleneksel ideolojiyle" ittifak etmiş olmasına bağlaması dikkat çekicidir.

Başka deyişle, Türkiye tarihinin en cumhuriyet karşıtı, en Kemalizm düşmanı iktidarı, emniyetiyle, adli tıbbıyla, bilişim kuruluşlarıyla bu davanın yürütülmesine engel mi oluyor, bunları da "cumhuriyet ideolojisi" yapmıştır. Bunların Kemalizme kinle yoğurulmuş düşünce organları bu kadar işlemektedir.

Yalnızca Kemalizme mi?

Öğrendiğimize göre bu durumdan rahatsız Ermeni topluluğu arasında adı, 'cemaatin aparatciki'ne çıkan Etyen Mahcupyan, önceki gün "PKK olmasa AKP cinayeti çözerdi" buyurdu. Anlaşılan, Hrant'ın cenazesi üzerinden bir yandan Ergenekon'a, bir yandan KCK'ya sıçranmamış olması da Hrant Arkadaşları'nı huzursuz etmektedir. Bilemiyorum, bu düşünceyi izleyen biri Hrant'ın kanına bakıp "bundan daha siyasal kampanya çıkar" dediğinde şaşmamak gerekir.

Nitekim, dün, taraftar Star gazetesi, "Ergenekon'la bağlantı" iddiası ortaya atan savcının, karara itiraz edeceğini eklemiştir, tutarlıdır.

Hayaletlerle savaşan "Arkadaşlar"!

Hrant'ın Arkadaşları, dava boyunca ve karardan sonra kamu kanaatinin dikkatini İttihat ve Terakki, Ergenekon gibi hayalet örgütlere çekmekle ne büyük bir vebal üstlendiklerinin farkında görünmüyor.

Anımsatırız: Bugün Ergenekon'a yardım yataklıktan şüpheli, mahpus, gazeteci Nedim Şener "Dink Cinayeti ve istihbarat Yalanları" adlı kitabında, Dink'i öldürenin devlet ve emniyet içinde örgütlü malum cemaat olabileceğini, çok somut biçimde ortaya koyuyordu. Şener, mahpusluğunu bu kitaba borçlu olduğundan kuşku duymuyor; biz de duymuyoruz. Bu somut bilgiler karşısında hayaletlerle oyalanmanın sorumluluğu Arkadaşların üzerlerine yazılmıştır.

Agos : "Emniyet cinayeti çözmek istiyor!"

Nedim Şener bu tür somut bağlar üzerinden ilerlediği dönemde, cemaat gazetelerinin ve ortaya çıktığı üzere polis soruşturmalarının hedefi haline gelmişti; aynı dönemde ise Hrant Arkadaşları, birkaç yıl üst üste Taraf gazetesi'ni ve Ahmet Altan gibi bir persona-non-grata'yı ödüllendirmeyi seçtiler; sanki cinayetin aydınlatılmasını isteyen dürüst insanlarla "dalga geçiyor", inatla bir lobi oluşturuyorlardı. Bütün bu yaptıklarına bakınca, cinayeti aydınlatma yönünde mi yoksa karartma yolunda mı daha etkili oldukları sorusu kaçınılmazdır.

Bu sırada, bu "Arkadaşların", Hrant'ın katillerinin ilham aldığı siyasal partiyle referandumda aynı safta "evet" kampanyası düzenlemiş olmaları "nizam-ı alem" ufuklarını göstermesi bakımından önemliyse de yerimiz dar, uzun değinmiyorum. Ama Hrant'ın katledilişinin dördüncü yıldönümünde, 21 Ocak 2011 tarihli Agos gazetesinin birinci sayfası tutumlarını tartışmaya yer bırakmayacak biçimde sergilemektedir; Hrant'tan sonra Etyen Mahçupyan ile Rober Koptaş gibi muhafazakar ve liberal kimselerin eline düşen Agos gazetesi, Zaman Gazetesi'nden bir Fethullahi yazarla söyleşi yapmış; söyleşiyi birinci sayfasında, "Emniyet davayı çözmek istiyor" manşetiyle vermekten geri durmamıştı.

İronik olmalı: O sırada kitleler, Agos'un önünde, davanın karartılmasını protesto ediyorlardı.

Herhalde rahatlıkla söyleyebiliriz: "Faili meçhul cinayetler" tarihimizde, kurbanın "arkadaşlarından" böyle istikrarlı bir iktidar ve emniyet övgüsü görülmemiştir.

Lobinin Gül'ü!

Referandumlu yargı, "evetçi" Hrant arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratsa da, iktidarın her zaman bu sevgiyi karşılıksız bıraktığını söylemek de doğru olmaz. Nitekim, Gül, 18 Ocak akşamı, "bu dava bitmedi" yollu açıklama yapmış durumdadır. Şimdi iş yeniden Hrant arkadaşlarına düşüyor: Hemen yarın Abdullah Gül'ün kapısını çalmalı, ricacı olmalıdırlar.

İnsan bu tablo karşısında düşünmeden edemiyor: Hrant'ın yerde kalan kanı ne bereketliymiş. Önce bir takım liberal-muhafazakar "arkadaşların" kariyerini besledi. Şimdi Ergenekon ya da KCK gibi diğer hukuksuzluk dalgalarını, belki de Gül'ü kahraman yapma kampanyasını besleyecektir. Lobinin tıyneti, işte budur.

Hrant yetimhanede büyümüş, sosyalizmle yetişmiş, yoksul bir Ermeni yurttaşımızdı; emekçilere özgü bir tutumdur, dürüstlüğe çok önem verirdi. Ermeni diasporasının Türklere yönelik kindarlığına hep itiraz ediyordu. Malum yazısında Türklüğe kesinlikle hakaret etmemişti. Çarşamba günü Avukat Turgut Kazan'ın çok güzel açıkladığı gibi, onu Türklüğe hakaretten mahkum eden, mahkumiyette ısrar eden hakimler, AKP iktidarında çeşitli yollarla taltif edildiler; Hrant lehine görüş bildiren Cumhuriyetçi savcı, Ömer Faruk Eminağaoğlu ise iktidarın gazabıyla ve AKP Taraftarı "Hrant arkadaşlarının" ideolojik salvolarıyla mücadele ediyor.

Ne diyelim: İki kere talihsiz kardeşimiz Hrant; insanın böyle dostları oldukça düşmana ihtiyacı yokmuş, öğreniyoruz.

Belki de cenazenin üzerinden, tarihte az bulunur bir komplo dönüyor.

Ama tabii suçun bir kısmı da seni böyle arkadaşların eline bırakan gerçek yurtseverlerdedir, özrü bulunmuyor.

Güney YAMAN - 20 Ocak 2012 - Aydınlık

Son Yazılar