Atamiz-Nutkunu-OkurkenBize devrimci ruhu şahlandıracak CHP gerek!…

“ateşi ve ihaneti gördük.
dayandık,
dayandık her yanda,
dayandık izmir’de, aydın’da,
adana’da dayandık,
dayandık, urfa’da, maraş’ta, antep’te.”


Nazım Hikmet Ran (kuvay-i milliye destanı)


Program devletin televizyonunda TRT’de yayımlanıyor. Adı: “ÇıkışYolu”… Tartışılan konu CHP. Konuşmacılar CHP’ye nasıl şekil verilmesi gerektiğini tartışıyor. Alt yazı sürekli karşınızda:

“CHP yeni PM ile yeni bir kimlik oluşturacak mı?”… Başka söze gerek var mı?!… Asıl mesaj bu… Diğer TV kanallarında da başka başlıklarda aynı tartışma var. Hazretler (!) “yeni”

kimlikli (!) bir CHP istiyorlar. Kimlik tartışmacılarının dilleri artık partilerin kimliklerine kadar uzanmış durumda.

El atılmadık kurum, yıpratılmayan değer kalmayıncaya kadar tartıştırıyor gibi kurumlar üzerinden topluma propaganda yapılıyor, hatta adeta beyin yıkanıyor.

Çıkış yolu dedikleri, Cumhuriyet’in çizgilerine gelip dayanıyor. Yeni CHP’den beklentiler, AKP’nin satır arasına sıkıştırdıklarının açıkça ifade edilmesi. AKP’nin dillendiremediği “açılım”ı yapacak bir parti aranıyor.

Etnik kimlikler üzerinden siyaset yapmayan, toplumu ayrıştırmadan insanı öne alan anlayışla bütünleştirmenin kurucusu ve izleyicisi olan CHP’nin söyleminin farklı kimlikleri vurgulayacak çizgiye çekilmesi tezi işleniyor uzunca bir süredir.

Türkiye’de 1980’den bu yana çeşitli kırılmalarla topluma yedirilen liberal dönüşüm, son on yılda kurumların çözülmesi üzerinden hızlandırıldı.

Sovyet sistemini 90’lı yıllarda çözen “açıklık” ve “yeniden yapılanma” demokrasi söylemi ile pazarlanmıştı. Aynı oyun Türkiye’de “açılım” başlığı ile sahnede. Oyuncular, rolleri ve oyun çok açık. Çağırıldığınız yere doğru kendiliğinizdenmiş gibi sürükleniyorsunuz.

CHP’ye yeni kimlik giydirilme çabalarının parti içi demokrasi ile bir ilgisi yok. Partide kimin hangi rolü oynayacağı daha önemli.

Partinin program ve ilkelerinden çok, parti yönetimdeki kişilerin önceki ve şimdiki söylemleri manşet oluyor. Siyasetin doğasında var olan ve demokrasiyi engelleyen kişiler arası bağımlılık ilişkilerinin çözülmesinden söz etmiyor hiç kimse. Yeni bir tür bağımlılık ilişkisi oluşturulmaya çalışılıyor.

Benzemezlerin bir araya gelmesi ile kurulmaya çalışılan benzerlik. AKP’nin eklektik yapısının diğer siyasal partilerde de oluşturulma çabası var. ANAP’la başlayan eklektik, ya da toplayıcı, hepsini al türünden yapılanma ile uzunca süredir toplumsal muhalefetin kırılması üzerinde çalışanların bu kez muhalif partilerin Meclis’e sıkıştırılan muhalefetini kırmak için ürettikleri bir formül bu.

CHP’nin her kesime hitap ediyor görüntüsü öne çekilirken taban kayması yaşanacağının hesabı mutlaka yapılmış olmalı. Hedef aslında hala muhalefet eden Cumhuriyetçilerin kendilerini ifade edecekleri zeminleri kaydırarak, kendilerini marjinal hissettirmek.

Cumhuriyetçi olmayı demokrasiye karşıtlıkla özdeşleştirme çarpıtmaları da bu yüzden. Bize bu günlerde her zamankinden daha fazla muhalefet gerek.

CHP’nin ayrıştırıcı söylemli “yeni” giysiye değil, ülkeyi var eden Kuvayi Milliye ruhunu ortaya çıkararak ülkeyi bütünleştirmesine gereksinim var.

Türkkaya Atatöv’ün, son okuduğum makalesindeki “Şimdi vatanın son sınırlarındayız” tümcesi çok vurucu. Sınırları zorlayan bir sürece itilişin mimarlarına, bölenlere, ayıranlara hesap soracağımız zeminler kaydırılmaya çalışılırken, direnenler sindirilmeye çalışılıyor.

Çok ayraçlı bir yapıda CHP’ye tarihi misyonu yol gösterecektir. Son halk oylaması doğru tahlil edilmeli. Yüzde 42 türdeş… Haklı endişeleri olan bir kesim, bertaraf olmayı göze alarak endişesine sahip çıktı. Yüzde 58 türdeş değil. Bunların içinde konjonktür değişince, yüzde 42 saflarında yerini alacakların doğru analiz edilmesi gerekiyor.

CHP’nin itildiği “yeni” başlıklı yol ayrımı ile bu kesimlere sahip çıkmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Yaşadıklarımızı görüp kabullenmeyi; “tehlikeli cehalet” olarak tanımlıyor Dr. Erdal Atabek, “Cehalet” başlıklı yazısında. “…Başkasının kolunda yürürken kendinizi bağımsız sanırsanız,işte bu ‘TEHLİKELİ CEHALET’tir…..

Neden ‘TEHLİKELİ CEHALET’ toplumların başına bela olur?

Çünkü toplumların bir bölümü bu durumdan büyük çıkarlar sağlar. Geri kalan bir bölümü de küçük çıkarlarla yetinir. Bir bölümü, ilerde kendisinin de çıkar sağlayacağını umar, bir bölümü durumu görür, toplumu uyarmaya çalışır, ama gücü yetmez. İşte böyle durumlarda da felaket kapınızı çalmıştır ve gelmektedir.” diyor.

Toplumu uyarmaya çalışmak aydınların ülkeye bir borcudur.

Devrim şehidi Kubilay bu uğurda başını vermişti. İzmir anma gününde Şehit Kubilay’da birleşerek devrimleri sahiplendiğini gösterdi. Bize daha fazla İzmir, her zamankinden daha çok muhalefet gerek!..

Türkiye’nin sürüklenmeye çalışıldığı bölünme ve çatışmaya “Dur” diyecek birlikteliğin inşası için daha fazla gecikmemek ve şimdi her zamankinden daha fazla dayanmak,direnmek gerek!…

Sizce bize nasıl bir CHP gerek?!..

Medyanın şekil vermeye çalıştığı “yeni” bir CHP mi?

Yoksa kuvayi milliye ruhuna sadık, program ve hedeflerinin dayandığı altı okun içini dolduran bir CHP mi?

Hangisi?!..

Tülay ÖZÜERMAN - 25 Aralık 2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar