Tehlike çok büyük ve çok yakın!..

BOP Eşbaşkanı Yardımcısı Bülent Arınç’ın Manisa Celal Bayar Üniversitesi’ni ziyaret edeceğini haber alan Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi gençler, silahsız ve saldırısız, sadece sözlü olarak Arınç’ı ve onun şahsında AKP iktidarını protestoya hazırlandıkları sırada üniversitenin rektörü Mehmet Pakdemirli, TGB’li öğrencilerin yanına geliyor ve telaşlı bir şekilde onlara, kanunların izin verdiği ölçüde de olsa yasal haklarını kullanmamaları, Bülent Arınç’ı protesto etmemeleri konusunda uyarıyor. Aksi halde öğrencileri okuldan atmakla tehdit ediyor.


Öğrenciler Pakdemirli’ye, “Biz Cumhuriyeti muhafaza ve müdafa görevini Atatürk’ten aldık. Siz Atatürk’ün Nutku’nun son buklesini okuyun. ‘Cumhuriyeti ilelebet muhafaza ve müdafa edecek güç gençliktir’ der. Türk gençliği devrimlerin ve Cumhuriyetin bekçisidir. Size yetkiyi aldığımız yeri açıklıyoruz” diyorlar. Bunun üzerine Pakdemirli, “sizler Atatürk’ten görev alamazsınız. Cumhuriyeti savunacaksam ben savunurum. Ben size Cumhuriyeti savunma görevi vermedim. Siyasi slogan atarsanız kimliklerenizi toplarım, okuldan atarım sizi” diyor. Demokratik bir hukuk devletinde böyle bir tehdit olabilir mi?

2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”nun 3. maddesi, “Herkes, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız olarak, kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” diyor ama, Türkiye’de BOP Eşbaşkanı’nı, yardımcılarını, başkana biat edenleri protesto etmeyi yasaklayan hiçbir kanun maddesi bulunmuyor. Bu da gösteriyor ki, faşizm geri adım atmayacak. Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle yaydan çıkmış olan ok, demokrasinin kalbine saplanmak üzere hedefine doğru hızla yol almaktadır. Bu faşizm oku, öyle rica minnetle, yalvarıp yakarmakla durdurulamaz ve kör topal demokrasi elden gittikten sonra bir daha onun kırıntısını bile göremeyiz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, üniter yapısını, laik ve demokratik rejimini, hukuksal yapısını, yargının yansızlığını, çağdaş uygarlık yolunda ilerleyebilmesini, gericiliğin ve bölücülüğün önünün kesilmesini istiyorsak hızla yaklaşan faşist tehlikeyi savuşturmak zorundayız. Bunun için gözümüzü karartmalı ve kelleyi koltuğa almalıyız. Sevgili Atatürk’ün, “Ya istiklal ya ölüm” parolasıyla İstanbul Hükümeti’ne karşı isyan bayrağı açtığı gibi bizler de Türkiye’yi çağ dışına sürüklemek isteyen gerici, faşist ve bölücü zihniyete karşı şehitler verme pahasına isyan bayrağını açmalı, vatanımıza, ve namusumuza sahip çıktığımalıyız.

Başta üniversiteliler olmak üzere gençliğe ve tüm insanlarımıza, “yürüyüş ve gösterilerde yasa dışına çıkmayın, kanunlara ve emirlere uyun” telkinleri yapılmaktadır. Bu telkinleri yapanlar faşistlerin, gerici ve bölücülerin değirmenine su taşımakta, onların işini kolaylaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu telkinlerde bulunanlar kötü niyetli değillerse gaflet içindedirler.

Atatürk, İngiltere’nin kontrolüne girmiş olan İstanbul Hükümeti’ne karşı isyan bayrağı açarken ve üniformasını çıkarıp atarken yasalara bağlı kalmaya ve padişahın emirlerine uymaya özen mi göstermişti?

O döneminin yasaları Atatürk’e, Padişah’ın “İstanbul’a dön” çağrısına uymama hakkı veriyor muydu? Bizler de, “Aman yasadışına çıkmayalım, kanunsuzluğa fırsat vermeyelim” teranelerine bağlı kalarak, ABD ve AB gibi dış güçlerden alınan emirlerle ve onların istekleri doğrultusunda hazırlanarak yürürlüğe sokulan sözde yasalara uyarak ne vatanımızı ve namusumuzu koruyabiliriz, ne bağımsızlığımıza kavuşabiliriz. Çünkü o sözde yasaların hiç biri ülkemizin yararını ve ulusal çıkarlarımızı gözetmemektedir. ABD ve AB emperyalizmi dediğimiz dış güçler de Türkiye’ye karşı iki örgütü, AKP’yi ve PKK’yi desteklemektedir. Bu iki örgüt, AKP ve PKK de birbirleriyle ve emperyalizmle tam bir dayanışma halinde Türkiye’ye saldırı cephelerini bölüşmüşler, AKP din ve inanç, PKK de etnik farklılık üzerinden amansız bir saldırıya geçmişlerdir.

Karşı devrimci din bezirganları dönüşü olmayan bir yola girmişler, Atatürk Türkiyesi’ni yıkmak için türban üniformasını giymişler, kara çarşafa bürünmüşler, karşı cephede yerlerini almışlar ve kılıçlarını çekmişlerdir. Öyleyse en az onlar kadar cesur, yürekli ve sürekli bir kararlılık göstermek zorunda olduğumuzun bilincinde olmalıyız. Aksi halde sonuç Türkiye için felakettir.

Sefer ÇETİNKAYA - 27 Aralık 2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar