necip_torumtay10

Onurlu Komutan Necip Torumtay Paşa

Yaklaşık 7 yıl önce Datça / Aktur'da bir görsel konferans vermiştim. Datça ADD Şubemizin de desteğiyle..

"Sessiz İşgal, Parçalanan Türkiye ve 9 Eylül 1922, Datça, Aktur, 08.09.04"


Konu, yukarıdaki gibi kayıtlı arşivimde..

150 dolayında yansı ile ılık bir Aktur akşamında, açık havada, ağaçların altında toplanan Aktur sakinleri dinleyicilerimizdi.

26 Ağustos 1922'da şafak vakti başlatılan Büyük Taarruz, Mustafa Kemal Paşa Komutasında 4 gün içinde görkemli bir utkuya ulaşmış, 7 düvelin sökülmez tahkimatı darmadağın edilerek işgalci Yunan ordusu kaçmaya başlamıştı. Başkomutanılık buyruğu; "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" idi ve Megalo İdea hayalcisi Yunan ordusu her yanı yakıp yıkarak, yolları köprüleri uçurarak, hayvan sürülerini tarayıp öldürerek ve bununla yetinmeyip su kuyularına doldurarak sözde geri çekiliyordu.. Bu ağır hezimet 9 Eylül 1922 günü denize dökülerek hazin sona erişmişti. Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya dönünce, kestiriminde 1 (bir) gün yanıldığı için arkadaşlarından özür diliyordu..

Bunları konuşacaktık.. Dünü günümüze ve geleceğe bağlayacaktık. Tarihi çözümleyici bir mantıkla ussal olarak kullanacak ve çıkarsamalar yapacaktık.

Büyük Zafer'in 82. yılında "ülkemizin sessizce işgal edilişini, parçalanmaya sürüklenişini.." belgeleriyle, görsel olarak irdeleyecektik.

Başlamak üzere iken, Rahmetli Torumtay Paşa'nın da izleyiciler içinde olduğu bana söylendi. Hemen yanına gittim ve kendimi tanıtarak saygı ve dostluk ile elini sıktım.

O'na ülkemiz derinden borçlu idi çünkü.. Niçin mi ?

Paşa, kişisel kariyerini feda ederek ülkemizi Irak bataklığında bir ateş çemberinden, emperyalist tuzaktan korumuştu. Emekli Org. Necip Torumtay, görev süresi dolmadan istifa eden ilk Genelkurmay Başkanı olarak tarihe geçmişti. Irak'ın emperyalist Batılılarca işgali ("1. Körfez Savaşı" deniyor retorik bir tuzakla..) nedeniyle dönemin Cumhurbaşkanı T. Özal'la görüş ayrılığı yaşayan Torumtay Paşa, "İnandığım prensiplerle ve devlet anlayışımla hizmete devamı mümkün görmediğim için istifa ediyorum." diyerek görevinden ayrılmıştı (3 Aralık 1990).

Hesapsız-kitapsız kimi serüvencilerin Batılılarca kışkırtılmasıyla, Türkiye güya Musul-Kerkük'ü alacaktı (!) Ham hayal. Lozan'da vermediklerini, 2 yıl sonra Şeyh Sait isyanını kışkırtarak öteledikleri ve tarihe gömerek unutturdukları Musul-Kerkük'ü Türkiye'ye ikram edecekler öyle mi? Emperyalistler zırnık koklatır mı? Bugün Güney-doğu bölgemiz, toprak ve ulus bütünlüğümüz tehlikede. Yeni Sevr'i dayatıyorlar açıktan!

Üstelik açık, somut ve yakın bir tehlike ve hatta tehdit bu tablo..
necip_torumtay9
Torumtay Paşa, büyük bir sağduyu ve devlet adamlığına yakışır sorumlulukla Özal'ın TSK'yı Irak cehennemine sürmesini, Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa ederek engellemişti. Yıl 1990 idi ve Paşa 21 yıl huzur ve onur içinde bir emeklilik yaşamı sürdürdü.

İstifasından 4 yıl sonra anılarını yazdı ve konuya ilişkin şu dizelere yer verdi :

"Bir ülkenin, savunma dışında bir savaşa girmesi, bağımsız ve egemen milletlerde, o ülkenin kendi milli iradesiyle olur. İttifak içerisinde dahi, o ittifakın gerektirdiği yükümlülükler milli menfaat ve hedeflerle bağdaştırılarak milli siyaset doğrultusunda, yine milletin kendi iradesiyle ve yetkili organları ile savaşa girme kararı verilir. Aksi takdirde, başka ülkelerin milli menfaatleri doğrultusunda bir savaşa sürüklenilmiş olunur. Savaş, millet için hayati bir zorunluluk olmadıkça bir cinayettir"[1].

"Türk ordusunun Irak'a girmesi gerektiğini öne sürenler, bu hareketi Türkiye için hayati derecede zorunlu mu görüyorlar? Bu konuda bir kamuoyu baskısı, milli bir görüş birliği mi var? Ülkenin bir savaşın, hem de bataklığa dönen komşu coğrafyada, Türkiye'deki çeşitli etnik ve dinsel kökenden vatandaşların akrabalarının yaşadığı bir coğrafyada süren bir savaşa çekilmesini, ne Türk halkı, ne Türk ordusu ister."[2]


Hiç kuşkunuz olmasın, ikinci bir Sarıkamış faciası benzeri yaşanabilirdi. Onbinlerce şehit verebilir, onmilyarlarca dolar parasal yıkıma uğrayabilirdik. Toprak bütünlüğümüzü yitirme riski de bunlara ek..

