add _logo_modifie

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Kongresi Nasıl İptal Edildi?

Ankara Asliye 20. Hukuk Mahkemesi, 1 Kasım 2011 tarihinde aldığı kararla Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 10 Ocak 2010 tarihli Çankaya Şubesi Genel Kurulunda yapılan delege seçimlerinin iptaline ve ayrıca 12-13 Haziran 2010 tarihli Genel Merkez Genel Kurulunun iptaline karar vermiştir.

Mahkemenin iptal gerekçesi açıklanmamış olmakla bilirlikte, iptal davalarını açan üyelerin bu taleplerini delegelik haklarının usule ve hukuka aykırı olarak ellerinden alınmış olması ve iptal edilmiş olan genel kurulun hukuka aykırı olarak kapatılmış şubelerin ve aynı şekilde delegelik hakları hukuk dışı yollarla ellerinden alınmış olan üyelerin yokluğunda yapılmış olması gibi gerekçelere dayandırdıkları bilinmektedir.

Kuşkusuz, Atatürk’ü yaşatmanın başlıca görevimiz olarak belirginlik kazandığı bir dönemde, Atatürkçü Düşünce Derneğinin içine düşürüldüğü bu durumun kaçınılmaz olarak çok ağır sonuçları da beraberinde getirecek olması, fevkalade üzücü ve düşündürücüdür.

Öncelikle belirtmem gerekir ki yargının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal cihetine gittiği fiillere mesnet teşkil eden genel yönetim kurulu kararlarının tümünde, o dönemde genel yönetim kurulu üyesi olarak benim ve iki arkadaşımın (Sayın Suay Karaman ve Sayın Abdurrahman Kurtaslan) muhalefet şerhimiz bulunmaktadır.

Derneğin içine düşürüldüğü bu durumu doğuran olayların yakın tanığı ve çoğu kez tarafı olanlardan birisi olarak, bu aşamada ADD üyelerini ve Atatürkçü kamuoyunu aydınlatıcı bazı açıklamalarda bulunmayı yerine getirilmesi zorunlu bir görev saymaktayım. Açıklamalarımın bütünlüğü bakımından, 12-13 Haziran 2010 tarihli genel kurul öncesi ve sonrası olup bitenleri özetleyerek başlamak istiyorum.

21-22 Haziran 2008 tarihli Genel Kurulda oluşan Genel Yönetim Kurulu kendi arasından Sayın Şener Eruygur’u Genel Başkan, Sayın Suay Karaman’ı Genel Sekreter, Prof. Sina Akşin’i ve Prof. Mustafa Yurtkuran’ı Genel Başkan Yardımcısı olarak belirlemiştir. Ne var ki 1 Temmuz 2008 tarihinde Sayın Eruygur, uğratıldığı talihsiz olay dolayısıyla Genel Başkanlıktan ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Kasım 2008 tarihinde Genel Başkan Vekilliğine seçilen Sayın Prof. Mustafa Yurtkuran da, 15 Nisan 2009 tarihinde benzer bir talihsizliğe kurban edilmesi üzerine yeni bir genel başkan vekili seçilmesi gerekmiştir.

Genel Kurulda en çok oya lâyık görülmüş olmama rağmen, aynı zamanda TÜMÖD genel başkanlığı sorumluluğunu da taşıdığımdan o güne kadar genel başkanlık konusunda isteksiz davranmış; aday olan değerli isimleri memnuniyetle karşılayarak, oylamada lehlerine oy vermeyi uygun görmüşümdür. Üstelik iki Genel Başkan Yardımcısı dururken, benim Genel Başkan Vekilliğine aday olmamın doğru olmayacağını düşündüm. Genel Başkan Vekilliği için bazı arkadaşlarımla birlikte Prof. Sina Akşin’e öneride bulunduk. Prof. Akşin kabul etmedi. Bunun üzerine bazı arkadaşlar benim genel başkan vekilliğine aday olmam yönünde istekte bulundular. Genel Kurulda en çok oya layık görülmüş olmamın da bana bir sorumluluk yüklediğini düşünerek aday olmayı kabul ettim.

Genel Yönetim Kurulu üyelerinden Sayın Saim Sezen, önce, benim adaylığımı olumlu karşılamış ve kendisinin de başkan yardımcısı olmasını kabul etmesine rağmen, ertesi gün ikinci bir aday olarak ortaya çıkmıştır. 5 Eylül 2009 tarihindeki Genel Yönetim Kurulu toplantısında yapılan oylama sonucunda Sayın Saim Sezen Genel Başkan Vekili olmuştur.

Sayın Eruygur’un ayrılmasından sonra Genel Yönetim Kurulunda bir takım sıkıntıları önemsememiş, sineye çekmiştik. 5 Eylül 2009 tarihindeki toplantıda oluşan yeni kompozisyon içinde bazı görüş ayrılıklarının ortaya çıkması çok gecikmedi. Bu görüş ayrılıklarının asla kişisel nedenlerden kaynaklanmadığı, dünya görüşüne ilişkin bazı temel farklılıkların sonucu olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Bütün bu süreç zarfındaki sıkıntıların ve görüş ayrılıklarının nelerden ibaret olduğuna dair başlıca birkaç örnek şöyle sıralanabilir:

Nisan 2009 tarihinde bizimle ilişki kuran bazı Azerbaycanlı Atatürkçüler, ADD’nin Azerbaycan’da bir şubesinin açılmasını istemişler, bizden bu taleplerinin ADD’de karara bağlanmasını talep etmişlerdir. Onların bu talepleri Genel Yönetim Kuruluna sunulmuşsa da üyelerin çoğunluğunun muhalefetiyle reddedilmiştir.

Bunun üzerine bir grup Azeri Atatürkçü, ADD’den bağımsız olarak Azerbaycan Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurmuş; beni de 1 Mayıs 2009 tarihinde kuruluş toplantısına davet ederek orada bir konuşma yapmamı sağlamışlardır. Bu toplantıya Ukrayna’dan ve Tataristan’dan da bazı temsilciler katılmış ve kendi ülkelerinde de aynı doğrultuda şubeler kurulması için istekte bulunmuşlardır. Benim bu toplantıya katılmam Genel Yönetim Kurulundaki sözü edilen çoğunluk tarafından tepkiyle karşılanmış; sanki mecburmuşum gibi izin almadan gitmem eleştirilmiştir.

Sözü edilen çoğunluk, bununla da yetinmemiş, hazırladıkları tüzük değişikliği taslağına ADD’nin yurt dışında şube açmasını yasaklayan bir hüküm koymuştur. Ancak tüzük değişikliği taslağının bu hükmü, başka pek çok hükmü gibi -S. Karaman ve A. Kurtaslan ile birlikte yürüttüğümüz- üyelerimizi aydınlatıcı çabalarımız sonucunda reddedilmiştir.

17 Mayıs 2009 tarihinde özellikle başta Genel Sekreter Sayın Suay Karaman’ın üstün gayretleriyle Ankara Tandoğan’da yeni bir Cumhuriyet Mitingi düzenlenmiştir. Bu miting kararının alındığı Nisan 2009 tarihli GYK toplantısında, mitingin yapılmasına gerek olmadığı ve ayrıca, ortamın uygun olmadığı şeklinde açıklamada bulunan üyeler güçlükle ikna edilmişlerdir.

Şubat 2010 tarihinde düzenlenen tüzük kurultayına sunulan tüzük değişikliği taslağı, şube kapatma, delegelikleri iptal etme gibi konularda genel merkezi son derece antidemokratik yetkilerle donatan hükümler içermekteydi. Taslağa karşı muhalefetimizi Genel Yönetim Kurulu toplantısında ortaya koyduk, yetmedi. Tüzük kurultayı için küçük bir salon tutulmuştu. Tüzük değişikliğinin mahiyeti hakkında aydınlanan üyeler, demokratik tepkilerini göstermişler; tüzük kurultayına beklenmeyen bir katılım göstermişler ve taslağın antidemokratik hükümlerinin çoğunun reddini sağlamışlardır.

