misirda_abd_parmagiDevrim mi? Kaos mu?

21. Yüzyılın sonu nasıl biter? Şimdiden kestirmek olanaklı değil. Yüzyılın başında tanıklık ettiğimiz demokrasi anlayışı üzerine gelecekte yazılacakları şimdiden öngörmek hiç zor değil. 20. yüzyılda biriktirilen değerlerin boşaltıldığı, totaliter özlemlerin öne çıktığı, evrenselliğin insan hakları yerine, insanı kontrol eden mekanizmalar üzerinde üretildiği, ABD’nin emperyalizminin “liberalizm” sosu ile tüm dünyaya yutturulmaya çalışıldığı bu sürecin kolaylaştırıcısının karşıtlar oluşu çok ironik.


Önce Tunus ve ardından Mısır’da yaşananları “kaos” sözcüğü yerine, “devrim” sözcüğü üzerinden okumamız isteniyor. Mısır’da halkın Mübarek yönetimine karşı olduğu ve O’nu devirmek istediğini biliyoruz. Bu bilgi üzerinden okuduğumuz hareketlenmeye de “devrim” adını veriyoruz. Karşı olanların bir A planı var; Mübarek’i devirmek istiyorlar. Peki B planı nedir? Bu kısım muğlak.

Dilerseniz bu kısmı Türkiye’de muhalefete yapılan baskılara sessiz kalmayı tercih eden AB’nin tutumu ile somutlaştıralım: Mübarek’e “halkının meşru şikayetlerine cevap ver” çağrısı geldi Avrupa Birliği’nden. AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, Mübarek yandaşlarının protestoculara saldırması üzerine yaptığı açıklamada, “Acilen, somut ve kararlı önlemlerle Mısır halkının demokratik özlemlerini karşılayın” dedi ve Mısırlı yetkililere “özgür ve adil seçimlerin yolunu açacak şekilde samimi, demokratik reformlara doğru anlamlı ve gerçek bir dönüşüm başlatılması”nı istedi?!…

Irak’a demokrasi götürme bahanesi ile basılan düğmenin altında çok ülke var. Halkların hoşnutsuzluğunun kaosa dönüştüğü süreçlerin içinden özgür ve adil seçimler ile demokratik reformların çıkabilmesi için harekete geçirilen öfke yerine, organize bir özgür hareket olması gerekmez mi?

Adını çiçeklerden alan renkli, “devrim” başlıklı kaosların planlayıcıları halkların hoşnutsuzluğundan yararlanarak kendi istedikleri yönetimleri iş başına getirinceye dek kaosu sürdürecekler ve dünyaya “demokratik reform olarak pazarlayacaklar. Büyük satranç tahtasında yalnız yöneticiler değil, samimi duygularla patlayan halklar da piyon artık. Karşı çıktıkları siyasal iktidarların benzerlerini getiren ve toplumların hoşnutsuzluklarının yığıldığı ekonomik ve toplumsal gerçek taleplerini yanıtlamak yerine, siyasetle teskin etmek üzerinden yürütülen bu oyunun alanı giderek genişletiliyor.

Çok başlıklı gündemlerle akıllar karıştırılırken, herkesin başka bir yöne bakmasının sağlandığı ortamlarda, konudan konuya atlayanların belli bir stratejisi var. Haklı bir zeminde direnenlerin ortak bir strateji yerine, reflekslerle karşı koyuşları satranç tahtasının başındakilerin işini kolaylaştırıyor. Üstelik bu karşı çıkışlar üzerinden yaşananlara “devrim” adını verilerek, direnç gösterenler teskin edilmiş oluyor. Serbest bırakılan reflekslerle “direnç” kontrolü ya da kırılması da sağlanmış oluyor. Demokrasiye tutunarak acımasızca ilerleyen “liberal” başlıklı totaliter kuşatmaya karşı olanların “direnç” adına ortaya konulan her hareketi olumlaması doğal; ancak direnç kültürünün yaygınlaşacağı beklentisi ile süreci doğru tahlil etmeyi önleyecek bir iyimserliğe sürüklenmemek gerekiyor.

Türkiye bu oyunda nerede? Türkiye’ye verilen başrolü Clinton açıklamıştı: “21. Yüzyıla şekil verecek ülke” demişti. Türkiye üzerinden şekil verileceğinin işaret fişeği Türkiye’deki konuşması ile atılmıştı. Müslüman coğrafyaya verilen yeni biçimde, “İslam Cumhuriyeti” pazarlaması ile Türkiye’nin model ülke olması planlanmıştı. Bu planın artık hızlandıran etkisi ile sürdürüldüğüne tanıklık ediyoruz. Direnç adı altında edilgenliklerin pazarlandığı bir sürüklenme hali içindeki dünyada Türkiye’nin farklı bir noktada olması beklenemez.

Kurmaca düzenin direnenleri törpülediğini Türkiye her gün yenileri eklenen fotoğraflarla açıkça ortaya koyuyor. Torba yasaya direnenlerin oluşturmak istedikleri zinciri orantısız güç ile kırmalarına bakarak; diğer ülkelerdeki direnişlere verilen desteğin samimiyetini sorgulayabiliriz!… Ya da daha doğru olarak “Mısır halkına verilen desteğin arkasında ne var?” sorusunu sormakla işe başlayabiliriz.

Yaratılan kaosun içinden demokrasi çıkar mı? Pazarlayanlar başta olmak üzere çoğumuz çıkmayacağını biliyoruz ve bu illüzyonun parçası haline getirilerek, gitmek istemediğimiz bir yola hep birlikte düşürülüyoruz. Yüzyılımızın kurmaca savaşlarında, çatışanlardan çok çatıştıranların kazançlı çıktığını, demokrasi yalanının üzerine kurulan ve yerine ikame edilen totalitarizmin giderek etki alanını genişlettiğini görebilenlerimizin sayısının az olmadığını umalım… Çıkış yolu şu anda kurgulanan yol değil!..Düğmeye basıldı. Bu düğmenin altından pek çok kaos çıkacak!..İsteyenler hala “devrim” diyebilirler!..

Medya ve internet üzerinden yürütülen günümüz politikalarını anlamak için önceki yazılanlara bakmak yerine, günümüz siyasetinin yeni kurgusunu çözümleyecek yeni kuramlar geliştirmek gerekiyor. Günümüz siyasetini açıklayacak bu kurama bir yabancı siyaset bilimci çıkıp, “Manipülasyon kuramı” adını verse de işimiz kolaylaşsa. Çünkü biz ancak dışarıdan birilerinin doğru analiz yapacağına inan(dırıl)mış bir toplumuz.

Dışarıdan pazarlanan iktidarların bu ülkede dikiş tutturabiliyor olması da bu alışkanlığımız yüzünden değil mi?

Tülay ÖZÜERMAN - 05 Şubat 2011 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar