Kenzonun Teslisi!

Herkes kendi kaderinin demircisidir
(Alman atasözü)[

Hedefi saptırmayın! Uyurgezerler beldesinin, uyanık bekçileri yemez bu martavalları…

Tarih yazmak, geçmişi boynundan tutup meydana getirmenin bir tarzıdır.


İnsanlık tarihi, eşi benzeri görülmemiş bir yıkım ile çalkalanıyor. Tüm kavramlar tersyüz edilirken; insanlık ‘’uyurgezerliğin’’ etkisi altında savruluyor etrafa…

Bir bilinç değişimi gerekiyor. Köklü ve kalıcı bir değişim! Ki küllerinden doğan bir değişim. Kendi ateşinde yanmaya hazır olanların ellerinde yükselecek bir değişimden bahsediyorum. İçsel ve etkin..!

Kelimelere boğulmuş hakikatlerin yakasına yapışmış bir jenerasyon lazım yeryüzüne. Dirayetli, onurlu ve şerefine sahip çıkmayı bilen bir jenerasyon…

Yeryüzüne indirilesi hakikatlerce kuşatılmış zihinler. Zihinlerde başlayan değişim ve şehrin surlarını kuşatan o anlamlı kelimeler…

Allah elçisinin şu ifadesini işitir gibiyim; ‘’Tebbet ya kanizun!’’ Kahrolsun biriktirenler!!!

*********************

Kuran’ı sokakta yanan ateşin alevinden okuyanlar bilirler ki; kitabın hedefindeki siyasi ideoloji biçimsel olarak belirli bir temele sahiptir. Bu temeli ben şu şekilde adlandırıyorum…

1. Kenzolar
2. En Nass/Halk-İnsanlık ailesi

Kenzoların meşru kılınan iktidarı ise, teslis inancına dayanır. Bu teslis şu biçimdedir;

1. Firavun (Siyasi hegemonya)
2. Karun (Ekonomik hegemonya)
3. Belam (Dini sömürü)

Bu teslis, Aziz Pavlus’ın insanlığa verdiği zarardan daha feci bir tehlike barındırmaktadır. Çünkü; doğal-ekolojik süreci inkar ve ılga eden bir görüşü enjekte eden bu teslis, iktidarını; ilgili görüşün ılgası akabinde; yarattığı algıdan alır…

Nedir bu görüş ?

Rasyonelleşen Kapitalizmin dikta ettiği sosyo-politik görüşün kutsalı olan ‘’mülkiyettir.’’

Mülkiyet görüşü, bugün yeryüzünde ki savaşımın temelinde yatan etkendir. Bütün meselenin bu kavram etrafında biçimlendiğini söylemek, ütopik bir hayalperestlik değil, mutlak gerçeğe yürümek olacaktır…

Bana göre mülkiyet hırsızlık değildir. Çünkü hırsızlık, negatif bir kavram olmak ile birlikte; kendi içinde ‘’ölçülü bir masumiyet ihtiva eder.’’

Mülkiyet, hırsızlığın ötesinde; İslam’ın sosyo-politik duruşunun tam zıttında yer alan; şirk kutbundadır. Çünkü bir hak olarak konumlandırılan mülkiyet; mutlak anlamda ‘’hak olamayacak tek olgudur.’’

Çünkü hak edinimi mülkiyet üzerinde değil, mülkiyete bağımlı olan değerler üzerinde söz konusu olabilir. İnsan ve toplum bilimsel çerçevede; biçimlenmesi gereken asli durum budur.

Bu şu anlama gelir; bir kişinin bir tarlada çalışması, emek vermesi; onu tarlaya melik/mülk sahibi kılmaz. O’nu ancak tarlada ürettiklerine sahip kılar… Tarla ise Allah’ındır. Yani; diğer üreticilerin kullanımına açıktır…

Kapitalizmin rasyonelleşmesinden bahsetmiştim. Bu ne anlama gelir ?

Kapitalizmin akılcı bir us edinimidir. Ve kapitalizmin rasyonal yüzü ‘’bugünün revaç ta kavramı olan liberalizmdir.’’

****************

Bugün yaşananlar; emperyal dünyanın ileri demokrasi projesi eşliğinde yürütülen ‘’küreselleşme projesine’’ uyum sürecinde biçimlenmekten öte bir şey değildir. Bu biçimlenme, sosyo-kültürel (BELAM sahası), sosyo-politik(FİRAVUN sahası), sosyo-ekonomik(KARUN sahası) temelde oluşan yozlaşmaya bağlı ve bağımlıdır. Bu yozlaşma ise; bilinçli bir biçimde, uzman ellerde geliştirilen kavramlarca oluşmaktadır.

Yani zamanın Firavun, Karun ve Belam’ları iş başındadır…

Buradan bütün Müslümanlara sesleneyim; ‘’Ha bu küreselleşme müreselleşme dedikleri varya, zinhar dine kitaba aykırıdır…’’ Sanırım bu şekilde ifade ederek anlatabiliriz bazı şeyleri…

Bari devam edeyim;

Vallah bu liberalizim dedikleri şeyler var ya, zinhar küfürdür. Hem Müslüman hem liberal olunmaz!

Delil mi istiyorsunuz ?

Her sayfasında ‘’Lehul mülk mührü basılı olan Kuran’dan sadece iki ayet alacağım’’;

Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? (NAHL suresi 71. ayet)

Allah, şu ülkeyi/medeniyeti de örnek vermiştir: Güvenli, mutlu-huzurlu idi; rızkı her yandan bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetini inkar ettiler de Allah kendilerine, sanayi olarak ürettikleri şeyler yüzünden açlık ve korku elbisesini/birlikteliğini/karmaşasını tattırdı. (NAHL suresi 112. ayet)

*****************

Her insan, herkes karşısında, her şeyden sorumludur. ve en büyük hastalığımız, genel düşünüp detayları yaşamaktır…

Bu ne anlama gelir dersiniz ?

Rasyonelleşen kapitalizmin genel sosyo-politiğini irdeleyenler; Liberalizmin ve reel politikalarının asıl hedef olamayacağını bilirler.!

Yani, bugünün siyasi iktidarı asıl hedef değildir. İktidarı asıl hedefmiş gibi göstermek, projenin bir diğer yüzüdür. Kapitalizmin kontrollü muhalefet siyasetine uygun düşen bir eylemselliktir. Yani; esas hedefi vurmayan bir mermi üretmek gibidir…

Esas mesele, canavarı omzundan ya da bacağından yaralamak değil, bizzat beynine atmaktır mermiyi!

Allah’ın insanlığa tanıttığı elçisi Musa(a.s.) bizzat bunu yapmıştır.

Nasıl mı ?

Firavun’un büyücüleri ile Musa arasında geçen dialoğu, Kuran’ın etrafında gürültü koparan madrabazlardan dinleyenler bu konuya elbette vakıf olamazlar. Çünkü konu nitelikli bir derinliğe sahiptir…

Allah elçisi Musa, Firavun’un karşısına çıkar. Firavun iktidar gücünü ‘’büyücülerinden almaktadır.’’ Büyücüler; sergiledikleri hünerler ile ‘’halkı afyonlamış, büyülemişlerdir.’’

Musa ise, onların büyüsünü bozmuştur.

"Siz sergileyin." dedi. Hünerlerini ortaya atınca, halkın gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler. Çok büyük bir büyü sergilediler.

Biz de Musa'ya şöyle vahyettik: "Hadi at asanı!" Bir de ne görsünler, asa, onların ortaya getirdikleri şeyleri yalayıp yutuyor. (Araf Suresi 116-117. ayetler)

Bugünün Firavunlarının büyücüleri; ‘’Medya, Sisteme entegre olmuş siyasi partiler, Tv, Bankacılık, Güçlü sermaye grupları ve benzeri afyoncu odaklardır. Bu odakların ürettiği eylemler, halkı gerçeklerden uzaklaştıran, onların zihnini meşgul eden, onları mutlak anlamda ‘kendi hakikatinden koparan’’ eylemlerdir.

Ve en önemlisi; insanlığın yeryüzündeki mülkiyete olan doğrudan ortaklığını unutturucu eylemlerdir…

- Bak sen fakirsin, ben zenginim. Bu çok doğal bir durum, ve sana iyilik yaparak kömür veriyorum! Bunun kıymetini bil ve karşılığını göster.

Bu durum karşısında, şükür eden birey; afyonlanmış bireydir. Doğru tutum ise;

- Ulan hırbo! Babanın malını mı veriyorsun bana ? Zaten ortağı olduğum bu nimetten gasp edip kenz ettiğinin az bir kısmını göstermelik veriyorsun! Sana bunun karşılığında bir şey gösterilecekse, bu ancak ‘’sopa’’ olur…

(BÜRÛC suresi 9. ayet) O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her şeye tanıktır.

Allah’ı ontolojik olarak kabul edip, mülkiyet üzerinde hak iddia edenler; nasıl oluyor da bu ayeti görmüyorlar. Kuran’ın ana şiarı budur..!

Ve bugün, şu ya da bu şekilde; zulme uğrayanlar; nasıl oluyor da sorunu ‘’İktidar ya da Muhalefette’’ odaklıyor. Hele ki, her ikisini de üreten yukarıda bahsettiğim ilişki biçimi iken…

Ve biz bunları söylediğimizde ; ‘’bak bu da gommünisk çıktı’’ diyenlere; bir tarafıyla gülmeyenlere hayret ediyorum!

Diyarbakır’da, çocuklarına yemek veremediği için intihar eden annenin katili kimdir ?

Bu gece yastığa başını koyduğunda, gök gürültüsü misali horlamaya başladığı halde; hiper Müslümanlık taslayıp caka satarak banka hesaplarında kenz edilmiş parasını sayanlar, ‘’mezarlara girmeyeceklerini mi sanıyorlar ?’’

Hayır Hayır! Mutlaka gireceksiniz.
Ve Hayır!! İşte o gün, mutlaka…

Esenlikle

Eren ERDEM - 04 Mart 2011 - Güncel Meydan

http://www.guncelmeydan.com/

Son Yazılar