ANKARA DEVRE DIŞI
ABD ve AB’deki fon veren kuruluşlar, Türkiye’de destekleyecekleri projelerin merkezi yönetimden bağımsız olmasına özen gösteriyor. Desteklenen yerel projelerde etnikçiliğin tırmandırıldığı Diyarbakır ilk sırada.

Türkiye’nin 2008 İlerleme Raporu’nu hazırlayan Avrupa Konseyi Türkiye Delegasyonu da DTP’li Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i ziyaret etmişti

Anadolu Kültür AŞ.’nin kurulur kurulmaz, ilk yaptığı çalışma Diyarbakır Sanat Merkezi’nin kurulması oldu (2002). Kuruluş amacı “Diyarbakır ve İstanbul’un insanlarının, sanatçılarının ve yaratıcı enerjilerinin buluşabilmesi ve birlikte üretebilmeleri” olarak duyuruldu. Hedefleri arasında  ’yerelden yönetim’ için örnek olması da vardı. Küresel dünyada, karar alma ve uygulama süreçlerinde zaman kazandıracağı gerekçesiylee ’yerelden yönetim’ anlayışı güçlü bir alternatif olarak sunuluyor.

Diyarbakır, Kars, Antakya gibi iller için bu anlayışı savunanlar, yerelden yönetimin neden yerel kaynaklara dayanmadığını sorgulamıyorlar. Dünyanın dört bir yanından topladıkları, ve toplumlar için ‘sömürge emziği’ niteliği taşıyan paralarla yönetilen ’yerel’ ne kadar ’yerelleşmiş’ sayılabilir ki? Bu durumda ortaya çıkan tablo ’Küreselden yönetilen yerel’ olmuyor mu?

Bu ihtimal karşısında şu soruyu sormak zorunlu hale geliyor:
Amaç Diyarbakır’ın bölücülükle suçlanan yerel yöneticilerinden sonra, sivil toplum eliyle de şehrin ’merkezi idare’ yani başkent, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bağlarını koparmak olabilir mi?

DİYARBAKIR KÜLTÜR MERKEZİ
Milliyetçiliğe karşı tartIŞma alanI Sinema, tiyatro, sergi, konferans gibi faaliyetlerle ulaştıkları gençler niye sanat değil bölücülük sahnesine çıkıyor?

Diyarbakır’da 5 sezon içinde 211 söyleşi, 71 sergi, 48 saat atölye çalışması, 35 tiyatro gösterisi, 31 yazar okuması, 11 şiir dinletisi, 14 dia gösterisi, 11 konser ve 387 film gösterimi yapıldı. Uzun süre terörle anılan bu şehirde sanat yapılması kötü bir şey değil elbette. İnsanların sosyalleşmesi, iletişme açık hale gelmesi çok olumlu. Olumsuzluk Diyarbakırlılarla bunca etkinlik sırasında binlerce  defa birebir temas kuranların misyonlarında. Diyarbakır halkı 2002 yılından beri büyük bir etki bombardımanı altında. Bunun birinci derecedeki muhatabı sivil toplum kuruluşları.
DSM yöneticilerinden Melike Coşkun’un 26 Ekim 2008’de Radikal’den Cem Erciyes’e verdiği röportajda ‘sanat’ın bilmediğimiz yeni bir misyonunu daha öğrendik. Buna göre sanat ile “milliyetçiliğe karşı kamusal tartışma alanı” yaratlabiliyormuş.
Sanatın önceliği ne zamandır kendisine varolma alanı yaratan devletin kuruluş ideolojisini yıkmaya çalışmak oldu?
Aynı röportaja ortak olan Anadolu Kültür’ün proje koordinatörü Cengiz Çiftçi de “taraf” olduklarını söyledi.
Ayna ayna söyle bana
Kültür iki takımın kıran kırana mücadelesi sonunda atılan ‘gol’ müdür?
Çiftçi keşke, Anadolu Kültür neyin veya kimin tarafında onu da açıklasaydı.
Diyarbakır Sanat Merkezi’nin desteklediği Pitoresk Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Azad Ziya Eren yaşadıkları şehir ile ‘yüzleşme’ye aracı olduklarını vurguluyor.
Umarım, Diyarbakır Ulu Camii, Artuklu Sarayı, Selçuklu motifleriyle süslü kale duvarlarını da bu yüzleşme de ayna olarak kullanmayı ihmal etmezler. 
Yüzlerini sadece ‘dağlara’ dönerler, ve sordukları sorunun yankısını ‘cevap’ sayarlarsa, bunun Pamuk Prenses masalındaki ‘ayna ayna söyle bana’ kandırmacasından farkı kalmaz...
Ki ‘kötü kalpli kraliçenin hazin sonu’nu hatırlatmaya bilmem lüzum var mı?

AB yerelden yönetimi neden destekliyor?
Anayasal düzen ve üniter yapının tasfiyesini öngören model uygulanırsa, bazı bölgeler tamamen terör örgütü sempatizanları ve aşiretlerin eline geçebilir

56 belediye başkanı PKK’ya yardım, propaganda, övgüden yargılanıyor.

Türkiye’de AB’nin talepleri doğrultusunda hazırlanan reform paketleri arasında ’Yerel Yönetimler’e ilişkin bölüm önemli yer tutuyordu. Merkezi Yönetimin elindeki yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesini öngören bu sistem ile oluşan tehditler; anayasal düzenin ve milli devlet anlayışlarının rafa kaldırılması biçiminde özetlenebilir.
Bölge veya şehir halklarının seçtikleri yerel yöneticiler tarafından, kendi iç işleyişlerinde özgür olmalarını öngören yerelden yönetim, anayasanın, bakanlıkların yani devletin tasfiyesi anlamını taşıyor.


Kültür politikalarında da taktik aynı: Böl-parçala-yönet
Nemalandırdığı işbirlikçileri ile yandaş aradığı sistemi normalleşirmek isteyen küresel güçler “bakın bizde aynısını yapıyoruz” diyerek ABD, Kanada gibi, hiçbir zaman “uluslaşma” sürecinden geçmemiş, ortak dil, kültür ve medeniyet yaratamamış genç devletleri örnek gösteriyorlar. Oysa Türkiye’nin yaşadığı tarihsel ve toplumsal süreçler düşünüldüğünde, yerel yönetimleri özerkleştirmek Sevr’in ısıtılıp servis edilmesinden başka bir şey değildir. Milli Mücadeleyi, Misak-ı Milliye ve Lozan’ı yok sayan anlayış, emperyalizmin ’ulusları etnik ve dinsel kimliklere parçalama stratejisi’nin aynası.
Bir an için Türkiye’nin yerelden yönetim anlayışını benimsediğini, devletin varlığının kağıt üzerinde kaldığını varsayalım.

Belediye Başkanlarımızı, kimi milletvekillerimizi gözden geçirelim. Topraklarımızın ve insanımızın kaderini bu zihniyete teslim ettiğimizi düşünelim.
Çok partili siyasi hayata geçişle hortlayan ve ancak Kuvvetler Ayrılığı ilkesiyle önüne geçilebilen ’tarikatleşme, cemaatleşme’nin kafasını çıkarmak için beklediği deliğin tıpası açılmış olmaz mı?
Özellikle yabancı fonlarla, yerel bilinç oluşturulan bölgelerde halkın seçimleri aşiret, cemaat ve tarikatlerce şekillendirilmiyor mu? Türkiye’de güçlendirilecek ‘yerel güç’ tanımı nedir?
Diyarbakır’da ’merkeziyetçi olmayan bir kültür’ ile ‘halklara özgürlük’ vaad edenler ’sizi, kuklamız olacak şeyhlerin, köleleri yapıyoruz’ itirafında bulunabilirler mi?


YENİÇAĞ GAZETESİ
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Son Yazılar