Kılıçdaroğlu, Geleceğini Şaibe Altına Sokmuştur...

İlk gençlik yılları henüz 16, 17 yaşlarındayım içim içime sığmazdı, mahallenin ablaları ev partileri verirdi, gömleklerin yakaları pantolon paçaları nasıl bir dertti, önce şu eski kırkbeşlikler ama bugün çok iyi bilinen meşhur parçalar değil, Ajda Pekkan’ın ‘bütün aşklar tatlı başlar’ sonra, sakın gülmeyin ‘aynaya baktım kiling’i gördüm… diye devam eder, sonra parti dağılmadan Yaşar Özel, Alaaddin Yavaşça, Mustafa Sağyaşar’ın radyolardan hepimize ezberlettiği ‘avuçlarımda hala sıcaklığı var hala’ ve çok ağır hatta ölümü hatırlatan iniş çıkışlarla söylenen: Hastayım Yaşıyorum, şarkısını hep birlikte söylerdik..


Bir gün yolda yürürken ‘avuçlarımda hala sıcaklığın var’ şarkısını mırıldanırken yakaladım kendimi, dedim ki, ‘yahu hayatında bir kız’ın eline elin değmemiş, başka bir sıcaklık hiç bilmezsin’, peki ‘avuçlarında hala sıcaklığın var’ derken neyi kastediyorsun. Bu düpedüz sahtekarlık.. Bu senin hayatına ait olmayan bir şarkı, senin gerçekliğinle alakası yok..

Ve henüz 17 yaşındasın her dakikası başını dumanlaştıran bir baş edilmez enerjiyle dolusun ama dudaklarında ‘hastayım yaşıyorum’ şarkısı, muhtemel ki Osmanlı’nın çöküşünü tarif eden bir şarkı..
AKP adında bir felaket Ergenekon namıyla bir kıyamet düşünce memlekete, o ana kadar hiç parti tutmamış desteklememiş Nihat Genç, bize de görevler düşüyor, hiç değilse ‘konjoktürel olarak’ yani seçime kadar ana muhalefet partisini AKP’ye alternatif oluşturmanın tek şansı olarak desteklemeliyiz deyip onlarca yazı yazdık..

Hiçbir partiye ya da partiliye tek bir telefonum yoktur, ancak Kılıçdaroğlu ismi beni etkiledi, hah, nihayet dedim bir halk çocuğu sol bir hareketin başında..

Tertemiz yoksul bir halk çocuğu şu karmakarışık memlekette neler yapmazdı neler, deyip içimi bir heyecan bastı, aldım kalemi elime coştum, oturdum daktilonun başına deli dolu şelaleler gibi yazılar yazdım..

Bundan henüz bir hafta önce ‘duvarların içinden geçebilen mucizevi adamlar’ başlığında bir yazı yazdım, Tansu Çiller’in en şaibeli bankacısı Aydın Ayaydın’ı az buçuk hatırlattım ve 28 Şubat’ta merkez sağı çökertip 28 Şubat’ı hazırlayan o yıllardan sadece birkaç satır bahsettim..

Aydın Ayaydın kırk yıllık bankacı ancak adının önüne gazete-yazar diye yazıyor, şayet CHP Aydın Ayaydın’ı listeye koyarsa, bunun anlamı şu..

Sağ iktidarlardan elli yıldır çektiğimiz ve bugün AKP’nin hepinizin gözü önünde yaptığı gibi bir İstanbul Dükalığı, ya da Oligarşinin Sac Ayağı değişmeyecek demektir.

Aydın Ayaydın ismi CHP’nin nasıl bir iktidar arzuladığını bize gösteriyor.. Banka, İhale, Medya üçlüsünü Aydın Ayaydın’la kotarma istekleri ortada, bizler şebek kek aptal dünkü çocuk hiç değiliz..

Banka-ihale-medya üçlüsü sadece memleket kaynaklarının birkaç kişide toplanmasını sağlamadı, banka-ihale-medya üçlüsü bugün ‘bağımsızlığımızın’ sonunu hazırladı..

Bugün Türkiye bir gizli ve tedrici işgal yaşıyorsa bunun asıl sorumlusu AKP’den çok AKP’yi hazırlayan İstanbul Dükalığı’dır, yani medya-ihale-banka üçlüsüdür.

Bizler bağımsız yazarlarız, AKP’nin yalaka yandaş yazarlarından değiliz, yarın başımıza gelecekleri bugünden görebildiğimiz iddiası taşıdığımız için yazar olduk, ve dün olup bugün unutulanları hatırlatmak için bu sütunları işgal ediyoruz..

Kimseye gebe olmadığını düşünüp sevindiğimiz tertemiz bir halk çocuğu Kılıçdaroğlu, henüz yolun başında liderliğini ismini ve geleceğini şaibe altına sokmuştur...

Aydın Ayaydın ismi basit bir isim değil, CHP’nin gizli bir ‘oligarşik yapı’ ya da oligarşiye dönüşmeyi bile beceremeyecek acemi mafyatik bir gelecek için tertipler içinde olduğunu gösteren sağlam bir sinyaldir..

Sayın Kılıçdaroğlu sayın Gürsel Tekin bey, 17 milyonluk, onlarca üniversitesi, yüzlerce gazetesi, yüzlerce tertemiz girişimcisi, bilim adamı olan İstanbul’da Aydın Ayaydın’ı dördüncü sıraya kadar yükselten hangi güçtür?

Ben o karanlık gücü biliyorum..

AKP ve cemaatin karanlığından iktidarı almanın yolu karşı bir ‘karanlık güç odakları’nı harekete geçirmek değil, tam tersine yoksul tertemiz halk çocuklarıyla yola çıkmaktır.

Ya da CHP Proleterleşti başlıklı yazılar yazan allame sosyolog CHP genel başkan yardımcısı Sencer Ayata cevap versin, İstanbul’un sosyolojik gerçekliğiyle Aydın Ayaydın isminin ne gibi doğrusal bir ilişkisi vardır..

( Bu yazının altına yorum yapacak arkadaşların da haberi olsun, bir, öncelikle CHP hangi adayı hangi listeye koymuş bizi ilgilendirmez, politik tercihlerine karışmak haddimiz değildir, iki, hayatımın hiçbir döneminde milletvekili olmak istemedim, ben bu maça bağımsız bir yazar olarak girdim, bağımsız bir yazar olarak bitireceğim, Trabzon Ankara İstanbul’da bana milletvekili teklifinde bulunanlar bir de anketlerden söz edip ismimin tek başına üç milletvekili çıkartacak rakamlarını beni ikna etmek için önüme sürdükleri ve beni utandıracak kadar usandırdıkları halde bugüne kadar hiçbir teklifi bir saniye dahi düşünmeden red ettim, yani kaybından acı duyacak bir kuyruğum hiç olmadı, böyle bilinsin.. Üç, bizimki sadece bu zor günlerde AKP felaketine karşı bir kader arkadaşlığıydı..)

CHP’li bütün seçmenlere selamım olsun, yolları açık olsun, CHP’li belediyelere de selamım olsun, toplantı konferans için Nihat Genç’in telefonunu değil biraz da baş tacı ettikleri Aydın Ayaydın’ı onurlandırırlar artık..

Hiç karşılaşmadığımız hiç tanışmadığımız hakkında bugüne değin iyi kötü tek satır yazmadığım Gürsel Tekin beye de selam olsun, artık kendilerini iyice tanımış olduk..

AKP’yi zayıflatmanın yolu sadece CHP’yi desteklemek değil, muhalif hangi parti hangi isme oy verirseniz verin AKP’ye en doğru muhalefeti yapmış olursunuz..

Bizi ve kalemimizi bir bok sanıp yazılarımızı okuyan okuyucularımdan özür dilerim, söz, kendimi sizlere affettirmek için daha akıllı daha düşünceli bir yazar olmaya gayret edeceğim.

Ne yapalım edebiyatçıyız, bir ağaca bakınca önce dalları çiçekleri gölgesi yapraklarını görürüz, birileri ise bir ağaca bakınca hep ‘bundan kaç okka odun çıkar’ dediler ve hep doğru bildiler..

Velhasıl,17 yaşımdan bugüne değişen bir şey yok, bir partiye gidip arkadaşlarla birkaç şarkı söyleyelim dedik, önce ‘aynaya baktım kiling’i gördüm sonra ‘hastayım yaşıyorum görünmez hayalimle..’

Kardeşlerim, iktidarda AKP olsun CHP olsun, Özal kültürü hükümdarlığını sürdürüyor, ki gerçek 12 Eylül, gerçek ‘Ergenekon’, Özal’ın tozu dumana kattığı sadece ‘paranın el değiştirdiği’ lafta değişim kültürüdür.

En önemli özelliği ‘muhaliflerinin bile ağzının suyunu akıtır’, mesela benim de yazarı olduğum onlarca yıl en muhalif dergi olan Leman dahi her şeye posta koyan aşırı sert bir çizgisi vardı ama Özal Kültürü’nden kurtulamadı.

Şöyle, mesela bir kıza baktığımızda neresi güzel, ne kadar güzel diye, bakardık, Özal’dan sonra başta Leman Dergisi tüm Türkiye kıza kadına şöyle bakmaya başladı: verir mi vermez mi?

Özal Kültürü’nde adınız sağcı olur solcu ilerici olur ama kıza kadına hep aynı bakarsınız: verir mi vermez mi?

Ama asıl Özal Kültürü bu kıza şöyle yaklaşır: ‘nasılsa alternatifi yok mecbur bana verecek..’, CHP de kitlelerine böyle davranıyor ‘istedikleri kadar eleştirsinler bizden başka alternatif’ yok, işte bu kültürün adı: halkın seçmenin çaresizliğini kullanıp, ÇARESİZLİK DİKTATÖRLÜĞÜ kurmaktır.

Kendine güveni olmayan samimiyetsiz keyifsiz insanlar hep bu diktatörlüğün kulu kölesi olmuş ve biz seçmen ya da yurttaşları hep başıboş sokak köpekleri gibi görmüştür, çok ağır olacak ama söylemek zorundayım, sadece balıklar değil insanlar da baştan kokar…

Nihat GENÇ - 11 Nisan 2011 - Odatv

Son Yazılar