aydinlari korkak olan ulkenin zalimleri curetkar olur2

Kul hakkı mı dediniz?

Ali Demir’i gördüm.

Bitkin bir halde, kelepçeli elleriyle, iki görevlinin kolunda sürüklenir gibi yürüyordu.

ÖSYM Başkanı olduğu zamanlar gözümün önüne geldi.

Üniversiteye giriş ve yerleştirme sınavlarında hile yapıldığı, soruların çalınıp sıralamanın değiştirildiği iddia ediliyor, kanıtlar öne sürülüyordu.

Başkan Ali DEMİR bütün iddiaları reddediyor, hiçbir yanlışlık olmadığını söylüyordu.

2011-2015 yılları böyle geçti.

O dönemlerin üç Milli Eğitim Bakanı, Nimet Çubukçu, Ömer Dinçer, Nabi Avcı iddiaları kabul etmediler.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan iddia sahiplerini suçluyor, muhalefetin yok yere ortaya çıkıp akılları karıştırdığını söylüyordu.

Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuyla ilgilenmiş, Başkan Ali Demir’in açıklamalarını “tatmin oldum” sözleriyle değerlendirmişti.

Ama işte, gerçek şimdi ortaya çıkmıştı.

Ali Demir, başkanlık yaptığı dönemde söz konusu iddiaların doğru olduğunu, seçimlerde kasıtlı olarak, bilinen hilelerin yapıldığını açıklıyordu.

Yapılan, FETÖ çetesinin kurduğu planla hazırlanmış bir eğitim komplosuydu.

Adayların sıraları değiştiriliyor, FETÖ listelerinin istenen yerlere girmeleri sağlanıyordu.

Her yıl sınava giren iki milyona yakın adayın hakları çalınmıştı.

Ali Demir şimdi bu sahteciliğin hesabını verecekti.

Ama tek sorumlu o muydu?

Dönemin Milli Eğitim Bakanları, dönemin Başbakanı, dönemin Cumhurbaşkanı bu suçun koruyucusu değiller miydi?

Bir suçu, bilerek ya da bilmeyerek korumak da suç değil midir?

Milyonlarca üniversite adayının yıllarca emek vererek kazanacağı hakkın çalınması, onun geleceğinin gasp edilmesi telafisi olmayan bir suç değil midir?

İslam dininin en adil kurallarından birisi de “kul hakkının yenmesinin ancak o kullar tarafından affedilecek bir suç” olarak tanımlanması değil midir?

Şimdi o milyonlarca genci nerede bulacak, kendinizi nasıl affettireceksiniz?

Ali Demir’i yargılamak, mahkûm etmek, cezalandırmak yeterli olacak mıdır?

Dönemin Milli Eğitim bakanları, dönemin Başbakanı, dönemin Cumhurbaşkanı şimdi ne düşünüyorlar?

Neden onlar da sanık kürsüsünde değiller?

Onlar da bu suçun koruyucusu, kollayıcısı olmadılar mı?

Bu soruların yanıtını emir altındaki hukuk sistemi elbette veremez.

Bu soruların yanıtını insanların vicdanı verecektir.

İnsanların vicdanı.                            

Vicdan nedir vicdan? 

Nedir “insanların vicdanı”?

İnsanların vicdanı “adalettir”.

İşte, emir altındaki hukukun sağlayamadığı “adalet”, insanların vicdanında dile gelir.

O vicdan, elini kana bulamış katili, kimse görmediği, bilmediği halde uykusuz bırakır, gidip suçunu itiraf ettirmeye zorlar.

O vicdan, yapılan haksızlıklara isyan ettirip “bu kadarı da olmaz artık” dedirtir.

O vicdan, bütün makamları elinin tersiyle iter, bütün çıkarları reddeder, suskunluk kuralını bozarak insanı bağırmaya zorlar.

Vicdan konuşur.

Vicdan ahlaktır, karakterdir, insanın özüdür.

Vicdan bütün dinlerin temelidir.

Vicdan, tarih boyunca verilmiş haklıdan yana, adaletten yana mücadelenin adıdır.

Vicdan, Emile Zola’nın Dreyfus davasındaki haykırışıdır.

Vicdan, Albert Einstein’ın barış manifestosundaki sözleridir.

Vicdan, Oppenheimer’in hidrojen bombasını reddedişidir.

Vicdan, Spartaküs’ün isyanıdır.

Vicdan, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde gerçekleşen kutsal Anadolu isyanıdır.

O vicdan ki, bugün suskundur.

O vicdan ki, yapılan bunca haksızlığı önlemeye gücü yetmeyen insanların göğüslerinde inlemektedir.

Dünyada en büyük acı, gözlerinin önündeki haksızlıkları önlemeye gücü yetmemektir.

Dünyadaki en büyük acı, haklının haksız, haksızın haklı çıkmasıdır.

Bu kader oyununu değiştirecek gücünüz var mı? 

Gücünüz var, her zaman ! 

Meydan vicdansızlara kaldığı zaman yapılacak tek şey kalır.

Bu kaderi değiştirmek.

Buna gücünüz vardır. Her zaman vardır.

Yeter ki korku duvarlarını yıkın, birleşin ve yürüyün.

Vicdanın gücü her haksızlığı yener, yenmiştir, yenecektir.

Asla vicdanınızı susturmayın, asla.

Kararınız vicdanınızın yolu olsun.

Kararınız kaderiniz olsun.

İnsanlığın yolu budur...

Erdal ATABEK - 13 Ocak 2020

Son Yazılar