capitalism isnt working2

Virüsle mücadele adı altında neyin önü açıldı ?

Krizde yeni bir aşamaya geçildi...

7 Mart 2020 tarihli, “Tüm dünyayı etkileyen kararın perde arkasında ne var” başlıklı yazıda ABD Merkez Bankası’nın (FED), koronavirüs salgınının ekonomik büyüme üzerine olumsuz etki edeceği beklentisi üzerine acil toplanarak, politika faizini 0,50 puan düşürmesinin nedenlerini tartışmıştım.

FED’in, FED Başkanı’nın, söz konusu karar öncesinde yapmış olduğu, düşük faiz ortamının gelecekteki bir ekonomik çalkantı durumunda merkez bankalarının manevra alanını sınırlayacağı yönündeki tespitinin tam tersi yönde almış olduğu bu karar, beklendiği gibi, diğer merkez bankaları açısından da tetikleyici oldu. Merkez bankalarının olaya müdahalesi, yalnızca faiz indirimleri ile sınırlı kalmadı, piyasadaki para miktarını artıracak, kalitesiz şirket borçlarının varlık alımı adı altında tüm yurttaşların sırtına bindirecek, şirketlerin ve kişilerin kamu garantisi sağlanarak yeni krediye ulaşmasını kolaylaştıracak ek önlemler peşi sıra gelmeye devam etti.

KRİZ OLAYINDA YENİ BİR AŞAMAYA GEÇİLMİŞ DURUMDA…

FED, hanehalkı ve işletmelerin kredi ihtiyaçlarını desteklemek için kredi kolaylığı uygulamasını başlatacağını duyurdu. Avrupa Merkez Bankası (ECB), koronavirüsü salgınının ekonomi üzerindeki olumsuz etkisini azaltmak üzere hanelere ve şirketlere ucuz kredi verebilmeleri için bankalara ucuz para sağlayacağını açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), bir yandan faiz indirirken diğer yandan, koronavirüs salgınının ülkemiz ekonomisi üzerindeki olası olumsuz etkilerinin sınırlandırılması amacıyla alınan önlemler paketini yürürlüğe koydu.

Durumu geçmişten farklı kılan temel husus, yalnızca piyasayı sakinleştirmeyi amaçlayan söz konusu önlemlerin, sorunun çözümü için yeterli olmayacağını, artık bizzat bu kararları alanların dile getiriyor olması. Sonuç olarak, 2008’de “resmen” başlayıp halen sonlanmayan kriz olayında yeni bir aşamaya geçilmiş durumda. Yeni aşamanın temel özelliği, merkez bankalarının yanı sıra doğrudan hükümetlerin devreye girerek, zor durumdaki şirketleri desteklemeye yönlendirilmeleri. Görünen o ki, korona salgını, düşük faiz ve tahvil alımlarına dayalı genişlemeci politikaların işe yaramadığının farkında olan piyasacı kesime -uzun zamandır dile getirmelerine karşın kamuoyu tepkisinden çekinilerek yürürlüğe koyamadıkları- vatandaşın vergisiyle şirketleri destekleme/kurtarma operasyonlarının yolunu açmış oldu.

FED’in olağanüstü toplantısında atılan faiz indirimi ile başlayan süreç, eski Uluslararası Para Fonu şimdi Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde’ın, "Hükümetler, kurumlar vaktinde adım atmalı, maliye politikası alanında eş güdümlü tedbirler gerekiyor" şeklindeki sözleriyle devam etti.  Lagarde’ın açtığı yoldan devam eden Avrupa Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi Robert Holzmann, para politikasının sınırlarına ulaşıldığını, koronavirüs krizi konusunda maliye politikasına ihtiyaç olduğuna ilişkin fikir birliğinin söz konusu olduğunu söyledi. ABD Hazine Bakanı Mnuchin, virüsün yansımalarının 2008 finansal krizinden daha kötü olabileceğini söyleyerek, 1 trilyon dolardan daha büyük bir ekonomik teşvik planı üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

Bizde de durum farklı değil. Cumhurbaşkanı tarafından, "Ekonomik İstikrar Kalkanı” adı altında açıklanan 100 milyar liralık paketin amacı, yeni nesil korona virüsünün ekonomi üzerindeki olası olumsuz etkilerini azaltmak.

VİRÜSLE MÜCADELE ADI ALTINDA ŞİRKET KURTARMA OPERASYONLARININ ÖNÜ AÇILMIŞ DURUMDA…

Gerek dünyada gerekse ülkemizde alınan tedbirlerin ortak gerekçesi, dünya genelinde ekonomide yaşanan ve önümüzdeki süreçte daha da ağırlaşması beklenen daralmanın, en düşük gelirli toplumsal kesimler ile ekonomik daralma nedeniyle zarar görmesi olası sektörlerde faaliyet gösteren şirketleri desteklemek, ayakta kalmalarını ve faaliyetlerini sürdürmelerini sağlamak. Kamusal kaynaklarla özel kesimi yani şirketleri desteklemeyi daha açık ifadeyle kamusal varlıkları özel kesime aktarmayı, batık şirketleri kamu kaynağıyla ayakta tutmayı kendilerince meşru kılan husus ise istihdamı korumak. ABD’de olduğu gibi, alınan önlemler arasında, her vatandaşın hesabına iki haftada bir 1000 dolar yatırmak da var. Anlaşılan o ki, şirketlere dağıtırken, vatandaşa da ucundan vererek yapılan yanlışın kabulünü kolaylaştırmaya, acı ilacı şekerle kaplayarak yedirmeye çalışıyorlar.

Kamu kaynağının özel şirketlere aktarılmasının, işsizlik tehlikesiyle gerekçelendirilmesi ve bu yolla insani açıdan meşrulaştırılmaya çalışılıyor olması, özellikle kamu işletmelerini verimli olmadıkları iddiasıyla kapatan, en temel insan haklarından biri olan çalışma hakkının gerçekleştirilmesini şirketlerin insafına, plansızlığına terk edenler açısından ne derece geçerli olur bilmiyorum. Hele ki, koronavirüsle mücadele için 1 trilyon dolarlık kredi kapasitesini aktif hale getirmek için hazır olduğunu açıklamış olan IMF’nin, koronavirüsle mücadele için destek isteyen Venezuela’ya karşı, ABD politikaları doğrultusunda “ben seni tanımıyorum” diyerek verdiği -insani duygularla açıklanması pek de mümkün olmayan- ret yanıtı ortadayken. 

Gelinen noktada, at izi it izine karışmış ya da bilinçli bir şekilde karıştırılmış, virüsle mücadele adı altında şirket kurtarma operasyonlarının önü açılmış durumda.

Ulusal bütçelerin olanakları, yüksek perdeden açıklanan bu desteklerin gerçekleşmesine olanak verir mi sorusunu şimdilik bir yana bırakıp, bu yazıda yanıt aradığım esas soruya yani açıklanan önlem ve desteklerin, yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal sorunların çözümünü sağlayıp sağlamayacağı sorusuna gelelim.

Veba engizisyonu bitirdi, korona gözünü kapitalizme dikti” başlıklı yazısında, Batı’nın tekelci vahşi kapitalizmi 2020’ye krizle gireceğini biliyordu. Krizi virüse yüklediler, ama bir şeyler ters gitti. Batışı engelleyemiyorlar diyen Hüseyin Vodinalı’ya göre, uygulamaya konulan önlem ve desteklerin işe yaraması, daha da ötesi batışı engellemesi mümkün değil.

Benim yanıtım da çok farklı değil. Söyleyebileceğim tek şey, küresel finans sermayesi ile küresel çaptaki siyasi ve akademik ayaklarının, koronavirüs salgını sayesinde, yaşanan sorunların esas sorumlusu neoliberal küreselleşmeci politikaları sürdürebilme amacıyla zaman kazanabilmek için uzun zamandır aradıkları gerekçeyi bulmuş oldukları.

Yaşananlar, içinde yaşadığımız dünyanın, yatırım bankaları ve sermaye piyasaları eliyle yaratılan sanal paranın gücüyle evrensel bir doğruymuş gibi pazarlanıp, dünya çapında uygulamaya konulan sihirli ve kibirli formüllerle globalleştirilemeyecek kadar büyük olduğunu tartışmasız bir gerçek olarak ortaya koymuş durumda.

Sonuç olarak, korona kapitalizmi bitirecek mi bilmiyorum, bildiğim tek şey, hiçbir bitişin ya da yeni başlangıcın acısız gerçekleşmediği/gerçekleşemeyeceği. Umarım yanılıyorumdur.

Ahmet MÜFİT – 19 Mart 2020

İlgili Yazı :

Tüm dünyayı etkileyen kararın perde arkasında ne var ?

ABD Merkez Bankası (FED), sürpriz bir şekilde acil olarak toplanarak, FED Başkanı Jerome Powell’ın yaklaşık 3 hafta önce yapmış olduğu, düşük faiz ortamının gelecekteki bir ekonomik çalkantı durumunda merkez bankalarının manevra alanının sınırlayacağı yönündeki tespitinin tam tersi yönde karar alarak politika faizini 0,50 puan düşürdü. Gecelik faizde yaptığı acil indirimin gerekçesini, “koronavirüs salgınının ekonomik büyüme üzerine olumsuz etki edeceği beklentisi” olarak açıkladı.

FED'in gecelik faizde yaptığı acil indirimin ardından, 10 yıl vadeli ABD Hazine tahvillerinin faizi, yüz yılı aşkın süredir hiç görülmediği şekilde, yüzde 1'in altına inerken, 20 Şubattan bu yana aşağı yönde hareket eden Dolar Endeksi karar sonrasında az da olsa yükseldi.

FED’İN AÇIKLAMASININ ARKASINDA NE VAR ?

Faiz indirimi kararının alındığı Federal Rezerv Açık Piyasa İşlemleri Komitesi (FOMC) toplantısı sonrasında basına açıklama yapan FED Başkanı Jerome Powell,  bu kez geçen ay yapmış olduğu Kongre sunumu öncesinde ve kongrede yaptığı sunumda söylediklerinin adeta tam tersini söyledi. Sürpriz toplantıda alınan sürpriz karar, "FED, risklerin görünümü önemli derecede değiştirdiğine karar verdi" diyerek ve “koronavirüs salgınının ekonomileri beklenenden öte etkilemesinin söz konusu olabileceği” gerekçesi öne sürülerek savunuldu. Ancak FED’in, Powell’ın yaklaşık 3 hafta önce yapmış olduğu açıklamadan bu yana geçen sürede koronavirüs salgınının boyutu ve ekonomiye olası etkileri konusundaki görüşlerini değiştirmesine neden olacak hangi yeni verilere sahip olduğu, kamuoyuyla paylaşılmadı.

FED’in açıklaması sonrasında yapılan yorumlarda, bir yandan FED’in 17-18 Mart tarihlerinde yapılacak olağan politika toplantısını niçin beklemediği, rutin toplantıya sadece 15 gün kalmışken niçin acil ara toplantı yapma gereği duyulduğu sorusu dile getirilirken, diğer yandan 0,25 olması beklenen faiz indiriminin niçin beklentilerin üzerinde yapıldığı konusu üzerinde duruldu.

ABD’NİN “KÜRESEL “ÇIKARLARIYLA MI BAĞLANTILI !

FED yetkililerinin bu konulara ilişkin açıklamaları çok inandırıcı bulunmamış olmalı ki, karar sonrası yapılan yorumların/tartışmaların ana eksenini -doğrudan o şekilde ifade edilmese de-, alınan kararın gerçek gerekçesinin ekonomik mi yoksa siyasi mi olduğu oluşturdu. Bir kısım karartın, Kasım ayında yapılacak başkanlık seçimlerinde Trump’a destek anlamına geldiğini söylerken, bir kesim, söz konusu siyasi boyutun ABD’nin “küresel “çıkarlarıyla bağlantılı olduğunu öne sürdü.

Kararın gerçek gerekçesinin ekonomik mi yoksa siyasi mi olduğu yönünde yapılan bu tartışmaların, çok önemli olduğunu düşünüyorum. Önemli bulma nedenim, neoliberal küreselleşme yanlısı kesimlerce, özellikle son 45-50 yılda, toplumlara/siyaset kurumuna adeta kutsal bir emirmiş gibi dayatılan, siyasi tartışmaların dışında kalması için büyük çaba gösterilen “bağımsız merkez bankası” kavramının, en azından tartışılabilir hale geldiğini ortaya koyuyor olması.

Sonuç olarak, koronavirüs olayı nereye gider, bazılarının dediği gibi birkaç ay içerisinde sonlanır mı yoksa yine bazılarının dediği, FED’in de öngördüğü gibi yayılmaya devam mı eder, medyaya yansıyan çelişkili haberler dışında farklı bir şey iddia edebilecek durumda değilim.

Tek bildiğim, küresel finans sermayesi ve küresel çaptaki siyasi ayaklarının/işbirlikçilerinin koronavirüs sayesinde, 2008 krizi sonrasında uygulanıp faydası olmadığı denenerek görülmüş politikaları bir kez daha uygulamaya koyabilmek için uzun zamandır aradıkları gerekçeyi bulmuş oldukları.

Bu sayede, aynı anda hem ultra fakir hem de ultra zengin yaratma kapasitesi yüksek olan mevcut sistemi sürdürebilmek için, uzun zamandır arayıp bulamadıkları ya da bulmalarına karşın ortamı/toplumları yeterince hazırlayamadıkları için fiiliyata geçirmekte tereddüt ettikleri sihirli formülü bulmak/bulmuşlarsa toplumları sihirli formüle hazırlamak için zaman kazanmış oldular.

SON SÖZ :

Odatv, 2011’den sonra bir kez daha tutuklamalarla gündemde. “Benim için bu durum dejavu” diyerek, yakın geçmişte yaşananlara referansla bugünü anlamlandıran Barış Pehlivan’ın ve “Barışların tutuklanması hangi barışların işaret fişeği” diye sorarak geleceğe yönelik kaygılarını ortaya koyan Müyesser Yıldız’ın sözlerine/uyarılarına kulak vermek gerekiyor.

Ahmet MÜFİT – 07 Mart 2020

Son Yazılar