‘Müslüman olmanın doğal şartı devrimci olmaktır...’

Sınıflı toplumun 'şirk' yani vahdeti yitirmiş, kesrete hapsolmuş, parçalanmış ve kuşatılmış toplum olduğunu savunan Erdem, "Dolayısıyla bugünkü dünyada hakim olan şirk ideolojisidir. Bunun karşısında durmanın adı da Kuran'a göre Hanifliktir, Tevhiddir" diyor.


"... Uzun süredir dile getirdiğim "İslam ve Sosyal Adalet" düşüncesinin temellerini, toplumsal yüzünü, dinsel ve tarihsel karakterini bir kitap olarak size sunuyorum..."

"... Bu kitabı elinize aldığınız an itibari ile, din adına bildiklerinizi bir kenara koyun. Kuran ve Tarih ışığında, günümüz meselelerine etkin bir bakış."

"... Fıkıh koridorlarında gezen 'teologların' dokunamadığı gerçeklere, sokağa, halka, insana, emeğe yaklaşmanın kendisi olarak karşınıza çıkan, ve Şeytan Evliyacılığına/Halk Düşmanlığına savaş açan bu kitabı okuduğunuzda, zaman zaman kafanız karışacak, düşünecek ve gerçeği aramaya başlayacaksınız..."

Türkiye'de son dönemde muhafazakar kesimin dışında da büyük bir ilgiyle karşılanan Eren Erdem yeni kitabı "Şeytan Evliyaları"nı kişisel web sitesinde bu ifadelerle tanıtıyor. Eser bu kadar iddialı olunca yazarıyla röportaj yapmak da elzem oldu...

Eren Erdem'in büyük bir iddiayla ortaya koyduğu/ileri sürdüğü görüşlerinin tartışma yaratacağı kesin... Buyrun birlikte okuyalım...

Öncelikle Eren Erdem kimdir?


- Yaklaşık 10 yıldır Kuran üzerine araştırmalar yapan, yazı yazan, üniversitelerde çok sayıda konferanslar veren, din sosyolojisi ile ilgilenen, işin toplumsal ve sosyal boyutuyla ilgilenen bir yazarım. Bu alanda kitaplarım var.

Sizinle yeni kitabınız "Şeytan Evliyaları" üzerine konuşacağız ama bu arada "Nurjuvazi" adlı piyasada olan eseriniz hakkında bir toplatılma kararı alınmış...

- Evet. "Nurjuvazi" benim üçüncü kitabım. Bu kitapta bizim Kuran'dan genel olarak -tevil diyorum ben- yaptığımız yorumlar var. Bu yorumların güncel anlamları ve tavırları bir yerleri rahatsız etmiş! Bank Asya bir dava açmış. Tedbir kararı ile halkı kin ve düşmanlığa sevk etme iddiasıyla toplatma sözkonusu. 2011 yılında ileri demokrasiden bahseden odakların, özellikle bir finans kuruluşunun, bu tarz islami alanda yapılmış bir çalışmayı bu şekilde tenkit etmesi çok garip.

"Şeytan Evliyaları"nı hali hazırda okuyorum ve ilk dikkatimi çeken çok sert bir bir kitap olması...

Kitap piyasaya çıkalı bir hafta oldu. Bu konuda en sık aldığım eleştiri bu. Hatta Ulusal Kanal'da 12 hafta program yaptım, "İslam ve Kapitalizm" diye... O programdaki duruşumun da çok saldırgan olduğunu söylüyorlar.

Bu biraz şununla alakalı; biz meşrep olarak İslam tarihinde kendimizi Ebu Zerr'e biraz daha yakın hissediyoruz. Bana göre İslam'ın ruhunu algılamış, idrak etmiş bir duruşun sahibidir. Ebu Zerr, mazlumun yanında çok merhametli, muktedirlerin, servet ve iktidar sahiplerinin, Kur'an deyimiyle kenzilerin, bugünkü terminolojide kapitalizmin karşısında çok sert, kaptalizmle işbirliği yapan ve buna rağmen Müslüman olduğunu iddia eden unsurlar karşısında da çok sert hatta elinde değneğiyle onları kovalayan, kafalarına vuran bir duruş sergiler.

Hz. Ömer'in tabiatına benziyor galiba?

Hz. Ömer de çok sert, çok sağlam bir duruşa sahiptir. Ama mazlumlara, yani alt sınıf nezdindekilere de çok yumuşak ve merhametli bir duruş sergiler.

Dediğim gibi, ben aslında sert değilim, sert olan Kur'an... Kur'an; şirk dediğimiz kavramın bir dünya görüşü haline gelmesi yani müşrikleşme temayülü karşısında çok sert, olağanüstü radikal bir tavır ortaya koyuyor. Hatta hatta öyle ki Kur'an'da namaz ibadetinin, özel olarak konumu değiştiğinde lanetleniyor: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara..." diye Maun Suresi'nde. Çünkü Kur'an, önerdiği ibadetin çarpıtılması durumunda o ibadetle meşgul olanlara lanet yağdırıyor. Bu kadar sert bir duruş sergileyebiliyor. Bu da belirgin bir çizgisi olmasından, sadık ve değişmeyen prensipleri olmasından kaynaklanıyor.

Zannediyorum bugün buna ihtiyaç var.

Okurlarınızın size "Eren Hoca" diye hitap ettiklerini biliyorum. Siz kendinizi ne olarak tanımlıyorsunuz?

Bu benim çok hoşuma giden bir kavram değil. "Hoca" kavramı bizim kültür geleneğimizde maalesef farklı bir yere sahiptir. Kavramsal olarak bir bilgiyi başka birine aktarma görevini üstlenenlere verilir ama ben kendimi Kur'an'dan aldığım feyze dayanarak "devrimci" olarak tanımlıyorum. Bana göre bir müslüman bugünkü dünya koşullarında emperyalizmin karşısında duran, tavır/ karakter olarak da devrimci duruş sergileyen pozisyonda olmalıdır. Kur'an bunu "Hanif" kavramıyla açıklar. Rum Suresi'nin 30. ayetinde geçen bir kavramdır. "Hanif olan İbrahim'in milletine (dinine) dönün" bahsi vardır. "Hanif"le "Hanefi" mezhebi aynı şey değildir, onun altını çizelim. "Hanif", bütün şirkten dönmüş olan demektir. Hanef yapmak dönmek demektir. Yani tam Türkçe'ye çevirirsek "dönek" anlamına gelir ama şirkten, bâtıldan dönendir. Şirk de sınıflı toplumdur yani vahdeti yitirmiş olan, kesrete hapsolmuş, parçalanmış, bölünmüş ve kuşatılmış toplumdur. Yani bir arada yaşayamayan toplumdur. Dolayısıyla bugünkü dünyada hakim olan şirk ideolojisidir. Bunun karşısında durmanın adı da Kur'an'a göre Hanifliktir, Tevhid'dir.Biz de Tevhid'i Vücud diyoruz zaten yani halkların, toplumların ve ezilenlerin birliği. Emperyalizme karşı tek bir vücut halinde birleşmeleri... Bu bağlamda olması gereken ruh devrimciliktir. Ben de kendimi öyle tanımlıyorum.

Yani devrimci bir islamcı portresi ile karşı karşıyayız!..

Mesela Kur'an'ın ekonomi-politik duruşunu bugünkü dünyaya oturtmak gerekiyorsa bu sosyalizme yakındır. Böyle baktığımızda, Kur'an'ın önerdiği toplumsal yapı dahilinde cüppe-sarık önerilebilir bir uygulama yada simge değildir. Ana simge kenze karşı olmaktır. Yani kenz nedir. Sermaye biriktirmek ve yığmak. Bakara Suresi'nin 219. ayetinde, "Sana münafık olmamanın yolunu sorarlar. Neyi infak edeceklerini sorarlar" der ve "İhtiyaçtan artanın tamamını..." diye bir çıkış yapar. Bu bugünkü sosyalist zihinde yeri olan bir yaklaşım biçimidir. Kur'an'a göre ihtiyaçtan artan mal mülkün elde tutulması haramdır, kenzdir. Zaten kenz kavramına lügat anlamını veren de Ebu Zerr Gıffari'dir. Dolayısıyla bugün devrim kavramı kapitalizmin karşısında konumlandığında "devrim" diyen herkes farkında olsa da olmasa da İslam sınırları içerisindedir. O yüzden ben yanına özellikle "İslam" çatısı koymayı gereksinimi duymuyorum. Çünkü Müslüman olmanın doğal şartı devrimci olmaktır.

Feyz aldığınız düşünür ve bilim adamları kimler?