Özal güya seçilmişti.. Torumtay ise "atanmış". Aslında asıl "seçilen" Torumtay paşa idi. Nice zorlu sınavdan sonra 60 yaşını aştığında, emekliliğine birkaç yıl kala ancak yakalanabilen bir yüce makam idi oturduğu.. Kaç kez seçilmişti gerçekte. Ama kasaba delegesi sisteminin hastalıklı ve güdümlü ürünü sözde demokrasi ve türevleri kimi siyasal aktörler, kendilerini "seçilmiş" addetmekte ve atanmışlardan üstün görmekteler? Aslında bilinçaltı aşağılık kompleksi dürtüleri onları böylesi bir yargıya zorlamakta. Hoş görülebilir bir ölçüde.

Torumtay Paşa, Devlet terbiyesi gereği, Ordu'yu Irak'ta AB-D emperyalizminin maşası olarak savaşa sürmeyi reddedince, istifa ederek çekildi ve Özal ısrarını sürdüremedi. İşte büyük saygımı kazanan bu yiğit komutan da benim "acıklı konferansımı" izleyenler içinde idi :

Sessiz İşgal, Parçalanan Türkiye ve 9 Eylül 1922, Datça, Aktur, 08.09.04

Konumuz buydu. Bugün geldiğimiz yer ile bağını size bırakıyorum. Öngörülerimizdeki kahredici isabeti de... Zamanın nasıl aktığını bilemedim. 20.00'de başladık, 22.30'da bitti. Paşa'nın yanına giderek uzattığım için özür diledim. "Zamanın nasıl aktığını anlayamadım.." gibisinden olgunca geribildirim verdi. Gözleri hüzünlü idi ve 2 taraf da nemlenen bakışlarını birbirinden kaçırdı..

İzleyen akşam aynı konferansı Datça halkına açık hava tiyatrosunda verdik. Belediyenin ve Hava Radar Taburu'nun teknik desteğiyle.

Ama gündüz benim Torumtay Paşa ile özel bir randevum vardı. Aktur'daki evinde beni kabul etti. ADD Genel Başkan Yardımcısı idim. 2 saate yakın sohbet ettik. Yukarıda yazdığım içerik, kendisiyle ikili sohbetimizden yansımalardır bir ölçüde. Devlet terbiyesi gereği ketum ve ölçülüydü. Vakurdu. Ama insan sıcağı bakışları, yemyeşil gözlerinden taşarak beni sarıyordu. Saat 12.00'ye yaklaşıyordu. Paşa 78 yaşında idi ve benden birkaç dakika izin istedi : Oğluna internetten havale yapacaktı! Şaşkınlığımı saklamaya heyecanımı da dışavurmaya çabaladım : İnternetten EFT yapacaksınız?? [3]

Evet, Türk Ordusu'nun 14 yıldır emekli Başkomutanı, 78 yaşında en çağcıl teknolojiyi kullanmakta idi. Özgüvenim pekişmişti bir kez daha..

Bir de bugüne bakıyoruz. Yeni Başkomutan Özel Paşa'yı çoook kaygılı bir ihtiyatla izliyoruz.

Başlangıç gözlemlerimiz içimizi hüzünle dolduruyor. 30 Ağustos kabul törenlerini erteleme, törende yerini Cumhurbaşkanına bırakma..

Oysa 30 Ağustos 1922, Büyük Zafer, 89. yılında 50 yıldır olduğu gibi kutlanmalıydı. Şanlı Ordu'nun Genelkurmay Başkanı'nı kutlamaya gitmeliydi Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı, Başbakan ve öbür zevat.. Hem de Kararaghta! Çünkü bu eylemin esprisi, Türkiye Cumhuriyeti'ni kurtaran ve kuran Ordu'ya ŞÜKRAN bildirimi idi.

Fransa'yı, İngiltere'yi........... Orduları kurmadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurtaran ve kuran, Başkomutan Yüce Atatürk'ün öncülüğündeki Türk Ordusudur. Bu gelenek sürdürülse idi, Karargah'a kutlamaya giden Devletin ilk 3 numarası, "şimdilik" hala 4. olan Komutan katında küçük düşmezlerdi. Böylesine ince vefa esprisi ile yüklü eylemleri onları ancak yüceltebilirdi.

Ama "ego" denen şeytan, "nefis" vb. dürtü ve planlar, bu güzelim kutlama kurumu da hoyratça yok etti.

İnanıyoruz ki, -çünkü biliyoruz- Türk Ordusu daha nice Torumtay Paşalar, Işık Koşaner Paşalar, hatta Mustafa Kemal'ler çıkarabilecek bir kadim Ocak'tır. Kutsal bağımsızlık ve özgürlük ateşinin 2 bin yılı aşkın bir süredir yurt ve ulus sevgisi ile harlandığı bir kutsal ocak.. Bu tarihsel birikim ve bilgiye dayalı bilinçli umut ile

30 AĞUSTOS BÜYÜK ZAFER BAYRAMIMIZIN 89. YILI, TÜRKİYEMİZE ve TÜM İNSANLIĞA KUTLU OLSUN!

Ahmet SALTIK  - 30 Ağustos 2011 - Odatv

DİPNOTLAR


[1] Büyük Atatürk'ün benzer 2 sözü şöyledir : "Savaşçı olamam, çünkü savaşın acıklı durumlarını herkesten iyi bilirim." "Bir ulusun yaşamı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir. Türkiye Cumhuriyeti dünya barışının korunması için elinden geleni yapacaktır."

[2] http://haber.gazetevatan.eom/necip-torumtay-hayatini-kaybetti/396712/1/Gundem, 28.8.11

[3] Paşa, 1971'de NATO, Brüksel SHAPE Karargahında kendisiyle tanıştığımızda, 45 yaşlarında cıva gibi bir tuğgeneraldi; o esintileri çağrıştırdı bana 33 yıl sonra..

Son Yazılar