hortlayan_ortacagin_panzehiri_kubilay_2_225

Hortlayan Ortaçağ’ın panzehiri : Kubilay!

Toprağa düşen her kahraman bir destandır
Kubilay bir destanın adıdır, kahramanlığı anlatır.
Kubilay bir türkünün adıdır yiğitliği söyler.
Söylenir yüreklerden yüreklere…
Kanımız Kubilay gibi kaynıyor,
Onun gibi heyecanla sarılıyoruz vatanımıza.


İrtica heveslisi bir güruhun üç vatan evladımızı hunharca katledişlerinin üzerinden 81 yıl geçti. Toprağa düşen üç şehidimiz cumhuriyet ve vatan için toprağa düştüler. Ölümü hiç tereddüt etmeden kahramanca karşıladılar.

Seksen bir yıl sonra bugün, uğruna toprağa düşülen cumhuriyetten eser kalmamış, vatanımız fiilen bölünmüştür. Gericilik, iktidar koltuklarına oturtulmuştur. Artık tek yolun şeriat olduğu gazete manşetlerinden ilan edilebilmektedir. İngiliz emperyalizmine el pençe divan duran, millicilerle hiçbir bağı bulunmadığına dair İngilizlere namus sözü veren Abdülmecid efendiler bizzat TBMM’nin düzenlendiği etkinliklerle meclis çatısı altında anılabiliyor….

Ortaçağ kafalılara özgürlük tanıyanların TGB’nin 23 Aralık’ta bütün Türkiye’de düzenleyeceği “Kubilay gibi hazırız” etkinliklerine aynı özgürlüğü tanımadığını hep birlikte göreceğiz. Çünkü bugün “özgürlük” kavramı da tıpkı “demokrasi” kavramı gibi iktidar sahibi olan küreselleşmecilerin oyuncağı durumundadır.

Derviş Mehmetlerin iktidar olduğu bir ülkede özgürlük olmaz. Dolayısıyla 21. Yüz yılın Derviş Mehmetlerine özgürlük tanımak tehlikelidir. Çünkü gericilerin özgürlüğü Kubilay’ın kafasını kesme özgürlüğüdür, yurtseverleri Silivri zindanlarına tıkma, kadını çarşafın içine sokarak toplumsal yaşamın dışına atma özgürlüğüdür. Gericilerle “özgürlük eylemleri”ne katılan Ufuk Urasların, “yetmez ama evet”çilerin göremediği budur.

Araştırırsanız Ufuk Uraslar ve “yetmez ama evet”çilerin gericilerle kol kola “özgürlük” eylemlerine katıldıklarını görürsünüz. Bugün durdukları nokta ortadadır. Fethullah’ın solcusu konumundadırlar. Gericilerle dans edenler gericilere benzerler. Eee ne demişler ya huyundan ya suyundan…

Gerici kime denir?

“Gericilik”le neyin kast edildiği toplumumuz tarafından tam bir muammadır. Bazı aklı evveller, namaz kılan Müslüman’ı gericilikle itham etme zavallılığına düşüyor. O vatandaşımızda bu nitelendirmenin rahatsızlığını yaşıyor. Sanıyor ki kastedilen kendisidir.

Dini vecibesini yerine getiren kişi gerici değildir. Camiye giden namazını kılan, ülkesini seven ve bağımsız bir Türkiye’yi kuramazsak namazın kıldırtılmayacağını bilen kişiye gerici denilemez. Gerici, halkı ezenler, kandıranlar, dilenme ekonomisi yaratarak köleliğe mahkum edenlerdir.

Kubilay ve arkadaşları!

Menemen Olayı denilince sadece Kubilay’ın ismi hafızalarda canlanıyor. Birazcık bilenler “Kubilay ve iki bekçi şehit oldu” deme başarısını gösteriyor. Bu ifadeleri yetersiz buluyoruz. Doğrusu “Kubilay ve arkadaşlarının şehit edilmiş” olmalarıdır.

Halktan iki kişi şehit edilmiş olsaydı da durum değişmeyecekti. “Yalnız bir kavgayı paylaşanlar arkadaş olabilirler” diye yazmıştı Deniz Yıldırım ağabeyim Silivri’den gönderdiği mektubunda. Kubilay ve arkadaşlarının kavgası cumhuriyet ve vatan kavgasıdır. Öyleyse arkadaştırlar. Tıpkı dünyanın 60 ülkesinde “Atatürk’ün gençliğe hitabesinde buluşan’’ TGB’liler gibi. Tanımasak, görmesek bile arkadaşımızdırlar.

Kubilay’la birlikte şehit edilen iki bekçimizin (Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki) isimlerinin ve yaşamlarının öğretilmesi de önümüzde duran bir görevdir.

