İnadın Ve Direncin Adı : Dr. Hikmet Kıvılcımlı

Mücadele Arkadaşı Suat Şükrü Kundakçı’yla Kıvılcımlı’yı konuştuk…

Türkiye sosyalist hareketinin önderlerinden ve aynı zamanda Türkiye düşünce hayatı için de bir kilometre taşı, orjinal ve üretken bir savaşçı Dr. Hikmet Kıvılcımlı. 11 Ekim onun 40. ölüm yıldönümü. Sanırız ‘Doktor’ (Kıvılcımlı)u anlatmaya yetecek en uygun cümle eşi Emine Kıvılcımlı’dan da vasiyet olarak mezar taşına yazmasını istediği, Terentius’un ünlü “İnsanım: İnsancıl olan hiçbir şey, bana yabancı kalamaz” sözüdür. Topkapı’da bulunan mezarının başındaki bu söz, Kıvılcımlı’nın kendisini insanlığa nasıl adadığının bir bakıma özetidir.


Büyük bir disiplin içinde, dur durak bilmeden çalışarak, insanlığa yol gösterici eserler bırakmış olan Kıvılcımlı’nın bir mücadele arkadaşıyla sohbet etme imkanı bulduk.

Vatan Partisi üyesi ve eski sendikacı Suat Şükrü Kundakçı’yla yaptığımız söyleşinin özetini sunuyoruz…

***********************************************************************

-Sayın Kundakçı, sohbetimize sizi tanıyarak başlayabilir miyiz?

1932’de İzmir Bergama’da doğdum. Dedemin Demirci Efe’nin tüfek kundaklama işlerini yaptığı söylenir. 10 yaşına kadar Bergama’daydım. 80 kadar işçinin çalıştığı, o günün kullanılabilir tekniğiyle gazojen motorlu iki-üç taşlı değirmen ve zeytin yağhanesi ve pamuk presleri olan bir fabrikamız vardı. 1943’te babamın ölümü üzerine İstanbul’a akrabalarımızın yanına gittik. Fransız Saint Joseph Koleji’ne yatılı kaydoldum, 1949’da Saint Joseph’i bırakıp Saint Benoit Lisesi’nin orta kısmına geçtim, daha sonra da Haydar Paşa Lisesi’ne kaydoldum. Edebiyat merakım 9. sınıfta başladı. Panait İstrati’nin “Baragan’ın Dikenleri” adlı kitabını okuyorum. Lisede 3-4 arkadaşım var. Onlarla sürekli kitap değiş tokuşu yapıyoruz böyle. Gorki, Upton Sinclair, Nazım Hikmet gibi.

-Siyasete merakınız var mıydı, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın adını duymuş muydunuz o dönemde?

Doktor Hikmet’i duymadım. Nazım Hikmet’i ve 1951-52 tevkifatları oldu. “Komünist tutuklamaları” oldu, biz bunları konuşuyoruz ama bu çevreyle bağlı birini de henüz görmedik. Haydarpaşa Lisesi’nde hocamız Nihal Atsız, okul müdürümüz de Tevfik İleri’ydi. Ama biz daha çok kendi arkadaş grubumuz içinde kalarak ilgi ve arayışımızı sürdürüyorduk.

Vatandaş Gazetesi 1. sayısı…

-Sanırım bu arayış bir süre daha devam etti, peki Vatan Partisi’yle tanışmanız nasıl oldu?

1955 yılının baharıydı. Arkadaşlarımla bir gün bir büfenin önünde bir gazete gördük. Vatandaş gazetesi 1.sayısı.

-Vatan Partisi’nin resmi yayın organı değil mi Vatandaş?

Evet, Kadıköy İbrahimağa Caddesi üzerinde bir büfede rastladığımız bu gazetenin ilk sayfasında iri puntolarla; “Uzakdoğu’da iflas eden Amerikan politikası” diye bir başmakale var. İlk defa böyle Amerika aleyhtarı bir cümleye rastlıyorduk. Arkadaşım Günaydın’la eve geldik, tekrar tekrar bütün yazıları okuduk. Ve “Vatan Partisi’ne gidelim, yeni kurulmuş” dedik.

Vatan Partisi’ne İlk Gidiş…

-Tam olarak hangi tarihte kurulmuştu Vatan Partisi?

29 Ekim 1954’te kuruldu. Gazetenin nüshalarını takip etmeye devam ediyoruz bir yandan. Ve 1955 yılının 19 Mayıs’ını hiç unutmuyorum. Parti’ye ilk gidişimizdi. Beş kişiydik. Ben, Günaydın, Erol, Nedim Can ve Suat. Sultanahmet’te yarı ahşap bir bina. Giriş katı iki-üç basamak çıktık, sağdaki odada kapı açıktı, doktor masa başında.

-Yalnız mıydı partide Doktor?

Evet, tek başınaydı. Saçları siyahtı, yalnız önünde küçük bir meç halinde bembeyaz saç, bir fitil halinde mevcut. Kitaplar masanın üstünde yığılı, bir tarafta kulaktan dinleme aleti.

-Aynı zamanda burada muayenede mi yapıyordu?

Muayene de yapıyor partide. “Vatandaş gazetesini okuduk, adresinin oradan öğrendik ve bugün ancak mümkün oldu sizi ziyaret etmek” dedik. “Partinizi tanımak istiyoruz, bizim sosyalizme sempatimiz var, okulda bir arkadaş grubuyuz” dedik, ardından. Çok memnun oldu, ayağa kalktı, 2 metre kadar boyu vardı, yer gösterdi oturduk. Bize Vatan Partisi’ni anlatmaya başladı. Üç dört saat bize parti programını anlattı. Gerekçesini, neden kurulduğunu vb. Bizim de gözlerimizi çakmak çakmaktı.

-Başka konulardan da bahsetti mi?

Tercüme eserlerle sosyalizmin olmayacağını, kendine has yöntemlerle politika yapmak gerektiğini, bunun da Vatan Partisi programıyla olacağını anlattı bize. Bir de tarihten ve özellikle de insan sağlığına dikkat etmek gibi konulardan da bahsetti.

“İnsan Vücudu Vakıf Malıdır”

Kıvılcımlı’nın kendi vücuduna çok iyi baktığı söylenir, özellikle cezaevinde her gün soğuk suyla banyo yapması anlatılır.
Evet, Doktor insan vücudunu “beytülmal”ın olarak nitelendirir. Yani “vakıf malı”. “Bu vücut vakıf malıdır, vakıf malına zarar getirmemek prensibiyle yaşamak lazım” derdi. “Vakıf malını çok iyi, çok iktisatlı gözeterek kullanmalı” derdi. Bunun için içki ve sigara ‘mekruh’tur da derdi.

-İlk buluşmanız böyle oldu yani

Arkadaşlarla bu kadar uzun genişlikte bir konferansı ilk kez dinlediğimizden kafamız yorgun bir düşmüş bir şekilde Parti’den çıktık. İyi bir ayrılıştı tabi bu. İkinci gidişimizde bize el yazısı ile hazırlanmış “felsefe ekolleri” , yani diyalektik, tarihi materyalizm ve diğer metafizik felsefeler konusunda kısa, küçük fişler halinde 2-3 sayfalık bir metin verdi. Yaz günlerini Vatan Partisi programı, felsefe ekolleri ve buna bağlı birkaç kitabı inceleyerek geçirdik. Ardından 6-7 Eylül olayları patladı. İstanbul, yağmalandı.

-6-7 Eylül 1955 olayları değil mi?

Evet. 8 Eylül günü arkadaşım Günaydın’la vapurda gazete okuyoruz, karşıya geçiyoruz. Güvertede oturuyoruz, orada “komünistler, Allahsızlar” diye birisi bağırıp duruyor. Dayanamadık biz de “Ne ilgisi var komünistlerin bu işle” dedik. “siz de onları koruyorsunuz galiba” diye tutturmaz mı adam. Bu esnada karşımızda oturan şişman adam “onlar gençtir, tabii her şeyi düşünecekler” dedi. “Sen” dedi, “biliyor musun bu işleri kimin yaptığını, İngiliz casuslarının işi bu” dedi.

-Diğerleri ne yaptı peki şişman adamın lafı üzerine?

Kimsenin sesi çıkmadı, adamın sözleri üzerine. Vapur yanaştı, beraber indik şişman adamla; “Benim adım Kerim” dedi. Biz de kendimizi tanıttık. “Maalesef bu basın komünistler diye yüklendi, 26 kişi falan tutuklandı, halk da böyle bir yorum getiriyor işte. Tabi hiç alakası yok. Ee siz nereye gidiyorsunuz” diye sordu. “Vatan Partisi var oraya gidiyoruz” dedik. “Gelin bakalım, Haysiyet divanı başkanıyım ben o partinin, ben de oraya gidiyorum” diye karşılık verdi.

-Kerim Korcan?

Evet, öyle tanıştık, beraber partiye gittik. Yol boyunca “Jandarma biz komünistiz” ve “Enternasyonal” marşlarını söyledi. Bu tanışmadan sonra çok sık görüştük Kerim’le. Neyse biz 1955 yılı 10 Eylül’ünde tekrar partiye 3 arkadaş (Günaydın, Erol ve ben) gittik. Dördüncü ziyaretimizdi bu partiye. Daha sonra arkadaşlarım çeşitli gerekçelerle partiden koptular.

-Sizin partideki göreviniz neydi?

Gençlik kolları görevlisiydim. Örgütlenme çalışmaları yapıyorduk bir yandan da. Kadıköy’de kuramadık parti ilçe örgütünü. 2 sivil polis Kerim Korcan’la beni 24 saat takip etti. Evlerimiz birbirine yakındı Kerim’le. Yeldeğirmeni’nde oturuyordum ben.

Polisler sürekli bizi takip ediyorlar. Yine bir gün vapurla karşıya geçiyorum. Peşimdeler. İndim vapurdan. Tünel’den İstiklal Caddesi, Taksim, Harbiye, Osmanbey derken izimi kaybettirdim. Böyle de bir anım var. (Gülerek)

-Daha sonra parti kapatıldı değil mi?

30 Aralık 1957’de İstanbul Sulh Ceza Hakimliği kararıyla “Komünist metodu ile çalıştığı ve komünist şahıslar tarafından sevk ve idare olunduğu” gerekçesi ile kapatıldı parti. Gözaltılar ve tutuklamalar geldi ardından. Beni de savcı talimatıyla 3 polis gözaltına aldı ve ardından cezaevine yollandım. Öncesinde de 1955’te Doktor’un Eyüp Sultan’da yaptığı seçim konuşmasında “dini siyasete alet ettiği” gerekçesiyle hem kendisi hem de parti yöneticileri hakkında açılmış diğer davalar vardı. 23 Ocak 1959’da yargılamalar başladı. 27 Mayıs 1960’da sonuçlanan bu davaların sonucunda tüm iddialar beraatle sonuçlandı.

-1960-70 yılları arasında neler yaptınız?

Anayasa yayınlarını yaptık, Doktor’un küçük broşürlerinin yayınladık (Fetih ve Medeniyet vb.), bir yandan “Komedi Tiyatrosu” adıyla bir tiyatro kurduk. Tiyatro ekibiyle Anadolu’da seyahatler yaptık. Ondan sonra Doktor’un 1964 yılında “Türkiye’de Kapitalizm”, 1965’te “Tarih, Devrim Sosyalizm” , “1. Kuvay-ı Milliye”, “2. Kuvay-ı Milliye” kitaplarının yayınını hazırladık.

‘DİSK’ Adını O Verdi

-Sizin sendikacı bir geçmişiniz de var değil mi?

Yapı-İş Sendikası’nın organizatörüydüm ben. Sendikamız 10 bin kişiydi. Bir çok ilde örgütlenmeler, eylemler ve direnişler yaptık. DİSK’in kuruluşunda da rol aldım. Bakın DİSK’in isim babası bizzat Doktor’dur.

-Hep yanında mı oldunuz Kıvılcımlı’nın?

O’nunla birlikte uzun süre mücadele eden üç kişi oldu. Fatma Nudiye Yalçın, Kerim Korcan ve ben Suat Kundakçı. 1955 yılında O’nu tanıdığımda 20 yaşında bir gençtim. Öldüğü güne kadar da kopmadım. Günde 8-10 saat birlikte ‘yol yürüdük’. Doktor’un anlattıklarından ve kitaplarından edindiğim derslerle kendimi proletarya çizgisinin öğrencisi ve eylemcisi olmaya çalışarak bir 10 yıllık sendikalizm hareketi liderliği yaptım. Nazım Hikmet dışında, Türkiye’deki eski solcuların önde gelenlerinden hemen hepsini tanıdım. Türkiye’de 1. Şube rakamlarına göre 11 bin kişi fişlendi. Bunların içinde herhalde bin kişiye yakını TKP’ye girdi çıktı, vazgeçti olanlar varsa 100-150 kişi de “ben komünistim” diyerek yaşadı ve öldü. Bunların arasında ben bulundum. Mesela İsmail Bilen’le konuşan, görüşen kaç kişi kaldı bilmiyorum. Bir Nabi Yağcı kalmıştır sanırım.

“Orijinal Bilim Çalışması Yapan Tek İsim Kıvılcımlıdır”

-Son olarak neler söylemek istersiniz?

Er meydanına çıkıp mücadele edecek adamın bir saat sonra ne yapacağını yazmıştır, madde madde saymıştır Vatan Partisi programı. Türkiye gerçeğine göre hazırlanmış bir parti programıdır. Köylünün durumunu, işçi sınıfının, sanayicinin, ticaret erbabının yerini anlatır. Vurguncu ticaret yerine şuurlu ticareti anlatır. Bir planlamayla yapılabilecek bir ticaret düzenidir. Bunun için de iktidar olmak gerekir.

Orjinal bilim çalışması yapan tek kişidir Kıvılcımlı. Bu çok önemlidir, taklit yoktur Doktor’da. Verilerden hareketle sentez yapar. Veriler dediğimiz nedir? Türkiye’de her makalesinde her yazı, broşür, dergi ve kitap yazılarında verilerden hareket ederek bilim yapan bir insandır. Çalışmalarında ayrıca Resmi Gazete yazıları, İTO yayınları, Humanite gazetesi ve Lemonde dergisinden de faydalanırdı.

Her çalışması bir sentezdir. Diyalektif illiyet bağlarını taşıyan, maddeci perspektifle olaylara yaklaşan, onlar arasında ilişki ve çelişkileri süreç ve olaya göre aynen olduğu gibi kaleme alıp sentez yapan, bu sentezi bilimleştiren adamdır Kıvılcımlı.

Türkiye’de 27 Mayıs’a kadar Marksizm üzerinde kalem oynatan tek adamdır diyebiliriz çünkü, onun dışında Marksizm üzerinde orijinal bir çalışma yapan kimse yoktur. Diğer yapılanlar tercümedir.

-Çok teşekkür ederim
Ben de sizlere teşekkür ederim.

Söyleşi : Şenol ÇARIK - 12 Ekim 2011 - İlk Kurşun
**************************************************************
Hikmet Kıvılcımlı’nın Biyografisi

1902’de Priştina’da doğdu. Babası Priştina’da posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı’na katıldı, Yörük Ali Efe çetesinde Kuvay-ı Milliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvay-ı Milliye Askerî Kumandanlığı yaptı. Vefa Lisesi’nde okudu, sınavla İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi.

Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, Kurtuluş, Aydınlık gibi Türkiye Komünist Partisi (TKP) yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanıştı ve 1920’lerin başında TKP üyesi oldu. 1925 yılında Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başladı. 1925’ten 1950’lere kadar sürekli kovuşturmalara maruz kaldı ve hapis yattı.

1938 yılında Nazım Hikmet’le birlikte yargılandığı Donanma Davası’nda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 12 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 1954 yılında Vatan Partisi’ni kurdu. 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınları’nı kurdu ve yönetti, Marks, Engels ve Lenin’in eserlerinden birçok çeviriler yaptı ve yayınladı; Das Kapital’in bir bölümünü Türkçe’ye çevirdi. 1967’de İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği’ni (İPSD) kurdu. İktisattan antropolojiye, marksist düşüncenin tarihsel ve kuramsal gelişiminin açıklanmasına ve Türkiye’de bir işçi sınıfı devriminin strateji ve taktik sorunlarına kadar çeşitli konularda çok sayıda telif eseri ve Aydınlık, Türk Solu, (kendisinin kurduğu) Sosyalist, Ant gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. En önemli eseri olan Tarih Tezi’ni 1965 yılında yayınladı.

12 Mart 1971 darbesinde arandığı için ağır hasta olduğu halde yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 11 Ekim 1971’de Belgrad’da yaşamını yitirdi.

Son Yazılar