tayyip_ve_patron

Sahnedeki Kral ve Gerçek Kral

PKK saldırıları tam da ABD Dışişleri Bakanının gelişine öngelen bu günlerde görülmemiş boyutlara ulaşmış bulunmaktadır. Birkaç gün önce 13 askerimizin şehit edilmesi, emperyalizmin uşaklığını kabullenmiş olan teröristlerin çehrelerinin iğrençliğini bir kere daha görünür kılmıştır.


Devletin polisini tokatlama yetkisini kendilerinde bulan onlardır. Devletin en üst kademelerindeki asker sivil şahıslar, dünyaca ünlü bilim adamları, yurtsever gazeteciler zindanlarda terk edilmişken ayaklarına gönderilen göstermelik mahkemelerle sorgulanan, sınırda kahraman gibi karşılanan onlardır.

Bütün bunlara rağmen, “ezilme” tekerlemesini dillerinden düşürmeyenler de yine onlardır.

Kimsenin kafatası ile ilgilenecek kadar basitleşmemiz mümkün değildir. Ama onlar, insanların kafatası ölçülerini almışçasına belli bir ırka mensup olanların ezildiğini iddia edebilmektedirler. Oysa onların ezildiğini söyledikleri kökenden gelenler arasından çıkan cumhurbaşkanları, başbakanlar, önde gelen parti yöneticileri, milletvekilleri, profesörler, odalar birliği başkanları bulunmaktadır. Kafatasına çok meraklıysalar, zahmet edip çoğu İstanbul’da bulunan, ülkemizin önde gelen zenginlerinin etnik kökenlerine baksınlar. Baksınlar da onlar arasında bulunan ve sömürüldüğünü iddia ettikleri kökenden gelen, sayılamayacak kadar çok sayıda ve sınırsız büyüklükte servet sahibi olan zenginlerin, ülkenin değişik coğrafyalarındaki değişik kafatası yapısına sahip bulunan yoksul işçiler, köylüler, memurlar tarafından nasıl sömürüldüklerini(!) bize de anlatsınlar.

Sözde 12 Eylül’e karşıdırlar. Sanki 12 Eylül yalnızca onlara zulüm uygulamıştır. Kaldı ki 12 Eylül’ü kim yapmıştır? Paul Henze’nin tanımlamasıyla “bizim çocuklar” yapmıştır. Bugünün terör faillerinin ve onların destekçilerinin, sözcülerinin arkasında kim vardır: “bizim çocukların” babası.

Asimilasyondan söz ediyorlar. Kim kimi ne kadar asimile etmiştir? Bilinebilir mi? Bir büyük köprüde buluşmuşuz. Asırlardır bu coğrafyada birlikteyiz. Elbette birbirimizi etkileyeceğiz. Çiğ köfte hepimizin olmuş. Trakya’nın zeytinyağlı dolması hepimizin olmuş… Müzik alanına kulak verelim. Kim en çok etkili olmuş? O bölgeye özgü yanık gür sesiyle İbrahim Tatlıses çoğumuzu asimile etmemiş mi?

Olup bitenleri anlamamak için ya aptal, ya hain olmak gerekir. Her şey bir matematik formülü kadar kesinlik taşımakta. Değişik ülkelerde yaşananlar sonucunda stratejinin özü ortaya çıkmıştır. Önce değişik bahanelerle karışıklıklar körüklenecek. Gerekirse bu karışıklıklar iç savaş boyutuna tırmandırılacak. Ardından barış ve huzur getirmek için(!) NATO, uluslararası komisyon gibi kılıflara bürünmüş olan küresel emperyalizm, münasip bölgelere silahlı güçlerini konuşlandıracak. Sonrası? Pek çok yerde ve bu arada burnumuzun dibindeki Irak’ta olduğu gibi milyonlarca ölü, bombalanan camiler, tecavüze uğramış binlerce kadın ve babası bilinmeyen yığınla çocuk…

Ülkemizde bu senaryoyu hayata geçirmekte yararlanılan en önde gelen alet PKK’dır. PKK’nın Amerika’nın silah, para ve lojistik yardımıyla ayakta durabildiği, değişik komutanların tanıklıklarıyla kanıtlanmıştır. Bu komutanların hepsi, değişik ve bilinen formüllerle görevlerinden uzaklaştırılmışlardır.

PKK’nın destekçisi ve sözcüsü konumunda olanların dokunulmazlıkları vardır ve rahatça siyaset yapabilmektedirler. Bunu neye borçludurlar? Sebahat Tuncel 1 Temmuz 2011 tarihinde basına yansıyan açıklamasında PKK’yı kastederek “Bizim bugün rahat siyaset yapmamızı, bu kadar rahat konuşmamızı bu mücadeleye ve bu arkadaşlarımıza borçluyuz. 30 yılda çok büyük emekler ve çok büyük bedeller verildi. Ancak halen yolumuz var” demektedir.

Bu tavır şunu anımsatıyor: “Sahnede kral rolü oynatılmış olanlardan bazıları, zamanla kendilerini kral sanarlarmış”.

Kralın uşağı rolüne soyundurulmuş olanlar da, kendilerini kral sanabilirler mi? Sanmıyorum. Öyle yutturabileceklerini sanıyor olabilirler.

Alpaslan IŞIKLI - 16 Temmuz 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar