davutoglu_hillary

Türk Dış Politikası Lime Lime Dökülüyor!

“Yandaşı” ile “candaşı” ile Türk medyası, ama güç sevdası, ama güçten korku ile ne kadar görmezden gelirse gelsin; BM’nin hazırladığı “Palmer Raporu” Türk dış politikasının lime lime döküldüğünün resmi bir ifadesidir.


Cumhurbaşkanı istediği kadar raporu “yok saysın”, Türkiye’nin bir yıl önce BM Güvenlik Konseyi’nden kurulmasını istediği Komisyon bu raporu hazırlamıştır. Raporu yok saymak” için artık Cumhurbaşkanı’nın başını kuma gömmesi gerekir.

gul_powel_parmak

Palmer Komisyonu’nda Türk üye de vardı ve Hükümet’in tasvibi ile Komisyon’a atanmıştı (Özden Sanberk). Türk üyenin rapor hazırlandıktan sonra Rapor’u eleştirmesinin de hiçbir anlamı yoktur. Madem, Komisyon İsrail lehine çalışıyordu, Türk üyenin bunu hissettiği an istifa etmesi ve durumu dünyaya açıklaması gerekirdi. Her şey bittikten sonra, Hükümet nezdinde şahsi durumunu kurtarmak için, Türk üyenin rapora eleştiri getirmesi raporun değerini değil ama kıymetli bir diplomatik kariyer geçmişi olan Türk üyenin ciddiyetini ağır zedelemiştir.

*** *** ***
tayyip_abdbuyukelcisi_gnkmbaskani

Palmer Raporu Türk dış politikasına şu darbeleri vuruyor:

1)Türkiye, İsrail’in Gazze Ablukasını canla başla gayri meşru saydırmaya çalışıyordu, şimdi bizzat Türkiye’nin şahsi gayreti sonucu Gazze Ablukası resmi bir BM Raporu ile meşru hale geldi. Üstelik, rapor Türk tezinin tersine, Gazze halkının ambargodan zarar görmediğini de iddia ediyor.

2)Türkiye Mavi Marmara’ya yapılan saldırıyı uluslararası sularda yapıldığı için de gayri meşru saydırmaya çalışıyordu. “Uluslararası hukuka göre uluslararası sularda kimse kimseye saldıramaz” diyen bizdik. Bu söylem çıktığında “uluslararası deniz hukukuna göre gereğinde ön tedbir (preemptive) olarak uluslararası sularda da saldırı meşru hale gelebilir” diyen hukukçulara Davutoğlu çok kızıyordu. Palmer Raporu maalesef yine Davutoğlu tezini red etti, uluslararası sularda saldırıyı meşru saydı.

3)Rapora göre İHH, Hamas bağlantısı nedeni ile, şaibeli bir kuruluş. Rapor, zimni yolla da olsa, Türkiye Cumhuriyeti’ni şaibeli bir kuruluş ile işbirliği yapmakla suçluyor. Zaten, Mavi Marmara saldırısından sonra Hükümet de İHH’nın, yeni bir gemi yola çıkarmayı planlayan 2. hamlesine yeşil ışık yakmamıştı. Türk Hükümeti istemeyince de hamle başlamadan bitmişti. Demek ki ilk gemi (Mavi Marmara) Hükümet’ten onay almıştı!

4)Rapor, Türk tezleri arasında sadece gemideki sivil insanlara orantısız güç kullanılarak saldırıldığını kabul ediyor. Böylece, İsrail askerlerinin 9 sivil ve silahsız insanı vahşice katletmiş olduğu kayda geçiyor. Ancak, bu noktada bile Rapor ilk saldırının kimden geldiğinin tespit edilemediğini söyleyerek, İsrail’in saldırının gemideki insanlar tarafından başlatıldığına dair tezini red etmiyor. 

5)Ahmet Davutoğlu meseleyi Lahey Adalet Divanı’na taşıma iddiası ise gerçekçi değil. Davutoğlu ya yalan söyleyerek şova soyunuyor, ya da bu konuda cahil. Ne İsrail, ne Türkiye bu Divan’ı tanımadığı için Türkiye’nin Adalet Divanı’na baş vurma hakkı yok. Türk Dış İşleri Bakanı bu basit gerçeği bilmiyor mu? Ya şov için baş vurup, 1-2 yıl içinde red edileceğiz, ya da BM’yi başvuru için zorlayacağız! BM’yi zorlarsak,biz hangi zorluklarla baş başa kalırız, dilerim Dış İşleri’nde birileri bu olasılığı hesap ediyordur.

*** *** ***
tayyip_ve_patron

Türkiye’nin kıytırık liberal aydınları tarafından olağanüstü başarılı bulunan Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’yi sunduğu gerçeklere bir göz atalım.

Komşularla sıfır sorun hedefli, çok değişkenli, kimseye boyun eğmeyen, pro-aktif Türk dış politikasının hal-i pür melali 2011 sonbahrına girerken aynen şöyle:

1)Ermenistan ile 7 düvelin gözü önünde imzalanan raporun sonradan üzerine yatılmış ve Ermenistan ile ilişkiler eskiden beter hale gelmiştir. Türkiye attığı imzaya sadık kalmayan ülke statüsüne düşmüştür.

2)Ermenistan’a “pozitif hamle” yapılırken, en büyük petrol tedarikçimiz Azerbeycan da kaybedilmiştir.Aliyev’in Türk Hükümeti’ne hiç güvenmediğine dair ABD Elçisine 2010 başında sarf ettiği sözler Wikileaks belgelerinde yer almaktadır.

3)Türkiye İsrail-Suriye arasında arabuluculuk yapmak üzere yola çıkmıştır ama bugün itibari ile bizzat kendisi her iki ülke ile hasım haline gelmiştir.

a)Daha düne kadar bağrına bastığı Beşar Esad’ı yıkmak için ABD ile işbirliği yapmaktadır.

b)Daha önceleri stratejik ortaklık kurduğu İsrail’i Doğu Akdeniz sularında tehdit etmektedir.

4)İsrail ile bir yandan düşman olunurken, öte yanda Türkiye, özellikle İsrail’i hedef alan İran füzelerine karşı füze kalkanı olmayı kabul etmiştir! NATO Polonya’ya, Çek Cumhuriyeti’ne kabul ettiremediğini Türkiye’ye kabul ettirmiştir. Ortadoğu’nun bir diğer ağababası İran karşısında Türkiye açık ve seçik bir tavır almıştır. Bir yıl önce BM’de İran’ı kucaklayan tavrı ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan bariz fark Davutoğlu’nun merdiven altına çekildiğinin bariz delilidir.

5)NATO’nun bir dediğini iki etmemeyi şiar edinen Türkiye; önce şiddetle red ettiği Libya’ya NATO müdahalesine sonradan yeşil ışık yakmıştır. Şimdi Libya petrolünün Avrupa ülkeleri tarafından yeniden paylaşımına bizzat arabuluculuk yapmaktadır. Elinden gururla İnsan Hakları ödülü alınan Kaddafi ise artık Suriye lideri Esad ile birlikte kötü adamdır.

6)Başbakan, yine Batı’nın bastırması sonucu yakında Mısır’a gidecek ve orada ABD’nin kontrolü altındaki Mısır Yüksek Askeri Konsey Başkanı General Muhammed Tantavi ile yeni bir ittifak kuracaktır. Eğer, Tahrir Meydanı’nda konuşma yaparsa; Müslüman Kardeşler dışında, Meydan’da bir kaç ay önce baş kaldırmış kimsenin Mısır’daki “yeni yapıda” yer almadığını görmezden gelmek zorundadır. Tantavi’nin Mübarek döneminin ve ABD’nin sıkı adamı olduğunu ise hiç hatırına getirmesin.

7)Komşumuz Irak’a yaptığımız hava saldırılarının Irak yönetimi tarafından ne kadar “sıfır sorun” olarak görüldüğü de ayrı bir meseledir.

***
*** ***
davutoglu_hillary5

Manzara-i umumiye bakıldığında Türk dış politikasının en şaşkın ve zavallı dönemlerinden birisini yaşadığını görmemek için ya kör, ya da yalaka olmak lazım!

Cüneyt ÜLSEVER - 06 Eylül 2011 - Odatv

Son Yazılar