jean_jauresSol, Cumhuriyet Ve Bok -Yol’una Gidecekler!

Bugün içinde bulunduğumuz ortam bizi; tam bir kafa karışıklığı içinde doğru düşünmeye, bulanık bir su içinde gözümüzü açmaya, rüyamızın en tatlı yerinde uyandırmaya zorluyor.

Öyle! Zira 9 yıllık AKP yönetimi ardından talan edilen bir Cumhuriyet, devletin en küçük hücresine kadar sızılmış, toplumun her kademesini bir yandan kontrol altına almak isterken bir yandan da kendi yandaşını, kendi Alevi’sini, kendi Kürt’ünü yaratmak isteyen bir dikta ile karşı karşıyayız.


Tüm bu süreci kaygı, kuşku ve tabi ki korku içinde izlerken hem de birçok hazin gerçeğin farkına varıyoruz. Her zorlu süreç insana en büyük dersleri çıkaracak ortamı sağlarmış. Bizim payımıza düşen de ‘’Sol’’ ve ‘’Cumhuriyet’’ oldu.

Özellikle referandum süreci bize çok net bir şeyi daha gösterdi. Kendini Sol’da nitelendiren ve bu konuda kimseye laf ettirmeyen bir kısım ‘’Taraf’’, 80 darbesinin bir çocuğu olan, Sol ve Cumhuriyeti karşı karşıya getirme operasyonuna destek vermeye gözü kapalı olarak devam ediyor.

12 Eylül referandumun üzerinden bir hayli süre geçti. Her halinden derme-çatma bir taslak olduğu belli olmasına rağmen, amacın demokratik ve özgürlükçü bir anayasa hedefi değil de, şimdiye kadarki tüm ‘’yalan’’ ve ‘’talanların’’ temize çekilmek olduğu anlaşılırken, bunu bilerek AKP’ye destek veren ‘’yetmez ama evetçilerin’’ ve ne kadar ‘’kem-küm’’ etseler de ‘’Boykot’’ diyerek dolaylı yoldan bu oyuna destek verenlerin baş nedeni idi Cumhuriyet ile hesaplaşmak.

Bu tavırlarını açıklamak için bin bir dereden su getirseler de, her gün televizyonlarda, miting alanlarında bizi haklı olduklarına dair açıklamalara boğsalar da, yeri geldiğinde bu gerçeği açıkça göstermekten geri kalmıyorlardı.

Referandumda Evet çıkacak, Cumhuriyetin bize dayattığı dikta yöntem daha da çok demokratikleşecek, ‘’Evrenizm’’ ile Cumhuriyetin temel karakteri Kemalizm karıştırılıp bu faşist Anayasa değişecek naraları atılacak, darbeciler yargılanacak ve herkesten hesap sorulacaktı. ’’Hiç değilse mevcut durumumuzdan daha kötü olmayız’’ sözleri ile kendilerini ‘’Ak’’lama yarışına girdiler.

Bir kısmı da Emperyalizmin güdümü altına girmiş İki tarafın birbirini yeme yarışına karışmayacak ‘’Yiyin birbirinizi’’ diyerek yine kendini bu süreçten izole edip pasifist bir yaklaşımla yine ‘’Ak’’lanacaktı. Tabi yersen..

En üst Mahkeme tarafından İrtica-i eylemlerin odak noktası olduğu belirtilmiş bir partiye bu şekilde destek verenlerin ,böyle bir Anayasa taslağı üzerinden dahi Cumhuriyete,hem de hiç ilgisi yokken ‘statüko’ palavralarıyla öldüresiye saldırmaları ne denli bilinçsiz ve tehlikeli bir dönem içinde olduğumuzu bize gösteriyor. Üstelik bunu ‘’Sol’’ adına yapıyorlar.

Bugün referandum sürecini geride bıraktık ancak değişen bir şey yok. O günün yetmez ama evetçileri, boykotçuları, ya da genel manada bir kısım Sol cenah hala Cumhuriyetin tüm ilerici adımlarını diktatörlüğe, tüm bağımsızlıkçı ve sosyal kazanımlarını faşistliğe bulayarak ‘’Sosyalizm’’ mücadelesine devam ediyor.

Benim aklımda ise ”Jean Jaures” beliriyor…

Malum artık her şey gibi solculuğun da şekilci bir tavırla, iki-üç slogan ezberlenerek yapıldığı bir ortamdan Jaures’i anlamasını beklemek zor! Açıklayalım:

En önemli özelliği bir sosyalist olmasına rağmen tüm yaşamı boyunca eşitliği, demokrasiyi, barışı savunmasının yanında, Cumhuriyet’i ve laikliği de savunmuş olan Jaures, 1859-1914 yılları arasında yaşamış ve haince öldürülmüş, Fransız sosyalist, politikacı ve yazardır.

Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkler açısından da özel bir önemi vardır Jaures’in. Jaures Balkan Savaşları ve sonrasında Türklere reva görülen eziyetleri eleştirmiş ve Türkiye’den bazı İttihatçılar ve İştirakçılarla (Hüseyin Hilmi) temas etmiş ve mektuplaşmıştır. Jaures’in İştirakçı Hilmi’ye yönelik bazı tavsiyeleri de olmuştur. İlk Türk sosyalizm kuramcılarından Şefik Hüsnü Değmer de Jaures’in öğrencisi olmuştur. Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde Jaures Avrupa’nın Türklere yönelik vicdanlı sesi olarak daima sevilmiş ve sayılmıştır. Balkanlar’da Türklere yönelik katliamlarını kınayan Jaures 2. Meşrutiyet döneminde Türk aydınlarınca bir “hürriyet kahramanı” olarak görülmüştür. 2 Ağustos 1914 günü Osmanlı Meclis’i Mebusan’ı onun için saygı duruşunda bulunmuştur. Yahya Kemal “Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım” adlı anı kitabında Paris’te gençken sosyalistlerin düzenlediği ve Jaures’in konuşmacı olduğu mitinglere katıldığını ve ona büyük hayranlık duyduğunu itiraf eder. “Eski Paris” adlı şirinde ise şöyle yazmıştır; “Eski Paris’te bir ömür geçti; Jaures’in gür sedası devrinde, Tuncu canlandıran ilahtı Rodin, Verlaine absendi Baudelaire afyonuna, Karışan bir sihirli hazdı şiir”.

İlk Türk komünistlerden Mustafa Suphi 1919’da Moskova’da toplanan Birinci Komintern Kongresi’nde Jaures’i saygıyla anar. 60 yıl sonra Ataol Behramoğlu bu sözleri Mustafa Suphi Destanı’nda şiirleştirmiştir. Büyük usta Attila İlhan da yıllar sonra bir yazısında Jaures’e olan sevgisini anlatır ve eserlerinin hala dilimize çevrilmediğinden yakınır. Arslan Başer Kafaoğlu “Enternasyonal’in Başarısızlığı” yazısında Jaures’in dünya savaşını önleme çabalarını sevgiyle anar.

Jaures, ılımlı ve hümanist kişiliği nedeniyle cumhuriyetle sosyalizmi, devrimle evrimi, ulus ile insanlığı birleştirmek, uzlaştırmak istemiştir. Birleştirici felsefesi tarih anlayışına da yansır. Marks’ın ekonomik determinizmi ve materyalizmi ile idealizm arasında sentez kurmayı dener. Histoire Socialiste adlı eserinde iyi bir tarihçi olduğunu gösterir.Yurtseverlik konusunda da sosyalistlere örnek bir isim olmuştur. Jaures’e göre “yurt bir gerçekliktir” ve enternasyonal bir sosyalist devrimin olabilmesi için öncelikle ulusal düzlemde sosyalist rejimlerin kurulabilmesi gerekir. Vatan savunması ve anti-emperyalizm Jaures’e göre sosyalizme karşıt değildir.

Jaures için Sosyalizm: “Uygarlığın başlangıcından bu yana insanlığın yarattığı bütün zenginliklerin, erdemlerin, güzelliklerin doruğu, toplamı, birleşme yeri, miras noktası”dır.. Sosyalizmin dayanak noktalarını Cumhuriyet fikrinde ve Devrimde bulur.

Jaures’e göre yurt ve enternasyonal birbirini perçinlemiştir. Bunu da şöyle açıklar:

“Ulusların bağımsızlığı en yüksek güvenliği Enternasyonal’de bulmaktadır. Öte yandan, Enternasyonal de en güçlü ve en soylu dayanağını bağımsız uluslarda bulmaktadır. Neredeyse insanın şöyle diyesi geliyor: Az yurtseverlik bizi Enternasyonal’den uzaklaştırır, çok yurtseverlik ise ona yaklaştırır. Bu bakımdan sosyalist ve enternasyonalist emekçilerin ulusal savunmanın örgütlerine katılmalarında hiçbir çelişme yoktur. Gerçi burjuvaların aykırı davranışları yüzünden emekçiler bazen Cumhuriyet’ten soğurlar, ama Cumhuriyet’in gerçekten tehdit edildiğini görünce öfkeyle ayağa kalkarlar ve Avrupa’da yeni bir Cumhuriyet’in kurulduğunu görünce sevinçten titrerler. Onlar için yurt da Cumhuriyet gibidir. Burjuvaların ve kapitalistlerin yurt anlayışını protesto etmek için sosyalistler yurt kavramına yüz çevirmezler, tersine ulusun bağımsızlığı tehlikeye girince dört elle sarılırlar ona”

Aslında Jaures’in temsil ettiği sol anlayış bizim ülkemize çok da yabancı değil.

Cumhuriyet’in ilanından bu yana tarihsel bu süreç içinde onun tüm ilerici, devrimci ve aydınlanmacı getirilerini sahiplenip bunu Sosyalist bir Cumhuriyet ile taçlandırma şiarı hep vardı ve var olacak!

Bu amaç uğruna az canlar verilmedi, az çileler çekilmedi. Aydınlarımız, önderlerimiz, devrimcilerimiz yeri geldi dar ağaçlarında asıldı, yeri geldi kör bir kurşunlarla delik deşik edildi, yeri geldi işkencelerden geçirildi, yeri geldi hiç beklemediği bir anda havaya uçuruldu.

Bu insanları dillere destan olan, her dönem kendini 2.Kurtuluş savaşçıları, 2.Kuva-i Milliyeciler olarak tanıtan, Atatürk büstlerinde gerektiğinde nöbet tutan, tam bağımsızlık uğruna, Cumhuriyetin değerlerinin altının kazılmasını engellemek uğruna, Mustafa Kemal yürüyüşü yapan, Cumhuriyet’in sosyalizm için bir ilk aşama devrimi, Türkiye’nin aydınlanması olduğunu yazıp, sosyalizmin Türkiye’de Cumhuriyet’ten sonraki adım olması gerektiği düşüncesini savunan 68 kuşağının her anında görebilirsiniz.

Bu insanları Cumhuriyet değerlerini sonuna dek özümseyip, onun eksiklerini sosyalizmle kapatmaya çalışan , ‘’Cumhuriyet ve kurucu felsefesi ile Sosyalizm arasında ‘’Çin Seddi’’ yoktur. Onlar bir nehrin birbirine paralel akan 2 farklı kolu olsa da aynı denize dökülürler’’ ya da ‘’Şüphesiz ki Cumhuriyet ve Aydınlanma felsefemiz ile Sosyalizm birbirinden farklıdır ama ayrılmaz bir bütünlüğü ve göbek bağı vardır ki o da Anti-Emperyalist oluşudur’’ diyen aydınlarımızda görebilirsiniz.

Aynen Jean Jaures gibi…

O zaman şu soruyu soralım kendimize:

Cumhuriyetin ilanının tarihsel bir ilerleme olduğunu söyleme cesaretinden yoksun bir sol olabilir mi? Cumhuriyetin bir ilerleme olduğunu söylemeden sosyalist bir cumhuriyet için mücadele etmek! Olanaksız ve inandırıcı değil.

Bugünkü resmi törenler Cumhuriyet’in kazanımlarını kutlamak için değil, cenaze namazını kılmak amacıyla gerçekleşen toplantılardır. 29 Ekim’de,19 Mayıs’da, 23 Nisan’da “Cumhuriyet” nutukları atıp (Ki buna Tanrıdan Cumhuriyetçi olmanın patentini almış gibi davranan tatlı su Kemalistleri de dahil), yılın 365 günü Cumhuriyet’in bütün değerlerini ayaklar altına almak başka nasıl açıklanır?

Türkiye Cumhuriyeti emperyalist işgale karşı direniş ile başlayan, işbirlikçiliğe ve gericiliğe karşı mücadele ile anılan büyük bir ileri sıçramadır.

Topraklarımızdaki her ileri sıçrama ile olduğu gibi Cumhuriyet ile de kavgalı olan İktidar ve işbirlikçi patron sınıfı ona ait tüm kurum ve kuruluşları kendine göre yapılandırmak istemektedir. Onlar için Cumhuriyet’in olmazsa olmazları yoktur. Bu olmazsa olmazlar; bağımsızlık, egemenlik, laiklik ve halk iradesi, sadece kendi iktidarlarına yaradığı oranda anlam taşıyan, bunun dışında anlamsız niteliklerdir.

Bugün iktidar koltuğunda bulunan egemenlerin AKP eli ile uygulamaya soktuğu plan, tüm bu değerleri anlamsız kılmak ve halk iradesinden uzak, kendilerine cemaat kültürü ile biat eden, sürü psikolojisine kapılmış bir yığının olduğu sistemi kurmaktır.

Bunun adı, sermaye egemenliğinin pekiştiği ve gericiliğin toplumsal-siyasal etkisinin daha da büyüdüğü, emperyalizmin ihtiyaçlarına daha uygun bir ülke oluşturmaktır. Bunun adı açık ve net Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesidir. Geldiğimiz nokta tam olarak budur.

Peki ne yapmalı?

