capitalism isnt working2

Çağın vebası kapitalizm!

Aylardır bir kıta yanıyor.

Alevlerin 70 metreye ulaştığı, insanların canlarını kurtarmak için kıyılara sığındığı, her türlü iletişimin yok olduğu, yüz binlerce evin yandığı ve 1.5 milyon hayvanın çığlıklar atarak öldüğü bir yangın bu! Şimdi şu soruları sormanın zamanıdır, tamam iklim değişikliği, kuraklık ama uydulardan yanan kıtanın fotoğrafını paylaşan, dronlarla (insansız hava uçağı) insan öldüren, yüzlerce füzeyi oyun oynar gibi fırlatan Dünya uluslarının bu yangını söndürmeye gücü yetmiyor mu? Bal gibi de yeter, ama bu yangını istiyorlar. Onların, yavrusuna sarılıp ölen koalalar, kangurular umurlarında değil. Milyonlarla ağaç can çekişerek ölmüş, varsın ölsün! Bir kıtanın insanları evsiz kalmış, gelecekleri yok edilmiş, ölümün eşiğinden dönmüşler, varsın ölsünler!

Sorular devam ediyor, bu yanan ormanların çöle döndürdüğü toprağın altında ne var? Hemen söyleyeyim, doğalgaz, petrol ve kıymetli madenler! Kapitalizm artık öylesine açıktan oynuyor ki, “işte” diyor, “ben koskoca kıtayı böyle yakarım!” Çünkü her kıtada, her millette onunla işbirliği yapacak vatan hainleri var. Bu hainler öylesine açgözlü, öylesine benciller ki, yanlarında yavru bir koala susuzluktan kıvranabilir, küçücük bir çocuk zayıflamış, güçsüz bedenini güçlükle sürüklerken onu takip eden akbabanın çocuğu ne zaman haklayacağı üstüne bahis oynayabilirler. Arada kokain partilerinde biraz daha haz alabilmek için doz üstüne doz kullanan bir petrol zengini ölebilir. Onun için yas bile ilan ederler.

Şimdi biraz yanan kıtaya gelelim. Kıtada neden bilmiyorum öldürülen kedilerden sonra, (gerçekten kediler neden öldürülmüş?) şimdi sıra binlerce yabani deve ve atlarda. Çünkü çok su içiyorlarmış. Helikopterlerdeki keskin nişancılara gün doğdu. Evet, “sen kaç deve öldürdün, ben şu kadar öldürdüm” diye birbirlerine mesaj attıklarına hiç kuşkum yok. Çünkü bu koskoca kıta, muhafazakâr bir iktidarın elinde, teknolojinin üst basamaklara geldiği bu zamanda susuz kalıyor, itfaiye fazla masraf diye küçültülüyor. Ve başkanları yangınlar sırasında Hawaii’de tatil yapıyor. Ordunun son iki haftadır yangına müdahale etmesine izin veriliyor. Develer ve atlardan sonra sıranın yaşlılara ve engellilere geleceğine dair içimde kötü bir his var. Çünkü yaşlılar ve engelliler gereksiz harcamalara neden oluyor. Öyleyse bırakın dumanın içinde usul usul ölsünler. Ölmüşlerdir de!

Ekim ayından beri süren Avustralya yangını, ilk büyük yangın değil. Geçen yıl Amazonlar aylarca yandı. Her zaman olduğu gibi dünya üstünde yaşayan tüm canlıları etkileyen o yangına da teknolojisi gelişmiş ülkelerden yardım gitmedi. Öyle o güzelim ormanlar çatır çatır yandı. Yerliler öldürüldüler.

Bütün bunlar olurken yaşlı başlı, arkalarında binlerce vukuatı bulunan siyasiler, şirket CEO’ları, gelecekleri için iklim grevi yapan gençlerle alay ederek, onların önerilerini küçümsemeye çalıştılar. Sanki hiç ölmeyecekler, dünya yanıp, yıkılırken onlar lüks evlerinde korunacaklar. Öyle olmuyor beyler, dünyada oksijen azaldığında evlerinizde, sığınaklarınızda biriktirdiğiniz oksijen tüpleri eninde sonunda biter. Ve aç kalmış, susuz kalmış büyük çoğunluk o evlerinizi, saraylarınızı, yatlarınızı parçalar, yok eder!

Görülüyor ki kıyamet günlerindeyiz ve bunun başlıca nedeni artık vahşiliğini gizleme gereği bile duymayan kapitalist düzen. Boşuna değil sosyalist ve komünist öğretiler, “farklı bir yaşam olabilir” sloganları yeniden dünya halklarının dilinde! Bıçak kemiğe dayanmış durumda, çünkü halklar artık bir ölüm kalım savaşının içinde. Ülkemiz de bütün bunlardan en çok etkilenen ülkelerden biri. Çünkü tarımı yok edildi, ormanları ya yakılıyor ya da madenciler tarafından talan ediliyor. Suları, (bu yangınlar bize suyun ne denli kıymetli olduğunu gösterdi) uyduruk HES aracılığıyla kurutuluyor. Toplu ölümler kapımızda, açlık büyük çoğunluğa uyku uyutmuyor. Öyleyse artık bitti denilen öğretilerin ışığında yepyeni eylem biçimleri bularak bu kokuşmuş düzene başkaldırma zamanıdır. Tamam bizi mapuslara sokabilirler, işsiz bırakabilirler öyleyse yeniden dayanışmayı, paylaşmayı, birbirimize sarılmayı öğrenme zamanımız gelmiş de geçiyor bile.

Işıl ÖZGENTÜRK - 12 Ocak 2020

Son Yazılar