bayrakMeydanlara İnin! (3)

Soylu Türk Milleti ve onun korkusuz öncüleri!


Sloganın: ”Ne ABD, Ne AB, Tam Bağımsız Türkiye!”dir.

Etnikçi Terör Örgütü (ETÖ) AKPKK nin silahlı kanadının, 18-19 Ekim 2011 tarihlerinde, Uluslararası Terör Örgütü NATO’nun teknik yardımıyla tertiplediği son saldırıların ardından, ordu-millet olduğunu hatırlayıp, vatanın dört bir köşesinde Türk bayraklarıyla meydanlara inmeye başlayan soylu Türk Milleti ve onun korkusuz öncüleri!

1- Bu savaş, “sivil anayasa” kod adlı makyajlanmış Sevrci Teslimiyet Belgesi kepazeliğini Uluslararası Terör Örgütü NATO’ya güvenerek Türk Milleti’ne silah zoruyla dayatmaya cüret eden fesat şebekesiyle, tam bağımsızlıkçı Türk Milli Bütünlüğü arasında, orta yolu bulunmayan bir nihai hesaplaşmadır.

Meydanlarda, evinin balkon ve penceresinde, arabanda, iş yerinde, hatta her an göğsünde taşıyacağın bayrağın, şehitlerimizin kanı üzerine beyaz hilal ve yıldızdan oluşan tarihi Türk Bayrağı; ana sloganınsa “Ne ABD, Ne AB, Tam Bağımsız Türkiye!”dir.

Kullanılacak diğer sloganlar, bu ana slogana aykırı olamazlar.

“Ne darbe, ne şeriat”… “Türkiye laiktir, laik Kalacak”… “Yaşasın sivil demokrasi”…”Yaşasın sivil-demokratik toplum”…”Sivil anayasa istiyoruz” benzeri cümleler, sakıncası 2007 Mitinglerinde görüldüğü üzere, savaşın bu aşamasında seyirci kalmaya, etnik bozgunculuğa hizmet eden sloganlardır.

Direniş ruhunu iğdiş eden bu sefil toplumcu sloganlarla bilerek veya bilmeyerek kafa karıştırmaya teşebbüs edecek unsurlara meydanlarda ve hiç bir yerde fırsat vermeyeceksin.

Şayet sinsi düşmanın bugünleri düşünerek, polis ve ordu içine muhtemelen yıllar önce sızdırdığı bazı şaşkınlar, elindeki Türk Bayrağına suç unsuru muamelesi yapacak olurlarsa, başka zeminlerde bozgunculardan yana aciz kaldıkları milletimizin dikkatinden kaçmayan böylelerine hadlerini hatırlatmak, hem Mustafa Kemal Atatürk ve bütün İstiklal savaşı şehitlerinin vasiyeti, hem de Anayasa emridir; gereğini yerine getireceksin.

İşgal medyasının sansüründen sızdığı kadarıyla,  düşmanın son saldırılarında,  milletimizin 5′i polis, 4′ü sivil, 24′ü asker toplam 33 mensubunu şehit verdiğimiz bu hesaplaşma, dünyanın diğer bölgeleri bir yana, yakın tarih itibarıyla, 91′de Irak Saldırısıyla başlayıp, 2003 yılında Irak İstilasıyla gelişen ve günümüzde Libya, Suriye, Türkiye ve (tıpkı AKP gibi, dün Irak’a yönelik saldırılarda, bugün de Libya’da bozgunculara yardım eden) İran üzerinde yoğunlaşan  yeniden sömürgeleştirme saldırısı kapsamındadır.

Dolayısıyla bir önceki bildirinin 3. maddesinin (c) şıkkında işaretlendiği üzere, sevrci taşeronlara karşı kendi ülkelerinde bağımsızlık mücadelesi veren karagün dostu, devrimci önder Kaddafi liderliğindeki Libya Cemahiriyesiyle, Suriye ve Irak’ın devrimci-vatansever BAAS hareketleri Türk Milletinin tarihi müttefikleridir.

Irak’ın kuzeyinde bulunan Amerikan işgal-terör üssü konumundaki kukla yapılanmayla, Libya ve Suriye’deki gayrı meşru utanç konseylerinin Talabani, Barzani ve benzeri kanun kaçağı elebaşlarıyla yandaşları, mevcut Anayasamıza ve uluslararası hukuk metinlerine göre suç teşkil ettiği halde, nasıl ki kendisi de artık bir utanç konseyine dönüşen AKPKK Şebekesinin göz yummasıyla, Türk topraklarını örgüt toplantısı, karşı-devrimci propaganda ve kiralık eşkiya eğitimi yapmak için üs-barınak niyetine kullanıp, meydanlarda gösteriler tertipleyebiliyorlarsa; Libya Cemahiriyesiyle, Suriye ve Irak’ın BAAS Partilerine bağlı liderler ve devrimci vatanseverler de benzeri faaliyetlerde serbestçe bulunabilirler ve Türk Milletine olan desteklerini meydanlarda onun yanı başında kendi bayraklarıyla yer alarak sunabilirler.

Bu bakımdan;

a- AB-D Propaganda Makinesine bağlı İşgal Medyası borazanlarının körüklediği “pis Arap, hain Arap, arkadan vuran Arap” edebiyatından uzak durmalısınız. Bazı Arapların ihaneti, 1915 yılında Çanakkale Savaşlarına gönüllü birlik teşkil ederek katılan bazı Yahudilerin ihanetinden çok daha arkadan vurucu değildir.  Çanakkale Savaşındaki Yahudi ihaneti, İşgal Medyası borazanlarınca nasıl ki bütün Yahudilere mal edilmiyorsa, sizler de Araplarınkini etmeyeceksiniz.

b- Etkilendiği tarihi örneklerden biri Türk İstiklal Savaşı olan BAASÇILIĞIN, nerede AB-D sömürgeciliğine boyun eğmeyen vatansever güçlü bir lider varsa, onu hemen “baskıcı diktatör” ilan edip, katline alkış tutan batının alçak karakterli sahte demokrat aydınlarınca, “baskıcı yönetim, baskıcı rejim yanlısı düşünce” olarak bütün dünyada menfileştirilmesinin asıl sebebi, anti-sömürgeci, tam bağımsızlıkçı, millici ve vatansever olmasıdır.

Ülkemizdeki vatan hissinden yoksun çevrelerin, Türk millicilerini, zamanında 80 kuşağından köşe-bucak saklanan Milli Kurtuluş Tarihi adlı çalışmanın sahibi Doğan Avcıoğlu’na yaptıkları gibi, “Türk BAASÇISI” olarak güya karalamakta yararlandıkları bu BAAS düşmanlığından da artık kurtulmalısınız. Arabın menfisi, mesela, Katar’dan, Birleşik Arap Emirliklerinden, Libya’ya, Suriye’ye, Kafkasya’ya, Bosna’ya gidip, vatanseverlere saldıran NATO milisi hainlerdir.

c- “Pis Arap” edebiyatını güçlendiren çarpıtmalarla dolu olduğu için, gerek Irak-İran savaşı, gerekse Irak’a yönelik 91 ve 2003 Saldırılarıyla ilgili, zihinlerinize o yıllarda doldurulan propaganda çöplerini bir kenara atıp, hakikatleri çekinmeden dile getirebilmelisiniz. Örneğin, Halepçe denince, çoğu kişinin aklına “Iraklı Arapların işlediği bir soykırım suçu” gelir; oysa hakikat, Irak’a yönelik saldırıların hazırlık aşamalarında AB-D Propaganda Makinesiyle, etnik yaltakçı İşgal Medyası borazanlarının, sabah-akşam püskürttüğü yazılı-sesli-görüntülü binlerce hurafeden biri olan “Halepçe soykırımı” haberlerinde iddia olunduğu gibi değildir.

Batı başkentlerinde burunlarını sıcak odalarından çıkarmadan, yüz binleri katletmeye alışmış, lider koltuğundaki erkek müsveddesi psikopat ödlekler, cadalozlar, 8 yıl sonra Libya’da, sadece ülke ve lider isimlerini değiştirdikleri aynı propaganda temalarıyla süsleyip pazarladıkları bir vahşete cüret edebildilerse, bu vahşete Türkiye adına utanmadan destek olunduysa ve bu alçaklığa meydanlarda karşı çıkılamadıysa ve yine Talabani-Barzani bozgunculuğunun 91 Mart sonunda yenilgiye uğratılması üzerine Türkiye’nin güneydoğusunda, İşgal Medyasının “Bu çadırlarda kalanlar, pis canavardan, zalim Saddam’dan kaçıp, Türkiye’ye sığınan mağdur kardeşlerimiz.

Hadi bu kardeşlerimizi korumak için ABD’nin komutası altında saldıralım! Zaten bu pis Araplar bizi arkadan vurmuşlardı!” kışkırtmalarıyla uygulamaya konan o malum “göç tiyatrosu”nu şimdi de Suriye’ye karşı tekrar sahneye koymaya teşebbüs edebildilerse, bunda, Irak’a yönelik her iki saldırı döneminde ortalığa saçılan hurafelerin etkisinin kırılmasını bugün bile zorlaştıran hayli kemikleşmiş “pis Arap” hissiyatının payı büyüktür.

2- Bir evde 36 tane baba olmaz; her evin babası tektir. Babanın evlatları kardeştir; lakin o babanın tek tek her çocuğuyla kardeş olduğunu iddiaya kalkışmaksa, ahlaken çarpık haller dışında mümkün değildir.

Türk adı, Türk Milletini oluşturan etnik alt-şubelerin hepsinin üzerindedir, hepsini toplayan ortak üst addır. Türk adı, milletimizi oluşturan etnik gruplardan biri seviyesine indirilip, o gruplardan biriyle, ayrı devlet talebine zemin teşkil eden, siyasi tarih hakikat ve ahlakına ters kardeşlik ilişkisi kurularak Türk-kürt kardeşliği denirse, yarın dizginleri AB-D sömürgeciliğinin elinde başka taşeron gafillerin, zamanla ister istemez ayrı bir kukla devletçik talebine varacak, “Türk-çerkez kardeşliği, Türk-boşnak kardeşliği Türk-laz kardeşliği” diye tutturacakları tabiidir.

Her odasını, her şımarana, kendi kafasına göre sınırsızca bambaşka yaşayacağı, oda duvarlarına kendi kapılarını açıp, içeriye yabancıları dolduracağı bir “müstakil ev” olarak tahsis ederseniz, Allah muhafaza, ortada ev, mev diye bir şey kalmaz; zamanla genel bir ev haline gelir.

Ev/vatan tektir, ev üzerine ev kurulamaz!

O halde, kardeşlik ilişkisi, “çerkez-kürt kardeştir; laz-abaza kardeştir” örneklerinde olduğu gibi, sadece Türk Milletinin etnik alt-şubeleri arasında kurulabilir. Öyleyse, her kim ki Türk adını etnik grup adı seviyesine indirip, Türk-kürt kardeşliği tekerlemesini dilinden eksik etmez, bilmeli ki, farkında olsun olmasın, Türk Milletinin parçalanmasından yanadır. Türk-kürt kardeşliği yıkıcı tekerlemesini dilinizden atmaya mecbursunuz.

3- İç/dış düşmana karşı gerek meydanlara inmek, gerekse silahla direnmek, hem Mustafa Kemal Atatürk ve bütün İstiklal savaşı şehitlerinin vasiyeti, hem de Anayasa emri olarak meşrudur.

Vatanın bir köşesinde Terör Örgütü NATO koruması altında kukla bir yönetim kurma talebiyle Türk Milletinin dışına firar edip, Türk Milletini temsil makamında bulunanları bu talebi kabul etme noktasına getirmek üzere silahlı bozgunculuğa baş vurulması, temsil makamında bulunan bazı yolunu şaşırmışlar da dahil, kimilerince ileri demokratik haklar cümlesinden bir hak kullanımı olarak kabul görmüşse, görüyorsa; “sivil anayasa” kod adıyla kılıflanmaya çalışılan parçalama gayretlerine boyun eğilmeyeceği hakikatini, bu bozgunculuğa “taraf” olan herkese ezberletip bir daha asla unutmayacakları bir noktaya getirmek üzere, Türk Milletinin topyekun her yola baş vurarak seferber olma hakkı da, başta işgal medyasının, sevrciliğin silahla dayatılmasına karşı, ancak masa başında kabulüne razı olan  “sivil anayasacı” köşe borazanı bayları bayanları da dahil, aynı şekilde kabul görmelidir.

Ya da kabul görmüyorsa, ne gam!

Meydanlara!

OrduMillet - 21 Ekim 2011
http://www.ordumillet.com/

Son Yazılar