İslam literatüründen -ki resmi tarih ve gerçek tarih diye ikiye ayırmak gerekir- bu hususta birkaç çarpıcı örnek vereyim burada. İlk defa sizinle paylaşayım; mesela Uhud Savaşı'nda Hz. Ali ve diğer sahabeler en uçlarda çarpışırken bozgun emareleri belirmeye başlayınca dört halifeden biri olan Osman dağa kaçıyor ve bir taşın arkasına saklanıyor. Bunu da ben söylemiyorum; Tarihi Taberi'nin 3. cildindeki Uhud bahsinde geçer... Daha sonra savaşın bitiminde Ebu Sufyan tepeye çıkıp "Yarabbi şehitlerimizi cennetle onurlandırdın, Sana şükürler olsun" diye dua ediyor. Hz Ömer de cevap veriyor, "Esas cennetlikler bugün bizimle birlikte çarpışanlardır!" diyor.

Şimdi buradan baktığımızda; içtihat gereği Hz. Osman kaçtığı ve taşın arkasına saklandığı için Aşereyi Mübeşşere'den (Cennetle müjdelenenler) sayılmaz yani cennetlik değildir. Ama ne olmuştur? Resmi tarihte biçimlendirilmiştir. İslam tarihinde ve fıkhında buna benzer yüzlerce örnek vardır.

Biz tabii ki feyzimizi Hz. Peygamber'in duruş ve tavrından alırız. Onun duruş ve tavrı nasıldır. Hz. Peygamber Allah diyen, namaz kılan, oruç tutan bir kavme tebliğ yapmıştır. Allah'a iman eden bir kavme tebliğ yapmıştır. Ali İmran Suresi'nde der ki, "Onlara yeryüzünü kim yarattı dersen Allah diyeceklerdir." Yani bu kavim "Allah" diyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor. Peki niye savaştılar bunlar? Niye böyle bir çelişki oldu? Çünkü onlar diyorlar ki, "Hüda size, hurma bize!.." Yani "Yoksulluk ilahi adaletin tecellisidir" diyorlar. Buna karşılık Peygamber de diyor ki, "Hayır efendim, ekmek Allahperestliğin temelidir." Yani "Allah" ve "ekmek" kavramlarını yan yana getiriyor. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in duruşu, bizatihi devrimci bir duruştur ve insan olarak baktığımızda da alt ve üsttekileri eşitlemiştir. Köleliği lağvetmiştir. Akabinde resmi ideoloji bunu yozlaştırmıştır. İslamiyet'i göksel ve mistik bir din yapmış, tamamen yerden göğe çıkarmış ve valizine de bütün dini kavramları koymuştur. Ve adalet bir yeryüzü kavramı olmaktan çıkmış bir gökyüzü kavramı haline dönüşmüştür. Yoksulluk ilahi adaletin gereği olarak görülmeye başlamıştır.

Akabinde bizim inandığımız, İslam'ı temsil eden birçok isim vardır; Hz. Ebubekir, Ömer, Ali vardır, Ebu Zerr vardır. Daha sonra İslam tarihini çalkalamış bir Karmati isyanı vardır. Ki özel mülkiyete karşı bir harekettir. Abbasileri çok ciddi sıkıntıya sokmuşlardır. Hallac-ı Mansur Karmat Papazı diye anılır! Karmati üyesi olduğu için, "eşitlik" dediği için idam edilmiştir! "Ben Allah'ım" (Enel Hak) dediği için falan derler ama öyle bir şey yoktur.

Yakın tarihteki bir diğer benzeri isim de İranlı Dr. Ali Şeriati'dir. Kendisi 20. yüzyılda yaşadığı için, çağdaşımız olduğu için onun da eserlerinden de çok fazla istifade ettik. Prof. Dr. Mustafa Sıbai var Mısırlı, Roger Garaudy var. Yakın dönem isimlerdir bunlar. Seyyid Kutup ve Mevdudi var. Bunlar yenilikçi isimlerdir.

Tabii ki bu çıkışlar geleneksel İslam terminolojisinde reformizm olarak değerlendirildi. Bu bir yaftadır! Biz burada Kur'an'a yeni bir şey sokmuyoruz aksine Kur'an'daki söylenmeyen, anlatılmayan hadiseleri hiçbir şekilde müdahale etmeden insanlığa aktarıyoruz. Burada da özellikle abdestli kapitalizm bir endişe içerisine giriyor. Abdestli kapitalizmin bütün mahalle duvarları yıkılıyor. Bunun da temel nedeni bu söylemin tarihsel olarak güçlü ve köklü olmasından kaynaklanıyor.

İslam'da eşitlik söylemi, Peygamber efendimizin vefatından itibaren ciddi şekilde dillendirilmiştir ama özellikle ehli sünnet kaynaklarında bunlara çok fazla rastlamak mümkün değildir. Ayrıntılı olarak şia kaynaklarında rastlayabilirsiniz.

Eren ERDEM - 06 Ekim 2011 - Aydınlık

Son Yazılar