mine kirikkanat2

Hayaller yeni dünya, gerçekler caneriği!

Dengir Mir Mehmet Fırat, 2015’te HDP’ye geçene kadar kurucu üyeleri arasında bulunduğu AKP hükümetlerinde önemli görevler almış ve iktidarın politikalarına yön vermiş biriydi.

Zaten cenazesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parçalanmasından endişe ettiği “ümmeti” bir araya getirdi.

Fırat’ın Kürt kimliğine ilişkin meşru sayılacak idealleri vardı.

AKP yönetiminden anadilinde Kürtçe eğitimi Erdoğan’a kabul ettiremediği için, partiden de yine Erdoğan “Türk usulü başkanlık” fikrini ortaya attığı zaman istifa etti.

Ama HDP’ye geçmesine karşın liberal kalan Dengir Mir Mehmet Fırat, bazı fikirleriyle AKP’nin laikliği öğüten İslamcı değirmenine bol bol su taşıdı ve hatta tarihi tahrif etmek pahasına pazarlanan Osmanlıcılık akımını doğurdu.

Kendisi bizzat Osmanlıya öykünür müydü, bilemem...

Ama Fırat’ın 2008’de toplumun demokrasiyi içselleştirememesini, Cumhuriyet Devrimleri’ni hedef alan “Türk toplumu bir travma yaşamıştır. Bir gece içinde kıyafetini ve dilini değiştirmesi istenmiştir. Dinsel yolları dağıtılmıştır...” söylemiyle açıklaması, AKP’nin Osmanlıcılık hülyasını gerekçelendirmiştir.

Merhuma rahmet, ailesi ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Ben de kendisini Cumhuriyet Devrimleri karşıtı söyleminin hemen ardından yazdığım bir yazıyla uğurluyorum:

Keşke yaşansaydı travma!

Varsayalım ki her devrim gibi, Cumhuriyet Devrimleri de travma yaratmıştır. Peki Türk toplumu böyle bir travma geçirmeseydi demokrasiyi içselleştirecek miydi?

Osmanlı’da demokrasinin “d”si vardı da demokratik bir gelenekten mi geliyordu bu toplum?

Tam tersine.

Osmanlı Türk toplumu, tepeden tırnağa travmaydı. Hem de ne travma: Bir gecede verilip alınan kelleler, unvanlar, mallarıyla birlikte kaybedilen paşalıklar, beylikler, vezirlikler, lağv edilen meclisler, önce ilan, ardından ilga edilen meşrutiyetler, istibdatlar, yasaklar, sansürler travma yaratmamıştı da, Cumhuriyet Devrimleri mi travma yarattı bu toplumda?

Tebeşir ve kalem travması mı?

Bu halk, Arap alfabesiyle Osmanlıca okuma yazma biliyordu da; hayatında ilk kez eline tebeşir ya da kalem verilen milyonlarca insan, Latin alfabesini öğrenmeye başlayınca mı travma yaşadı?

Okul çocukları analarının karnından Arapça alfabeyi hatmetmiş mi doğuyorlardı ki Latince abece öğretilince şakülleri kaydı?

Osmanlı toplumsalı baştan sona linçler, isyanlar, katliamlar, savaşlar, göçler ve kanla yazılmış olup; travma tarihi değil, travma enflasyonu tarihidir!

1517’de halifelik Osmanlı’ya geçince “Sünni olduk” gerekçesiyle 1519’da Anadolu halkının yarısını “Alevi” diye kıtır kıtır kesenlerin torunları mı “ay alfabem, vay kılığım değiştirildi” diye travma yaşar, yoksa Kızılbaş diye katledilen bir halkın torunları mı “dinsel yollarım dağıtıldı” diye travma geçirir?

Bir gecede Müslüman !

Yoksa Ermeni’yken canını kurtarmak için bir gecede Müslüman olanlarda mı travma yaratmıştır Cumhuriyet?

Cumhuriyet Devrimleri, Osmanlı istibdatının kanlı örsünde dövülen bu toplum geleneğinde bırakın travma yaratmak; tam tersine ezilmeye, sindirilmeye, bir günde var olup bir gecede yok edilmeye şartlanmış kullara alıştıkları dozda travma yaşatmadığı içindir ki, bugün gerici ve cahil zekâsızların hedef tahtasındadır.

Çivi çiviyi söker, derler. Eğer benliği travmalarla biçimlenmiş, teni kulluk korkusu terleyen bu toplumda Cumhuriyet Devrimleri yeterince travma yaratmış olsaydı, hiç olmazsa yurttaşlık bilinci oluşurdu!

Oluşmadı.

Hayaller yeni dünya idi, gerçekler ekşi caneriği çıktı.

Kula sahip aranıyor !

Bu çileli halk, bir türlü kurtulamıyor bir sahip aramaktan. Devlet katında, iktidarda, muhalefette, patronda, müdürde, karakolda hep elini öpeceği, kusurlarını bağışlayacak bir “sahip” arıyor. Kendi başına özgür ve sorumlu olamıyor.

Yurttaşlık, yalnızlık gibi korkutuyor.

Allah’a kulluğu bile yetmiyor, gidiyor hacıya, hocaya, tarikata, örgüte kul oluyor!

Demokrasi, her şeyden önce bir yurttaşlık bilincidir. Türk toplumunun büyük bölümü, genetik belleğine kazılı kulluktan kurtulamadığı içindir ki demokrasiyi içselleştirememiştir.

Buyruklu demokrasi, kuyruklu demokrasi !

Çağdaş demokrasi, yurttaşlıktan sonra hukuk önünde eşitlik bilincidir.

Nüfusun yarısının diğer yarısıyla, yani kadınların erkeklerle eşit, bir ve aynı safta, aynı haklarla yer almadığı bir toplum, demokrasiden ne anlamıştır ki, anlatabilsin?

Kulluk ve cinsiyet ayrımcılığından kurtulamamış kitlelerle nasıl bir demokrasi kurulur?

Dişi demokrasi mi, erkek demokrasi mi? Buyruklu demokrasi mi, kuyruklu demokrasi mi?

Oy bol, sandık mebzul.

Demokrasi, çoğuna hile karışan seçimlerden ibaretse, işte Hatice, budur netice.

Güle güle kullanamadan cılkı çıktı, sırtımızda paralanıyor.

Mine KIRIKKANAT - 14 Temmuz 2019

Son Yazılar