afet inan ataturk2

Dünya Kadınlar Gününe Kemalist Bakış...

“… Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür unsurdan oluşur…

Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kesimi göklere yükselebilsin? Kuşku yok, , ilerleme adımları - dediğim gibi- iki türce birlikte, arkadaşça atılmak; ilerleme ve yenileşme aşamalarını birlikte aşmak gerekir…”

Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925

Kapitalizmin acımasız sömürüsüne karşı kadınların ilk kez toplu olarak başkaldırdığı günün yıldönümü olan 8 Mart tarihi, 1977 yılında Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından “Dünya kadınlar Günü” olarak kabul edildi.

O tarihten bu yana BM üyesi ülkelerde kutlanmaktadır.

Kadın hareketleri 20. Yüzyılın ikinci yarısında sosyalizm savaşımının önemli bir ayağıydı.

Kadının eşitsizliği ve sömürüsü konusunda feodalizm ve kapitalizm hedefe alındı.  

Özellikle 2. Paylaşım (dünya) savaşından sonra, birçok alanda olduğu gibi, kadın hakları konusundaki savaşım da ivme kazandı.

Bütün bunlara karşın, bugün dünyanın hiçbir ülkesinde kadınların ‘hak’ alanında erkeklerle tam eşitliği sağlanamamıştır.

Kadınların sorunları ekonomik bağımlılık, işsizlik, eşitsizlik, cinsel sömürü, töre baskısı, cehalet, emeğinin sömürülmesi ve erkek egemenliği gibi konularla sınırlı değildir.

Sadece kadınlarla ilgili de değildir. Toplumun tümünün temel sorunudur. Toplumun varlığının, sağlığının, yaşamının, refahının, mutluluğunun ve geleceğinin de belirleyicisidir.

Konuya bir insanlık ve uygarlık sorunu olarak bakmak daha doğru olacaktır..

Öte yandan Birleşmiş Milletler örgütü 8 Mart Kadınlar Gününü “İnsan hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, dünya çevre günü, anneler günü, işçi bayramı, dünya barış günü”nden;  ya da “babalar günü” nden daha farklı bir anlayışla ele almış değildir. Kadınların tüm dünyada eşit ve özgür bireyler olması için büyük projeleri yoktur. Zaten bir yaptırım gücü de yoktur. Öteki anma günleri gibi bir çerçeve çizerek, yapılacak çalışmaları ülkelere bırakmıştır.

Bu yüzden Dünya Kadınlar Günü de öteki günler gibi geçiştirilir.  Resmi demeçler verilir. Bazı araştırma ve istatistikler yayınlanır. Toplum kuruluşları bildiriler yayımlar.

Bir de kimi küçük burjuva çevrelerince, siyasi gruplarca toplantılar, yürüyüşler, eylemler yapılır.

8 Mart deyince birdenbire hareketlenen bu son gruptakiler “10 Aralık İnsan Hakları Günü” deseniz kıllarını kıpırdatmazlar. Onlar için dünyanın en önemli günü 8 Marttır…. 8 Mart yaklaşınca harekete geçilir. Uzun hazırlıklara girişilir!.. Kutlama platformları oluşturulur.

Ama işsiz, aşsız, erkeğe muhtaç edilen, katı bir din ve töre anlayışına hapsedilen, ezilen, “sırtından sopa karnından sıpa” eksik edilmeyen, küçük yaşta başları bezle bağlanan, alınıp satılan, yaşamı boyunca kendisinin erkeklerden değersiz olduğunu düşünen kadınların dünya kadınlar gününden haberi bile olmaz…

Bu kadınlar dünya kadınlar gününe sahip çıkmadan bütün kutlamalar sözde kalmaya mahkûmdur…

Öncelikli konu bu sorunsalı çözmek olmalı…

Yukarıdaki özet bilgilerin ışığında son yıllarda bazı kişi ve grupların BM tarafından konulan “Dünya Kadınlar Günü” şeklindeki resmi bir adı, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak yorumlamakta ısrarlı olmaları ayrı ve özel bir anlam taşımaktadır.

Olay bir ıslık yarıştırma olayıdır…

1857 yılında ABD’nin New York kentinde 40 bin pamuk işçisi daha iyi çalışma koşulları için greve gitmişti. Kilitlendikleri fabrikanın yanmasıyla yüzden fazla işçi can verdi. Bu olay sonraki yıllarda hep acıyla anıldı..

1910 yılındaki 2. enternasyonal toplantısında 8 Mart tarihi emekçi kadınlar günü olarak kabul edildi. 8 Mart tarihi, 20. yüzyıl boyunca sosyalist hareketin önemli günlerinden biri oldu.

Unesco 1977 yılında 8 Mart tarihinin Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.

Türkiye’de ise 8 Mart kutlamaları 1990’lı yıllarda başlatıldı.

Kutlamalarda çoğunlukla erkek-kadın eşitliği konusunda pek sorun yaşamayan, gerekli sosyal ve ekonomik haklarını kullanabilen kadınlar öne çıktı.

Türkiye’de 8 Mart kutlamaları kısa sürede amacı dışına taşırıldı. Suistimal edildi. Başka siyasal amaçlara malzeme yapıldı.

Bunu anlamak için kimi kesimlerce sokağa sürülen kadınlarımızın durumuna ve attıkları sloganlara bakmak yeterli olacaktır. Cezaevi protestoları, Apo’ya özgürlük ve PKK sloganları atılmakta, polisle çatışılmaktadır. Türkiye’de 8 Mart toplantı ve gösterileri 21 Martta yapılacak Nevruz gösterilerinin provası gibidir. Anlaşılıyor ki; 21 Mart (nevruz) ne anlama geliyorsa, 8 Mart da o anlama gelmektedir.

Doğu ve güneydoğudaki feodal sistemin acımasız baskısı altında ezilen kadınların sorunları bu tür eylemcilerin umurlarında değildir. Üstelik, kadınların bu durumda kalmasını da isterler. Ve ilginçtir ki; özgürlük diye bağıran kadınlar da kendi özgürlükleri için bağırmazlar(!) Tıpkı türban eylemlerinde olduğu gibi, erkekler tarafından sokağa sürülmekte, zor ve baskı altında bambaşka bir amaç için kullanılmaktadırlar.

Türkiye’de son 20 yıldır 8 Mart Kadınlar Günü bir sokak hareketine dönüştürüldü. Bu dayatmayı yapanların siyasi eğilimleri bellidir. Hepsi de ayrılıkçı Kürt hareketine sempati duymaktadırlar. Ve 8 Mart giderek bu hareketin kullandığı bir gün olmuştur. Feodal baskı altında inleyen, insanlığının bile farkına varamayan kadın ve çocukların sokaklarda “biji serok apo” diye gösteri yapmaları bir ironi ve yaman bir çelişkidir.

O kadınların her 8 Mart’ta töreye, ağalığa, feodaliteye, erkek egemenliğine başkaldırdıklarını gördüğümüz zaman  ‘Dünya Kadınlar Günü’ ülkemizde gerçek anlamda kutlanmaya başlanacaktır.

Öte yandan, bütün bir yıl hiçbir şey yapmayan, ama 8 Mart yaklaşınca “kadınlar günü” etkinliğine soyunan kimi örgütlerin, yıl içindeki diğer önemli günlerde de “etkin” olmaları beklenir.

Oysa böyle bir anlayış yoktur.

Aslında Türkiye sosyalist geleneğinde de ‘8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’ diye bir mücadele günü de yoktur… 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda hiçbir kutlama yapılmamıştır.

1990’lı yılların ortalarında kutlanmaya başlanır başlanmaz ise PKK’nın bir eylem gününe dönüştürülmüştür.

Emeğin bayramı 1 Mayıs’tır. Emek bayrağını önce 1 Mayıslarda yükseltmek gerek.

Kadın- erkek ayrımı yapmadan…

Kemalist devrimin kadınlarla ilgili atılımlarına bir göz atalım:

5 Şubatta 6 okun anayasaya girdiğini, 17 Şubatta ‘Yurttaşlar Yasası’nın Türk kadınına çağdaş haklarını verdiğini, 5 Aralık 1934’te kadınların seçme ve seçilme hakkını elde ettiğini, 3 Mart 1924’te laiklik yasalarının kabul edildiğini ve Türk devriminin kadını da kulluktan, yasal olarak eşit yurttaşlığa yükselttiğini nasıl unutabiliriz?

Bu hakları korumak ve geliştirmek dururken, her yıl “8 Mart” tarihinde hangi sloganlarla, neyin ve kimin için sokaklara çıkıldığı ve her seferinde “1857 Newyork,  Clara Zetkin” vb. anlatımların amacının ne olduğu iyi sorgulanmalıdır.

Anmalar, kutlamalar ezber söylemlerden kurtarılmalı; gerçek içerikleriyle, işlevleriyle, amaçlarıyla buluşturulmalıdır.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü, ülkemizde ‘Türk Kadınlar Günü’ gibi yorumlanmalıdır.

Türkiye’de kadın Kemalist devrimle aydınlanmaya başladı. Türk kadını Kemalist Devrimin kendisine sunduğu olanaklarla yasalar karşısında tam olarak eşittir. Fakat tüm haklarını kullanamamasının başkaca nedenleri vardır. Bu nedenlerin ortadan kaldırılması kadın mücadelesinin de ortadan kaldırılmalıdır.

Cumhuriyet rejimi “İslâmî yönde şekillendirilirken savaşım vereceğimiz alan doğru seçilmeli…

Feodal bir İslâm ülkesinde, kadını tam anlamıyla eşit yurttaş durumuna yükselten Türk devriminin ilerletilmesi, karşıdevrimci güçlerin yok edilmesi -öncelikle kadınlar için- varlık-yokluk sorunudur.

1977’te Birleşmiş Milletlerin benimsediği ve şu anda da dünyanın büyük çoğunluğunda olmayan kadın haklarının önemli bir bölümü, daha 1920’lerde Türk kadınları tarafından kullanılıyordu. 

Kemalizm öncelikle kadınlarımız için yaşamsaldır.

Türk kadını öncelikle sahip olduğu hakları çok iyi korumalı.

Onların bu hakları tam olarak kullanabilmeleri ve statülerini yükseltmeleri Aydınlanma Devrimi yolunda ilerlemekle ve kadınların ekonomik özgürlüklerinin sağlanmasıyla olanaklıdır.

8 Mart gününü ‘kadınlar günü’ olarak anmaya edeceksek önce Türk kadını için anlamını kavramalı ve etkinliklerin hangi amaçla yapılacağına bakılmalıdır.

Kemalist devrimin tüm insanlarımız için müjde veren günlerini yıl içinde anmak ve böylece egemenlik, bağımsızlık, kadın hakları vb… konularındaki kararlılığımızı ortaya koyarak bu alandaki toplumsal duyarlılığı canlı tutmak, daha da geniş kitlelere yaymak hepimizin görevidir.

Türkiye’nin çözümü Kemalizm’dedir.

Kadın konusunda da çözüm; Kemalizm’e yeniden ve sıkıca sarılmamıza bağlıdır.

Görev Kemalist devrimi tamamlamaktır.

“Emekçi kadınlar günü” diye ortaya çıkıp Türkiye Cumhuriyetine, Kemalizm’e savaş açanlarla; liberal, numaracı, bölücü, tatlı su sosyalisti AB’cilerle aynı safta olmanın, kadın haklarını savunmakla ilgisi yoktur.

8 Martları doğru anlamak, doğru kavramak ve doğru değerlendirmek zorundayız.     

Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun !

Altan ARISOY – 08 Mart 2020

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Son Yazılar