Yetenekli gençlerimize sahip çıkalım!..

Çünkü onlar bizim yarınlarımız…

Aşağıda paylaştığım ileti, mezun ettiğimiz binlerce öğrencimizden birisinden geldi. Pek çoğunun karşılaştığı sorunu, bazıları bizlerle paylaşıyor. Diğerlerinin sesinin çıkmayışı, sorun yaşamadıkları anlamına gelmiyor. Aşağıda iletisini paylaştığım öğrenci bizden üstün başarı ile mezun olduktan sonra doktora yapmak üzere gittiği köklü bir üniversitemizin derslerini birincilikle tamamladı, şimdi tez yazıyor.


Üniversitelerin ve öğrencimin adı bende saklı olarak konuyu kamuoyu ile paylaşıyorum.

“Hocam Merhaba,

Umarım iyisinizdir; Size, ……. Üniversitesine yaptığım başvurunun sonucunu bildirmek istedim. Sınavım iyi geçti; ALES ve KPDS ölçütleri bakımından da birinci olarak sınava girmiştim ama sonuç yine olumsuz oldu. Almak istedikleri ve aldıkları kişi ALES ve KPDS bakımından son sırada sınava girmesine karşın,

sınav puanlarını öyle bir ayarladılar ki (bana 65, diğer adaya 85 verdiler) değerlendirmeye esas son puanda 1,8 puanlık bir fark yaratarak diğer adayı aldılar. Bir de mülakat sırasında, sizin CV’niz çok iyi; bizimle iletişimi kesmeyin deyip ağzıma bir parmak bal çaldılar ki fazla sesim çıkmasın…

Öte yandan önceki girdiğim sınavla ilgili Rektörlüğe yaptığım başvuru ile ilgili eksik de olsa bir yanıt geldi. Sınav kağıtlarının kopyalarını göndermeye cesaret edemediler. Sadece yazılı sınavda kaç puan aldığımı açıkladılar: 56 almışım:))…. Lisans not ortalaması 61 (benimki 87 idi) olan kişinin kağıdı ise 80 puana layık görülerek değerlendirmeye esas puan bakımından benim puanım ile aldıkları kişi arasında 1,2 puanlık bir fark yaratıldı ve sonuç kılıfına uydurulmuş oldu. Şimdi Başbakanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na sınav kağıtlarının kopyalarının Rektörlük tarafından gerekçe gösterilmeden gönderilmemesi dolayısıyla başvuruda bulundum…

Annem ve babam, Bulgaristan’da her şeylerini bırakıp sadece 20 ekmek parası ile Türkiye’ye gelirken, çok çalışmamız durumunda parlak bir geleceğe ulaşabileceğimiz hayalini taşıyorlardı ve ben de buna inanmıştım. Ancak bu devlet ve sistem, yurttaşlarını ülkelerine yabancılaştırmak için elinden geleni yapıyor gibi görünüyor. En başta da insanların gururunu incitiyor ve hayallerini bitiriyor. Ablam birkaç yıl önce Almanya’ya gitti ve bu süreçlerden kendini sıyırdı; bu gidişle bana da yol görünecek gibi geliyor bana… İnsanın vatanına küsmesi ne kadar acı…. Görüşmek dileği ile hoşça kalın.”

İsminin yanına parantez içinde (kayıp) yazmış öğrencim… Devlet ve sistem dediği aslında biziz. Birilerini kayıracağız derken, diğerlerini küstürüp kaçıran çarpık bir mekanizma kurmayı nasıl da başarmışız?!…

Liyakat ve hakkaniyet her iş yerinde olması gereken iki vazgeçilmez ilke. Türkiye’de bu iki ilke yerine, kimin kime yakın, kimin kiminle tanış-görüş olduğu belirliyor konumlarımızı çoğu kez. Birilerine yaranma, birilerine yamanma yolu ile elde edilmiş yerlerin aslında boş bırakılmış olduğunu ve ülkenin kaybettiğini göremiyoruz çoğu kez.

Kapasitesini gördüğüm için köklü bir üniversitenin sınavlarına girmesi için cesaret verdiğim öğrencim, ders dönemi sonunda birinci olduğunu gösteren belgeyi getirip paylaştığında nasıl gurur duymuşsam, bu iletiyi aldığımda o denli üzüntü yaşadım. İki uç duygu arasında bırakan bir sistem açmazında, hala birini bulup, işini kolaylaştırmaya çalışmak yerine, hakkı olanın peşinde dimdik giden bir genç kendisini “kayıp” hanesine koyarken, bizim buna seyircilik etmememiz gerek. Çünkü sınavı hakkı olmadığı halde kazanmış görünenle kayıpta olan bizleriz.

Öğrencime yanıtımı ikimizin arasında kalmayacak şekilde vererek, aynı durumda olanlara ulaşabilmeyi isterim:

Adalet duygusu güçlü olan toplumlarda yurttaşlar kendilerini güven içinde hissederler. Hukuk orada sağlamlaşmıştır; yurttaş için tehdit değil, güvence olarak işlemektedir. Türkiye’de hukukun zemini kaymışsa, kanıtlanmamış iddialarla suçlananlardan çok, kanıtlarla ilgili suç unsuru şaibeler ortaya çıkıyorsa, neden suçlandıkları tam olarak açıklık kazanmadığı halde uzun sürelerle dünya görüşleri yüzünden tutuklu olanlarla tutuklanmışsak hepimiz, yapılan sınavlarda da hakkaniyet ve liyakatin yerini haksızlığa bırakması sorunu ile uğraşmak daha çok zorlaşır.

Tablomuzu net görerek mücadeleyi, adalet, hukuk, hakkaniyet ve liyakat için vermeyi sürdürmek zorundayız. Sistem yeterince kayıp üretiyor. Kendimizi kayıp hanesine yazma lüksümüz yok. Sınavlara girmeye devam, diğer sınavlarda da haksızlıkların peşine düşeceksiniz, ancak bunu kendinizi umutsuzluğa sürüklemeyecek, sinirlerinizi sağlam tutacak şekilde yapacaksınız.

Türkiye bölünüklük katsayısı çok fazla bir ülke. Son süreçte öne çıkan siyaset bu bölünüklüğe yeni pay ve paydalar eklemekte. Bu tablonun içinde adam kayırmacı anlayışa karşı mücadele etmek kolay değil. Demokrasiyi gerçekten istiyorsak, direnme gücümüzü bilememiz gerek. Birilerine tutunarak kendini bir yerlere iliklemek yerine, hakkı olanın peşinden giden bir genç olarak yetişmiş olmak başlı başına bir kazançtır.

Vatana küsülmez, vatan sahiplenildikçe yaşar.

Kolay yolu seçmeyenlerin işi her zaman zor, yolu her zaman yokuştur.


Yokuşların zirvesi vardır.

Düz yollar ise uzar gider.

Zirve kendinden ödün vermeyen, onurunu önde tutanlarındır her zaman.


Görünürdeki zirvelerde başkaları olsa da, zirve görünenden farklı bir yerdedir. Onurunuz ile bir yerde olmak ile bir yerde olup onurundan olmak arasındaki fark çok önemli.

Vatanımızın, “Vatan” diyerek gelmiş bir kişiyi bile kaybetmeyi göze alabilecek lüksü yok!.. Vatan biziz, hepimiz. Ona yığdıklarımız üzerimize yığılacak!…

Tülay ÖZÜERMAN - 29 Ocak 2011 - İlk Kurşun

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar