cumhuriyete_sahip_cikiniz

Cüceler Ülkesinde Mustafa KEMAL

Devrimlerin hiç birinde “kuram, kural ve kurum” üçlüsünün bütünselliğine tarih, tanık olmamıştır. Mustafa Kemal’in yarattığı devrimlerin özelliğini bu üç olguyu bir arada gerçekleşmesinde görürüz.


Osmanlı, ülkeye ne kadar yağmur yağdığını, akarsuların hangisinden ne miktar suyun akıp gittiğini, hava ısısının hangi yörede nasıl değiştiğini bilmeyen bir devlet idi. Mustafa Kemal her şeyden önce ülkesini tanıyan devleti yaratmıştır. Cumhuriyetin ilanından hemen üç yıl sonra, 25 Nisan 1926 tarihinde 3517 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kurulan “Merkezi İstatistik Teşkilatı”, ülkenin nesnel varlığını tanıyacak olan devleti betimler. Zaman içinde üç boyutlu devrimleri gerçekleştirirken, O’nun devleti, ulusalcı, sekular,(ne dine karşı ne dinden yana) devlet idi ve bilimi en gerçek yol gösterici kabul eden, tam bağımsız, kendine yeterli, emperyalizme boyun eğmeyen, sosyal hukuk devleti olarak uygarlık tarihinde yerini alacaktı elbet.

Tarihte bir benzerine rastlanmayan devrimlerinin üç temel niteliğini şöyle özetleyebiliriz:

1.Kuramsal Doku.


O’nun gerçekleştirdiği devrimlerin birincil boyutunu, onun kendi kültürünü yaratması eyleminde görürüz. Halkevlerinin, Türk Dil ve Tarih Kurumlarının oluşumu, köy Enstitülerin doğuşu, Anadolu tarihinden doğan kültürünü temel alarak onu çağdaş kültürle buluşturmuş ve “bilimin en gerçekçi yol gösterici” olduğu ilkesini devletin ve ulusun temel niteliğine dönüştürmüştür. İlköğretimden itibaren bu zihinsel bağımsızlığın ve aydınlığın eğitimi, kurumlaşarak gerçekleşecekti elbet. Kemalizmin kuramsal (teorik) dokusu böyle doğdu, kendi kültürünü yaratarak.

Sovyet devrimi kendi kültürünü oluşturamadığı içindir ki, ancak 70 yıl dayanabilmiştir. Oysa Mustafa Kemal’in devrimleri kendine özgü kültürü ile birlikte doğmuş ve Anadolu’nun tarihiyle örtüşebilmiş geleceğin uygar Türkiye’sinin temel taşlarını oluşturmuştur. O nedenle şimdi O’nun Cumhuriyetine, O’nun ulusalcı ulus devletine, sekular niteliğine içte ve dışta doğan tuzaklara karşın hala kendisini koruyabilmesi ve her geçen gün O’nun devrimlerine gereksinmenin yeniden güçlenerek doğuşu, kuramsal dokunun ürünüdür. Mustafa Kemal’in devrimlerindeki devlet, ulusun onuruyla kendi onurunu bütünleştiren devlet idi. Şimdi cüceler ülkesinde onurun birbirini tamamlayan yapısı parçalanmak üzere değil midir?

2. Kuralsal Doku.

Mustafa Kemal’in devrimlerinin ikinci özelliğini, tam bağımsızlığın, ekonomik bağımsızlıkla gerçekleşeceği ilkesinde görüyoruz. Ekonomik bağımsızlık sağlanmadan siyasal ve yönetsel bağımsızlık savı nasıl gerçekleşebilecekti: Planlı büyüme ve gelişme modeliyle: Birinci ve İkinci Sanayi Planları, bu modelin nesnel örnekleridir. O planlarda yatırım tercihlerine ilişkin yönteme yer yüzünde Sovyetler Birliği dahil hiçbir ülkesinde bir benzerine rastlayamazsınız. Yunus Balıklarının ya da linyitten sentetik akaryakıt üretme projesindeki verimlilik hesaplarının bir benzerini bugün bir köşeye atılan Devlet Planlama Teşkilatı acaba hazırlayabilir mi? Ve Onun döneminde bir başbakan Sanayi Planlarında yeri olmayan bir yatırım projesinden söz edebilir miydi?

Birinci ve İkinci Sanayi Planları, “Karma Ekonomi” ile anılan bir sistemin oluşumunu da beraberinde getirdi. Bunu Kemalist Devrimlerin nesnel boyutu, kuralsal dokusu olarak özetliyoruz.Aynı zamanda, bu doku tam bağımsızlığın kendine yeterli ekonomik bağımsızlıktan kaynaklanacağını öngörmekteydi ve beş beyazlar ekonomisi olarak un, şeker, bez, kağıt, çimento sanayilerinin kurulmasını temel almıştı.

3.Kurumsal Doku.


Ekonomik büyümeyi sanayileşme devinimiyle gerçekleştirecek kurumların yaratılması Kemalist Devrimlerin üçüncü temel boyutunu oluşturur. Bu bağlamda, Kamu İktisadi Kuruluşları (KİT’ler) doğacak, Sumerbank, Etibank ve İllerbank gibi kuruluşlar devrimlerin olmazsa olmaz örgütsel koşullarını yaratacaklardı. Kemalist devrimlerin yol haritasında son aşamayı kurumlaşma olarak özetlemekteyiz.

Bugünün cüceler ülkesinde, sekular, ulusalcı ulus devleti içten ve dıştan kuşatma altına alınmış ve tuzaklarla çevrili bir ortama sürüklenmek üzeredir. Mustafa Kemal’in ulusalcı, sekular, ulus Devleti’nin bir gün kendisini koruma sorunlarını ulusalcı yaşayacağı düşünülebilir miydi? Bugün aydın ve yurtsever kadrolar tutsaklık kamplarında sürgüne gönderildikçe, bu kaygıların vicdanları sızlatan acılarını yaşamaya başladık. Bugün Somali’deki kitlesel açlığın kitlesel ölümlere yol açmasındaki çaresizliği Başbakan R.T.Erdoğan dahil, batı emperyalizminde görenler yanılmaktadırlar.Çünkü:

Hiçbir ulus, kendi içinde işbirlikçi hainlerini yaratmadıkça emperyalizm tarafından sömürülemez.

Cüceler iktidarında, O’nun Devleti’nin kendisini koruma sorunlarını yaşamaya başlayacağını kim tahmin edebilirdi? Mustafa Kemal’in Devleti, kendisini koruma sorunlarını yaşamaya başlamışsa bu, emperyalizmin, işbirlikçi hainlerini içimizde yaratıp satın almış olmasının ürünüdür. Ülkemizin hiçbir sorunu, devletin kendisini ulusun bütünlüğüyle birlikte korumaya zorunlu olması kadar artık önemli değildir.

Bugün eğer Mustafa Kemal, Çankaya’da olsaydı, bir ilin belediye başkanı, bir bakan için “has-tir” sözünü söyleyebilir miydi ve Mustafa Kemal o ile giderek onu ziyaret eder miydi? Ve bir belediye başkanı, azgınlaşabilir Mustafa Kemal’in Devletinde bir bakanı böylesi sözle küçültecek kadar küçülebilir, cüceleşebilir miydi?

Mustafa Kemal’in Devletinde, Türk Ordusunun askerlerinin başına çuval geçirmeye ABD’li Yanki’nin cesaret edebileceğini kim düşünebilirdi?

Mustafa Kemal’in Devletinde “değil bir teröristi kediyi bile vermem diyen bir ABD yamağını, kırmızı halı üzerinde devlet töreniyle karşılayan bir siyasal iktidar doğabilir mi ya da yerinde kalabilir miydi? Mustafa Kemal’in Devletinde, Büyük Ortadoğu Projesi’ni bir başka devletin tasarlayabilmesi ve eş başkanlığını bir başbakanın üstlenmesi söz konusu olabilir miydi? Ulusal bütünlüğe böylesi ters düşen bir iktidar düşkünü başbakan, iktidar dışına düşmekten kendisini kurtarabilir miydi?

Mustafa Kemal, TBMM’nin 6 Mart 1922 günlü gizli celsesinde, bakınız, zahiri ve dahili cepheleri nasıl tanımlıyor:

Zahiri cephe, doğrudan doğruya ordumuzun düşman karşısında göstermiş olduğu cepheden ibarettir, diyor ve devam ediyor: Bu zahiri cephenin tezelzül etmesi, tebeddül etmesi, mağlup olması, çözülmesi, hiçbir vakit bir millet ve bir memleketi mahvedemez. Bunun hiçbir ehemmiyeti yoktur. Asıl haizi ehemmiyet olan, ve asıl memleketi temelinden yıkan ve halkını esir eden dahili cephenin sukutudur. İşte bu hakikate bizden ziyade vakıf olan İngiliz, asıl bu cepheyi yıkmak için iki üç seneden beri, asırlardan beri sarfı mesai etmektedir.(Kahrolsun sesleri)

Mustafa Kemal o konuşmasında “dahili cephe” yi şöyle tanımlamaktadır:

Dahili cephe aslolan cephe, bütün memleketin aynı fikir ve kanaatte yek vücut olarak tesis etmiş oldukları cephedir. (Kaynak: Türkiye Sorunları kitap dizisi, Aralık 2006, TBMM’nin Gizli Celselerinde Mustafa Kemal yazı dizisi, Ali Nejat Ölçen, sayı 66, s.10-11)

Bugünün iktidarı BOP’un yol haritasına göre “ordusuz devlet” i oluştursa bile, Mustafa Kemal’in Ulusu, kendi ordusunu yeniden yaratacak bilinçte ve güçtedir. BOP’un çöp sepetine atılacağı günler uzakta da değil.

Ey yurtseverler, sizlere sesleniyorum:

Ülkemizin ekonomisi çökebilir, ordusu kuşatma altına alınabilir, yabancı devletlerin namlıları sınırlarımıza kadar sokulabilir, Anadolu bu güçlüklerin tümünü yenecek güçtedir.

Fakat kendisinin kendisi tarafından arkadan hançerlenmesine dayanamaz ve ölümü yeğler. Tüm Cumhuriyetci, aydın, yurtsever kadroların birlik ve beraberliği yeniden yaratarak Mustafa Kemal’e ve O’nun devletine, O’nun ekonomisine, O’nun siyasetine,O’nun Çankaya’sına ve O’nun Ulusuna sahip çıkma zamanı gelmiştir ve bu zaman, zamanların en kısa ya da en uzunu olacaktır.

Bir Anı:

Mustafa Kemal’e güven mektubunu sunan İtalyan Büyükelçisi, Mussoloni zamanında Antalya’ya ilişkin kendi devlet başkanının bir dileğini sunmaya girişirken, kendisinden izin alarak dışarı çıkan ve kısa bir süre sonra Mareşal giysisiyle içeri giren Mustafa Kemal “Şimdi sizi dinliyorum” der. Elçi yerlere kadar eğilerek salonu terk eder.

Böyle bir Cumhurbaşkanı’nı Çankaya’da görmeyi özlemez misiniz?

Yanıtınızı bekliyorum.

Saygılarımla.

Ali Nejat ÖLÇEN - 19 Eylül 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar