papa ile 2

Misyonerlik

Son “Ergenekon” dalgasında “Misyonerlik” faaliyetleriyle ilgili çalışmalar yapan ve Türkiye’de yükselen misyonerlik dalgası konusunda halkı uyarmayı kendine görev edinen İlahiyatçıların evlerinin arandığını biliyoruz.

Ancak basına yansıdığı kadarıyla söz konusu İlahiyatçıların sadece misyonerlikle ilgili değil Gülen cemaatiyle de ilgili çalışmalarına el konuldu.


Bu nedenle ülkemizdeki misyonerlik tarihinin geçmişi ve cemaatin çalışmalarıyla ilgili bilgilenmekte fayda var:

Osmanlıda misyoner okulları resmi olarak 1867 yılında açılmaya başlamıştır. Ondan önce bir çok misyoner okulu ruhsatsızdı. II. Abdülhamit Müslüman çocukların bu okullara gitmesini yasak etmesine rağmen yasayı delen çok sayıda aile, çocuklarını Müslümanların gittiği okullarda verilen eğitimin kalitesiz olmasından dolayı gizli ya da açık misyonerlik faaliyetleri yürütülen bu okullara göndermiştir.

Misyoner okullarının Osmanlıdaki ilk hedefi Müslüman olmayan kesimin zamanı geldiğinde iktidara başkaldırması amacıyla; uluslaşma sürecine girmeleri ve bu konuda eğitilmeleriydi.

İkinci hedef ise Müslüman kesimin devşirilmesi, aklının karıştırılması ve iktidara olan güveninin sarsılmasıydı.

İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan, Avusturya, Alman ve Amerikan devletleri tarafından himaye edilen bu okullarda azınlıklar bilinçli olarak yönlendirilmekteydi.

Bu misyoner okullarının Osmanlının yıkımında oynadığı rol çok büyüktür. Sözde öğretmenlik görevi yapan pek çok casus bu okullarda; gerek Musevi ve Hıristiyanların, gerekse Müslüman çocukların beyinlerini yıkamış, onları mevcut iktidara karşı asileştirmiştir.

Emperyalistlerin Osmanlıyı; bu okullarda yürüttükleri faaliyetler sonucu yıkıma götürdüğünü biliyoruz. Osmanlıda misyoner okullarında teoloji dersleri gizli verilirdi. Atatürk bu okulları o yüzden kapatmıştı. Ama NATO’ya girdikten sonra bu okullar tekrar açılmaya başlandı.

Gülen’in okullarında da teoloji yani din dersleri gizli olarak yurtlarda veya öğrenci evlerinde verilmektedir. Tıpkı Osmanlıdaki misyoner okulları gibi.

Amerika misyoner okulları programını Sovyetlerin dağılması ile kapitalizm için kolay av haline gelen ülkeler için uygulamaya koydu. Bu noktada da Gülen okullarına sınırsız destek sağladı. Bu desteği Gülen'de inkar etmiyor:

"Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. Şimdi bazı gönüllü kuruluşlar dünya ile entegrasyon adına gidip dünyanın değişik yerlerinde okullar açıyorlarsa, Amerika ile çatıştığınız sürece bu projelerin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz."

(Nevval Sevindi, F. Gülen ile New York Sohbeti, Sabah Kitapları, 4. basım, İstanbul, Aralık 1997, s.39.)

Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi Gülen okullarında İngilizce öğretmenliği yapan kişilerin CIA ajanları olduğunu; Özbekistan'daki 18 Gülen okulunun sahibi Silm AŞ. Yetkilisi Mehmet Mesut Ata 1997 yılında itiraf etmiştir.

Kısaca Osmanlıdaki misyoner okulları ve amaçları ne ise Gülen okullarının amacı da odur. Gülen okulları belki bir çok kişi için Türklük ve Müslümanlık adına yararlı bir adım olarak görünse de  bu durum; Amerikan çıkarları için hareket ediyor olması gerçeğini değiştirmez. Ve Amerika kendi çıkarı olmayan hiçbir işe bulaşmaz.

1980'den beri Türkiye'de devlet okullarında verilen eğitimin kalitesinin gittikçe düşürülmesi, buna karşılık Gülen okullarındaki eğitimin çok iyi olması ve insanların bu okullara yönelmesi sistemli bir Amerikan programıdır. Böylece Amerika’nın gelecekteki Türkiye'yi yönetecek kişileri devşirme çalışmalarının tohumları atılmıştır.

Tabi bir de olayın iktidar yönü var. AKP çıkardığı imar yasasına eklenen bir madde ile,

"Cami" yerine "İbadethane" kelimesi koyarak; iktidara geldikleri 2002 yılından bu yana 40 bine yakın "Kilise Evi" açılmasını sağlamıştır.

Gene AKP tarafından imzalanan; AB Anayasası 10. maddesi gereği "Toplu din değiştirmeleri" kabul edilmiştir.

Bu yasa sayesinde, misyoner faaliyetleri nedeniyle örneğin Hıristiyan ya da Musevi yapılan Müslümanlar, toplu halde bir törenle yeni dinlerine geçiş yapabilecekler.

Yani İktidar partisi olan AKP ve onun Genel Başkanı Erdoğan; AB'ye uyum adı altında azınlık vakıflarına mülkiyet hakkı tanıyarak ve Kilise Evlerinin açılmasına izin vererek misyonerlik faaliyetleri bakımından Türkiye'yi emperyalistler için bir cennet haline getirmiştir.

Bu nedenle mi halkın dikkatini misyonerlik faaliyetlerine çekmek için kitap yazan, panellere katılan profesörler hedef haline geldiler bilinmez ama sırada; varlığımızı borçlu olduğumuz anlaşma olan Lozan Anlaşmasının en önemli maddelerinin delinmesi ve topraklarımız üzerinde ayrı bir devlet anlamına gelen Ekümenlik ile müfredatına bile karışamayacağımız Ruhban Okulların açılması olduğunu AKP’lilerin bu konulara sıcak baktıklarına dair verdikleri beyanlardan biliyoruz.

Büyük Önder Atatürk; misyoner okullarının ve azınlık hakları adı altında bölücü faaliyetlerinin Osmanlı’nın sonunu getirdiğini gördüğü için; Lozan Antlaşmasında azınlıklar ve ruhban okulları konusunda taviz vermektense savaşa devam etmeyi tercih ettiğini söylemiş ve bu kararlılığı nedeniyle anlaşma günler sonra ancak imzalanmıştır.

Şebnem ÖZBEK - 13 Nisan 2011 - Açık İstihbarat
http://www.acikistihbarat.com/

Son Yazılar