Yapılacak şey basittir. Her şeyden önce 1908’de temelleri atılıp 1923’te uygulamaya konulan bu yapıyı ilerici özellikleri olan bir burjuva devrimi kategorisinde ele alıyorsak ve özellikle 1990 sonrası reel sosyalizmin çöküşü ile yeniden yapılandırılmaya çalışılan bu coğrafyada ‘’İkinci Cumhuriyetçilik’’ akımının yükselerek kendini AKP maskesi altında bulması bir rastlantı değilse, tabi ki kendini solda görenlerin altına dinamit döşenmek istenen Cumhuriyeti sahiplenmesi doğaldır.

Türkiye’de Cumhuriyet fikrine ve kazanımlarına sahip çıkabilecek olanlar, seçim meydanlarında birbirleri ile hamaset siyaseti yaparak laf yetiştirenler değildir. AKP karşıtı gibi görünüp, onun tüm liberal politikalarını, seçmen kazanmak için ‘’yeni’’ sıfatı ile yedeklemeye çalışanlar değildir.

Onu geliştirebilecek tek güç emekçi halktır. Sermayeden değil emekten yana tavır alabilen, her türlü baskıya ve zulme karşı boyun eğmeyen oluşumlardır. Hangi din, dil, etnik kökenden gelirse gelsin tüm insanların kardeşçe yaşayacağı, eşitlikçi-özgür, bağımsız bir Cumhuriyet seçeneğini bu ülkeye ancak ve ancak bu kitle sunabilir. Bu sebeple ülkemizin tüm ilerici, yurtsever, devrimci güçleri, İkinci Cumhuriyetçi AKP iktidarının ”İleri Demokrasi Faşizmine” ve ona alternatif olarak gösterilen yedeklerine karşı, ülkede yaşayan bütün halkların özgürlük ve eşitlik temelinde yaşayabileceği bir Cumhuriyetle artık dur demelidir.

Bugün AKP kanatları altında Solculuk yaparak özgürlükten ve demokrasiden bahseden Erdoğan’ın yemeklerinde önünde eğilip bükülen Liberal, Soros’cu Solculara gelince;

İlk değildir kendilerini görüşümüz. 80 sonrası yeniden şekillenmeye başlayan Sol hareket içinde her zaman kendini göstererek Sağ partilerin bir yedeği, küçük de olsa en kıymetli destekçileri olmuşlardır.

Onları, liberal seslerin odak noktası haline gelmiş Doğan yayın gurubunun köşe yazılarında, AKP yemeklerinde başbakanla kol kola, ya da mecliste referandum için AKP milletvekilleri ile yan yana oy atarken poz verir bir şekilde görebilirsiniz. Türbana özgürlük diye bağırırken Mazlum-Der’in mitinglerinde görebilirsiniz. Halktan, emekçiden bahsederken mecliste tek yaptığı bir daha seçilemeyeceğini anlayınca, üniversiteye tekrar geri dönmek için yasa tasarısı verirken görebilirsiniz.
Şimdi de F tipi yapılanma ile, Sivil faşizm ile ,Cumhuriyet devrim ve ilkelerine ‘statüko’ söylemi arkasından saldırıyor ve ‘’İleri Demokrasiden’’ yana olduklarını söylüyorlar..

Onlara tek sözümüz var:

Cumhuriyet’in ‘’İleri’’ atılımlarını tanımamazlıktan gelen siz, AKP’nin ‘’İleri’’ demokrasisi ile elbet bir gün tanışacaksınız. Hele şu sayıca fazla olan Kemalistlerin kökü kazınsın sıra size de gelecek! Artık size yapılacak Ergenekon benzeri operasyonun adını bilemem. Belki Kurtuluşçular Operasyonu, belki Devrimci karargah-2, belki de Dev-yol operasyonu olur (Tabi ki sizin bu şanlı oluşumlarla ilginiz yok ama kırk yıllık polis Hanefi Avcı’yı Devrimci Karargah’tan içeri alıyorlarsa size de bir kulp bulurlar).

Sonra mahkemede ‘’Pardon’’ filmindeki o trajikomik sahne yeniden sergilenebilir:

- Dev-Yol izinden mi gidiyorsunuz?
- Yok biz ‘’Bok-Yol’’una gittik hakim bey…

Onur AKSOY - 07 Eylül 2011 - İlk Kurşun


Kaynaklar


- Jaures, Jean (1999), “Demokrasi, Barış ve Sosyalizm”, çeviren ve derleyen: Asım Bezirci, İstanbul: Evrensel Basım Yayın
- Örmeci O. (2010), Jean Jaures
- Onur Aksoy (2011) Cumhuriyet ve 12 Haziran, soL haber portalı
- Uğur Mumcu, Cumhuriyet, 23 Nisan 1980
- Atilla İlhan, Kemalizm ile Sosyalizmin Göbek Bağı,Cumhuriyet

Son Yazılar