Gericilikle emperyalizm daima kol kola!

İrticacıların arkasında 1930’da İngiliz emperyalizmi yer aldı. Bugün de dünyanın en büyük emperyalisti ABD var. Dün İngiliz’in emrine girenler, bugün ABD’nin hizmetine girmişlerdir. Gericilik emperyalizmin çocuğudur. Arkasında her zaman emperyalizm vardır.

Gericiliğe karşı mücadele, emperyalizme karşı olmadan verilemez! Bu gerçek özgürlüğü sağlamanın, gericiliği defetmenin tek yolunun bağımsızlığımızı kazanmaktan geçtiğini gözler önüne sermektedir.

AB aday üyeliğinden çekilmeden, ABD boyunduruğundan kurtulmadan Türkiye’yi eşbaşkanlardan, ABD’yle 2 sayfa 9 madde hizmet sözleşmesi imzalayan işbirlikçilerden kurtarmadan gericiliğin kökünü kurutamayız.

Kırmızı Beyaz’ın aralık sayısında Çağdaş Cengiz ve Özer Erdoğan arkadaşlarımızın birlikte kaleme aldıkları “Aklın Gizli Esareti” başlıklı yazıyı okuyunca kafama dank etti. 1930 yılında gericilik ve emperyalizm iktidar olsaydı ne olurdu?

Kubilay ve arkadaşlarının şehit edilişleri tıpkı Muammer Kaddafi’nin “Allah-u Ekber” çığlıkları eşliğinde şehit edilişinin izlettirilmesi gibi TV ekranlarından gösterilirdi. Gözlerinizi kapatın ve düşünün üç kahraman arkadaşımız cumhuriyet ve vatan için hunharca şehit ediliyor. Televizyonlarda da bu izletiliyor. İçiniz ürperdi, tüyleriniz diken diken oldu değil mi?

Mücadelede rahatını bozmamak için seyirci konumunda olan tanıdıklarımız var. Süreç zorlaşmıştır, yobaz takımı kendisi gibi düşünmeyen kimseye hayat hakkı tanımıyor. O dostlarımız önümüzdeki süreçte “zahmet edip” kıpırdayacak, ayağa kalkacak, rahatı özgürlüğü için mücadeledeki yerini alacaktır.

Biz de o dostlarımızı saflarımıza davet edip, onların ifadesiyle “sıkboğaz” ediyoruz. Sebebi emperyalizm ve işbirlikçilerinin azgınlığıdır.

Ey arkadaş, rahatını biz bozmazsak, birileri fena bozacak! Vatan ve bağımsızlık yoksa sen hiçbir şeysin! Hiçbir şey olanın hiçbir şeyi olmaz.

Mücadele etmediğin sürece sen bir hiçsin!

Gericiliğe taviz vermek ve tahammül etmek yok!

Gericilik nasıl alt edilir? Tavizler vererek, “taleplerini kabul edelim gündemden kalksın” diyerek mi? Yoksa toplumu dönüştürerek, devrimci irade ile mi alt edilir? Bugünün önemli tartışma noktası buradadır.

Mustafa Kemal’in bütün bu sorulara cevabı bellidir: “Gericiliği nerede görsem tepelerim, tepelerim, tepelerim.” Her devrimin gericilikle bir hesaplaşması vardır. Cumhuriyete kast eden yobazlar tepelenmiştir. Cumhuriyete kast edenlere taviz vermek yok, tahammül etmek hiç yok!

Gençlik karanlığı ezecek demir pençedir!

Kubilay geri adım atmadı. Gericilikten korkmadı. Ona boyun eğmedi ve geçit vermedi. İşte bu nedenle Kubilay gibi olmak, korkusuz ve kararlı olmak demektir. TGB, bizim için bir okuldur. Mücadelenin okulu ve kavganın okulu. Bu okulda Kubilay, Deniz Gezmiş, Turan Emeksiz ve Hasan Tahsin gibi olmayı öğreniyoruz.

Kubilay ve diğerleri bağımsızlık ve hürriyet bayrağını dik tutabilmek için canını sessizce feda eden bir kahramanlar kuşağındandır…

Yeniden kahramanlar kuşağı geliyor.

Onlar gibi disiplinli, onlar gibi atak ve onlar gibi cesuruz!

Kanımız onlarınki gibi kaynıyor, gözümüz onlarınki kadar kara.

Cumhuriyetimizi yeniden kazanmak için karanlığın üzerine üzerine yürüyoruz.

Gene tepeleyeceğiz!

Yener GÜNEŞ (TGB Genel Sekreteri) - 19 Aralık 2011 - TGB

Son Yazılar