Bir diğer görüş ayrılığı da 21 Haziran 2009 tarihinde İzmir’de düzenlenen Cumhuriyet mitingiyle ilgili olarak ortaya çıkmıştır. Mitingi düzenleyenler benimle ve Genel Sekreter Sayın Karaman ile temasa geçmişler, etkinliklerine ADD’nin de katkı ve destek sağlamasına aracı olmamızı önermişlerdir.

Ayrıca, Sayın Karaman’ın ve benim mitingde konuşma yapmamızı istemişlerdir. Bu konuyu Genel Yönetim Kuruluna getirdiğimizde şiddetli bir muhalefet ile karşılaştık. ADD’nin Ege Bölgesi sorumluluğunu üstlenmiş olan Sayın Metin Kuzugüdenlioğlu’nun, bu etkinliğin bazı marjinal örgütler tarafından düzenlendiği iddiası, GYK’nın çoğunluğu tarafından derhal kabul görmüş ve ADD’nin kurumsal olarak katılmaması, isteyen üyelerin bireysel olarak katılabileceği kararlaştırılmıştır (31 Mayıs 2009 tarihli GYK toplantısı, 4 nolu karar). Oysa söz konusu mitingin düzenleyicisi, İzmir Tabip Odası, İzmir Barosu, İzmir Eczacılar Odası gibi birçok saygın kuruluşun içinde olduğu İzmir Cumhuriyet İçin Güçbirliği Platformu idi.

12-21 Haziran tarihleri arasında bir günde Amasya’da GYK üyelerinin katılımıyla bir kutlama etkinliği düzenlenmesi kararı alınmıştı (31 Mayıs 2009 tarihli GYK toplantısı, 7 nolu karar). Daha sonra İzmir mitingine konuşmacı olarak Genel Sekreter Sayın Suay Karaman ile birlikte katılacağımızı bilmelerine rağmen, söz konusu GYK toplantısının 20-21 Haziran’da Amasya’da yapılmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir (31 Mayıs 2009 tarihli GYK toplantısı, 11 nolu karar). Ben ve bazı arkadaşlar o tarihte Amasya’da çoğunluğun sağlanmasının zor olduğunu söylememize rağmen (İzmir Cumhuriyet mitingini engellemekten başka bir amacını görmediğimiz), ısrarla bu tarihte direnmişlerdir. Ancak Amasya’da çoğunluk sağlanamadığı için GYK toplantısı yapılamamıştır. Ardından bizim GYK kararına rağmen toplantıya katılmayıp İzmir mitingine katıldığımız söylentisi yayılmıştır. Hatta daha da ileri gidilerek, bizlerin disipline verileceğimiz bile söylenmiştir.

Sözde Ergenekon davası savcıları aleyhinde, iddianamelerinde Atatürk’e alenen hakaret anlamına gelen ifadeler yer aldığı gerekçesiyle daha önce Nisan 2009 tarihinde GYK kararına dayanarak, Genel Sekreter Sayın Suay Karaman’ın çabasıyla, ceza davası açılmıştı. Daha sonra bu dava takip edilmediği gibi, hukuken mümkün olmadığı yönünde yanlış bir gerekçe ileri sürülerek ayrıca tazminat davası açılması yoluna da gidilmemiştir. Bunun üzerine Sayın Suay Karaman ile birlikte şahsen tazminat davası da açmak zorunda kalmış bulunuyoruz.

Böylesine görüş ayrılıklarının yaşandığı bir dönemin ardından, 12-13 Haziran 2010 tarihli genel kurula gidildi. Son genel kurulun huzuruna saygın bir kadro oluşturarak çıktık. Amacımız, ADD’yi güvenilir bir yönetime kavuşturmaktı. Bugün yargının genel kurulu iptal etmesine zemin hazırlayan kararların altında imzası bulunanların çekirdeğinde yer aldığı grup da yönetime talip oldu. Bu grubun mensupları, Sayın Tansel Çölaşan’ı da aralarına almışlardı.

Bayan Çölaşan, genel kuruldan yaklaşık 15 gün kadar önce ADD’ye üye olmuştu. Listemizi oluştururken onu da düşünmemiş değiliz. Ancak Sayın Suay Karaman, bunun üzerine bir olay anlattı. 17 Mayıs 2009 tarihli mitingde Sayın Çölaşan’ın konuşma yapması için Genel Sekreter Sayın Suay Karaman kendisiyle telefon ile görüşmüş. Aldığı yanıt hayal kırıcı olmuştur. Sayın Karaman’ın naklettiğine göre Bayan Çölaşan; “ben şimdi annemle tavla oynuyorum, annem mitingde konuşma yapmama izin vermiyor, ama mitinge katılacağım” demiştir. Bunun üzerine biz Bayan Çölaşan’ı listemizde düşünmedik.

Bayan Çölaşan, birlikte seçime girdiği insanları tanımıyordu. Onların kim olduğunu, isimlerini bizden öğrendi. Genel Kuruldan önce, Sayın Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sayın Suay Karaman’ın da katıldığı görüşmemizde, bizim listemizde Sayın Eminağaoğlu, Sayın Ümit Zileli, Sayın Bülent Serim gibi yakından tanıdığı insanlar bulunduğu halde, hiç tanımadığı insanlarla birlikte bize karşı çıkmasının nedenlerini sordum. “Bush Irak’a saldırırken yıldızların ötesinden talimat aldığını söylemişti; acaba siz nereden ilham aldınız” demiştim. Şaka mı, ciddi mi olduğunu anlamadığım bir tonla “seni mahkemeye veririm” dedi. Bu yanıt üzerine ben sadece “Bir de onu yapın” diyebildim.

Bayan Çölaşan, Sayın Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Sayın Suay Karaman’ın da katıldığı ikinci görüşmemizde bana, “beni listenizde düşünmediniz, genel başkan adayı olunca benimle görüşüyorsunuz” dedi. Bunun üzerine Sayın Karaman, yukarıda değindiğimiz telefon görüşmesinden söz etti ve “o telefon konuşmamızdan sonra, annenizin GYK üyesi olmanıza izin vereceğini sanmıyordum, o yüzden size teklifte bulunmadık” dedi. Ben “tanımadığınız insanlarla seçime nasıl gireceksiniz” dediğimde ise, bana “iki taraf da klinik vaka” demişti. Ben de o sözü kendisine iade etmiştim.

Böyle girilen ve bugün yargı kararıyla iptal edilmiş bulunan bir genel kurulun sonucunda Bayan Çölaşan’ın başında bulunduğu liste kazandı. Kongrenin sağlıklı olmadığı, benim gözümde, salona girdiği anda görülmemiş bir tezahüratla kabul gören, Genel Kurul Başkanı adayımız Sayın Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun ilginç bir seçim prosedürü sonucunda kaybetmesinin sağlanmasıyla ortaya çıkmıştı. İlk kez kongreye misafirler bölümüne kimsenin alınmaması da üzerinde düşünülmeye değer bir durumdur. Ayrıca kongreye katılan delegelerin yaklaşık 1.5 saatte oy kullanmaları ama oy sayımının yaklaşık 12 saat sürmesi de ilginçtir. 21-22 Haziran 2008 tarihinde yapılan Genel Kurulda, oy sayım işlemi yaklaşık 5 saatte tamamlanmıştı.

Başında Bayan Çölaşan’ın bulunduğu grup, böylesine bir sürecin sonunda işbaşına geçmiştir. Yaptıkları ilk işlerden biri olarak, 12 Eylül 2010 tarihli Anayasa Değişikliği Referandumunda, “tarafsız” kalınması yönünde örgütü bağlayıcı bir karar yayınlamaları ayrıca düşündürücüdür. Böylesine bir tutumun ADD’nin onurlu tarihiyle ne ölçüde bağdaşacağının takdirini değerli Atatürkçülere ve ADD üyelerine bırakıyorum.

Bütün bu konularda, bugüne kadar yargıyı etkileyici konumda olmamak kaygısıyla sustum. Ancak şimdi bunları açıklamış olmakla bir görev ifa ettiğim inancındayım.

Alpaslan IŞIKLI (TÜMÖD Genel Başkanı) - 03 Kasım 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar