junker si chinping merkel macron2

'Almanya ve Fransa, Çin ile ilişkileri bu kadar geliştirmişken İtalya'nın eleştirilmesi ikiyüzlülük'

ABD ile ticaret savaşına tutuşan Çin yönetimi Avrupa ile yakınlaşma çabasında.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Avrupa turunun İtalya ayağında ‘Kuşak ve Yol Girişimi' mutabakatına imza koymasının ardından Paris'te Fransa ve Almanya liderleri Emmanuel Macron ve Angela Merkel'in yanı sıra Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'le bir araya geldi. Cinping, ilişkilerdeki güvensizliği bir kenara koyma mesajı verdi, Avrupalı liderler ise Çin ile ‘mütekabiliyet esasına' dayalı işbirliği arayışını dile getirdi. Bu buluşmaya rağmen İtalya'nın Çin ile ‘Kuşak ve Yol' mutabakatına imza koyan ilk G7 üyesi olmasının Almanya-Fransa hattını rahatsız etmesi dikkatlerden kaçmadı.

Gelişmeleri Koç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Görevlisi Doç. Altay Atlı ile konuştuk.

‘ABD AB'Yİ ÇİN KONUSUNDA SÜREKLİ UYARIYOR, İTALYA'NIN HEDEFE KONULMASI İKİYÜZLÜLÜK'

Altay Atlı'ya göre, Çin'in Avrupa'da yatırım ve ticaret anlamında hedefleri yeni değil. Ancak ‘Kuşak ve Yol Girişimi' eşliğinde ABD ile ticaret savaşına tutuşulmasıyla işbirliği çabalarının daha fazla önem kazandığını belirten Atlı, Amerikan yönetiminin Avrupalılara yönelik Çin baskılarına dikkat çekti. Özellikle Huawei ve 5G teknolojisinde Amerikalıların Çin ile işbirliğini men etme çabalarına dikkat çeken Atlı, İtalya'nın da ‘Kuşak ve Yol Girişimi' mutabakatına imza koyan ilk G7 üyesi olarak Washington'ın şimşeklerini üzerine çektiğini vurguladı. ABD'nin İtalya'ya yönelik eleştirilerine Avrupa kanadının da katıldığını aktaran Atlı, bu tutumun ‘ikiyüzlü' olduğuna dikkat çekti:

"Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasında şu anda devam eden anlaşmazlıklar, ticaret savaşı dediğimiz mesele var. Devam da ediyor, devam edecek de gözüküyor. Bir yandan Çin'in bundan bağımsız olarak sürdürdüğü Kuşak ve Yol projesi var. Bunun farklı açılımları var. Bunlar doğrultusunda Avrupa'da da Çin'in birtakım hedefleri var. Avrupa'da yatırım ve ticaret anlamında birtakım hedefleri var. Amerika ile bu ticaret savaşlarının başlamasından sonra başlamadı, daha öncesinden de vardı. Ama şimdi daha fazla önem kazandı diyebiliriz. Amerika özellikle İtalya'nın böyle bir anlaşma imzalamasına ciddi tepki gösterdi. Bunu daha önce de gördük. 5G teknolojileri meselesinde Amerika, Avrupalı ülkelere ‘Sakın 5G'yi Çinlilerle yapmayın, güvenlik sorunu olacaktır' diyor. Yatırımlar ve büyük altyapı projeleri konusunda ‘Dikkat edin' deniyor. Şimdi İtalya'nın da ilk kez bir G7 üyesi ülke olarak bir anlaşma imzalaması da hem Amerika'dan hem Avrupa'nın kendi içerisinden de tepki çekti. Çin'in Avrupa'daki girişimleri yeni bir şey değil. Sırf geçtiğimiz yıl 2018 yılı içerisinde Avrupa'ya gelen Çin doğrudan yatırımının miktarı 18 milyar dolar. Bunun da çoğu İtalya'ya değil İngiltere, Almanya, Fransa ve bir miktar Hollanda'ya geldi. Bu ülkeler zaten yıllardır birçok farklı alanda Çin'den yatırım alıyorlar. İtalya bir anlaşma imzalayınca, İtalya kötü duruma düşmüş oldu. Bu durumu biraz da iki yüzlü bir durum olarak görüyorum. Şi Cinping'in ziyaretlerine bakacak olursak, evet anlaşma imzalandı. Anlaşma dediğimizde bir mutabakat, yani bir bağlayıcılığı yok sadece bir niyet."

‘ALTYAPIDAKİ BİRTAKIM EKSİKLİKLERİ ÇİN GİDERİYORSA AVRUPA, ÇİN'İ TERCİH EDİYOR'

Avrupa'da sadece İtalya'nın değil Fransa'nın da Çin ile önemli işbirliğinin bulunduğunu aktaran Atlı, bunun yanında Çinlilerin Yunanistan ve Macaristan'la yoğunlaşan altyapı ilişkilerine dikkat çekti. Bunun arkasında ciddi altyapı meselelerinin yattığını belirten Atlı, Çin'e yönelik AB içinde ‘insan hakları' başlıklı şüphelere karşılık Avrupa'nın altyapı ihtiyaçları için bu ülkeyi tercih etmelerine dikkat çekti:

"Fransa'ya gittiğinde ne olduğuna bakıyoruz. Fransa'da da yine ticari anlaşmalar var. Fransa bir Kuşak ve Yol metnine imza atmadı. Ama bir Airbus anlaşması var. O tek başına zaten 26 milyar Euro. Bu Çin yatırımı değil, Fransa'nın Çin'e yapacağı satış. Dolayısıyla farklı bakılabilir. Ama onun dışında da yapılan birçok anlaşma ile birlikte Çin'in Fransa'ya da yatırım yapmasına yönelik İtalya'dakinden çok daha fazla girişimler, başlangıçlar var. Ama İtalya böyle bir konuma düşmüş oldu. Çin ve Avrupa dediğimiz zaman tek bir Avrupa yok burada. Komşumuz Yunanistan'a bakın. Pire Limanı'nı Çinliler genişlettiler, modernize ettiler. Diğer birçok altyapı projelerini de Çinliler yaptı. Şu anda Yunanistan büyük ölçüde Çin ile işbirliğini başlatmış durumda. Hatta geçtiğimiz aylarda Avrupa Birliği'nde insan hakları konusunda Çin'i bu konudaki uygulamaları nedeniyle kınayacak bir oylama yapılınca iki ülke bunu veto etti. Yunanistan ve Macaristan etti. Geniş miktarda altyapı yatırımı alan bir diğer ülke de Macaristan. Bu ülkelerde çok ciddi altyapı eksiklikleri var. Çinliler gelmeden önceki Pire Limanı'nı görmüşlüğüm var, sonrasını görmedim. Ama şu anda kapasitesinin genişlediğini rakamlarla görüyoruz. Dolayısıyla bunlar zaten karşılıklı fayda güdüyorlar. Bu ülkeler batıya sırtını dönüp de batıdan ayrılmak isteyip böyle bir ideolojik tercih yapıp da Çin'e yöneliyor değiller. Halbuki altyapıdaki birtakım eksiklikler Çin'den geliyorsa, Çin ile yapıyor durumdalar. İtalya'yı da buna katabiliriz. İtalyan ekonomisinin de şu anda büyüme süreci sıkıntıya gitmiş durumda. Ciddi bir darboğazda ve İtalya'nın altyapı konusunda eksiklikleri var. Bu ziyarette iki tane liman öne çıktı, Trieste ve Cenova Limanı. Bütün Balkanlar, Doğu ve Orta Avrupa'ya baktığımızda bu özellikle altyapıda yoğunlaşan Çin'in girişimlerini görüyoruz. Ama bir yandan da Batı Avrupa ülkeleri biraz daha temkinliler, bunu eleştiriyorlar. Kendileri de Çin'den başka alanlarda yatırım yapıyorlar. Ama ‘Evet biz bunu yapıyoruz, ama karşılığında da şunu istiyoruz. Çin de bize pazarını daha çok açsın' diyorlar."

‘ÇİN İÇİN FARKLI AVRUPALAR VAR'

Atlı'ya göre meselenin bir boyutu da Çin'in Avrupayı AB olarak değil ‘farklı Avrupalar' olarak algılaması ve üye ülkelerle ayrı ayrı ilişkiler tesis etmesi. Batı Avrupa'nın Pekin'e karşı ulusal güvenlik ve diğer teknolojik kaygılarla daha temkinli durduğunu da belirten Atlı, diğer yandan AB üyesi ülkelerin de Çin karşısında ortak politikalar zaten geliştirmemiş olmalarına dikkat çekti:

"Rakamlar ortada. Çin'in Avrupa'daki yatırımları da ortada. Batı Avrupa biraz daha bu konuda temkinli. Her alanı Çin'e açmıyor. Biraz da ulusal güvenlik ve diğer endişelerinden dolayı bu kısıtlamalar. İtalya veya Yunanistan kadar açık değil Batı Avrupa. Ama Batı Avrupa da şu an kadar Çin ile çok büyük işler yaptı. Batı Avrupa ülkelerinin Çin'de büyük yatırımları da var. İki taraflı gelişiyor bu. Bu da karşılıklı fayda üzerinden gerçekleşiyor. Amerika'nın da sıkıntısı aynı. Mesela teknoloji transferi. Diyor ki bizim firmalarımız Çin'e gittiği zaman mecbur kalıyorlar. Orada yatırım yapmanın bir koşulu olarak teknoloji transferinde zorlanıyorlar. Bu düzeltilsin deniyor. Çin'in de bu konuda yaptığı birtakım gelişmeler, bu endişeye yönelik attığı adımlar zaten var. Dolayısıyla Avrupa'nın Çin'de daha etkin olmak istediği anlaşılabilir. Ama burada İtalya'nın da bu duruma düşmüş olması bana tuhaf geldi. Çin için farklı Avrupalar var. Çin, Avrupa'yı bir birlik olarak değil tek tek ülkeler olarak ele alıyor. İtalya ile ayrı konuşuyor, Fransa ile ayrı konuşuyor, Almanya ile ayrı konuşuyor. Bir yandan da bir Avrupa pozisyonu yok Çin'e karşı. Bir insan hakları konusunda bile Yunanistan hayır öyle değil diyor. Niye, çünkü başka birtakım dinamikler var. Avrupa'nın Çin politikası nedir, böyle bir şey yok. Macaristan'ın Çin'e bakışı farklı, Yunanistan'ın farklı, Almanya'nın farklı. Ama hepsi de aynı zamanda milyonlarca dolarlık işler yapmaya devam ediyorlar. Son yılarda Angela Merkel, Çin'e 5-6 defa gitti. Bütün bunlar devam ediyor, ama Çin için tek bir Avrupa yok, Avrupa'dan Çin'e karşı bir tutum takınmak konusunda da tek bir Avrupa pozisyonu da yok."

‘ALMANLARIN HER ANLAMDA ÇİN İLE DAHA FAZLA İŞBİRLİKLERİ VAR'

Bu karmaşık ilişki ağı içerisinde Atlı, Almanya'nın Çin ile diğer Avrupa ülkelerinden daha derin işbirliği tesis etmiş olmasını dikkat çekici buluyor. Merkel'in defalarca Çin'i ziyaret ettiğini anımsatan Atlı, İtalya'nın son mutabakat ile ‘Avrupa'yı terk ettiği' türünden eleştireliren haksızlığını dile getirdi. Avrupa'nın Çin'e yönelen arayışlarında Trump yönetiminin de etki ettiğini vurgulayan Atlı, sürekli ortaya serilen ‘insan hakları' temasının da giderek sıkıntılı bir başlık teşkil etmeye başladığının altını çizdi:

"Macron, Çin'e karşı birtakım eleştiriler de getirdi. Değerlerden bahsetti, insan hakları konusundan bahsetti. Avrupa Birliği'nin bu konudaki politikalarını, çizgisini biliyoruz. Bunları söylerken bir yandan da bunlar söyleniyor. Ama ondan sonra 300 uçaklık anlaşma imzalanıyor. Bunlar birbiriyle ne kadar bağlantılı? Avrupa Birliği'nin bu konudaki düşüncelerini dile getirmek gibi bir hakkı var. Ama işi değerler noktasına getirdiğiniz zaman o zaman Çin de şunu diyecek ki ‘bizim de değerlerimiz var, Avrupalılar da buna saygı göstersin' diyecek. Amerika sürekli dünyadaki insan hakları durumu ile ilgili bir rapor yayınlıyor. Şimdi Çin de Amerika'daki insan hakları ile ilgili polis siyahi vatandaşı öldürdü gibi bütün olayları listeliyor. Bu böyle bir değerler kavgasına doğru gidecek olursa buradan da üretici bir sonuç çıkmayacaktır. Almanya, Avrupa Birliği dediğimiz zaman birçok açıdan en önde gelen ülke. Ekonomik büyüklük açısından olsun, Çin ile yapılan iş hacmi açısından olsun. Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında devam etmekte olan bir süreç var. Yani bu Transatlantik işbirliğinde çok ciddi bir güven kaybı yaşandı, yaşanmaya devam ediyor. Trump Amerika'sıyla Avrupa'daki müttefikleri, aynı zamanda Trump Amerika'sıyla Asya'daki müttefikleri, Japonya-Kore arasında da aynı durum söz konusu. Bugün seçim olsa ve Donald Trump gitse başka biri seçilse hatta Cumhuriyetçi değil de Demokrat bir başkan seçilse bile bu güven zedelenmesi artık burada hep böyle kalacak. Bir kere yaşandıysa, bundan sonra da yaşanabilir. Tek bir tarafa bağlı kalmadan çeşitlendirmek lazım gibi bir davranış içinde olacaklar."

‘ALMANYA ÇİN'İN TEMİZ ENERJİ HAMLESİYLE İLGİLENİYOR'

Atlı, Çin'in ekonomik kalkınmasını temiz enerji kaynaklarına erişecek yeni teknolojilere yönelme eşliğinde geliştirme çabalarına da atıf yaparken, ülkenin bu açıdan Avrupa için cazip olduğunu vurguladı. Özellikle Almanya'nın enerji dönüşümü meselesiyle ilgilendiğini anımsatan Atlı, Pekin ile ilişkilerin giderek çok boyutlu hale geldiğinin altını çizdi:

‘Burada Çin de önemli bir aktör olarak karşımıza çıkıyor. Çin aynı zamanda bu ülkelerin ekonomik portföylerini de ticaret, yatırım, teknoloji olsun burada Amerika'ya karşı aşırı bir bağımlılık olmadan biraz daha çeşitlendirerek daha farklı kaynaklardan buradan bir akış sağlamak açısından da önemli olacak. Almanya birçok konuda başı çekiyor. Şua an bizim çok fazla konuşmadığımız Çin'de bir daha temiz enerji kaynaklarına geçmek. Çünkü Çin ciddi şekilde kömür kullanıyor sanayide ve bu ciddi şekilde hep hava kirliliğine neden oluyor, görüyoruz. Çin buna karşı önlemler almaya çalışıyor, çaba gösteriyor. Almanya bu konuda önde gelen ülkelerden, enerji dönüşümü yapan ülkelerden biri. Böyle spesifik alanlar da var bu iki tarafın işbirliği yapacağı. Sadece dolar üzerinden şu kadar yatırım geldi, şu kadar mal sattık değil de işin içine teknoloji ve farklı alanlardaki teknoloji giriyor. Yani çok boyutlu bir ilişki var. Burada mesele şu tamamen. İtalya'nın durumunu ben şundan yadırgadım. Bütün bu ülkeler çok farklı boyutlarda ilişkileri geliştirirken, imzalanan mutabakat zaptı yüzünden, bunun resmiyete dökülmüş, kağıtta ismi geçmiş, altına da imza konmuş olması nedeniyle sanki bütün Avrupa, Çin'in karşısında ama İtalyanlar, Avrupa'yı terk ettiler, Avrupa'yı sattılar, Çin'e yöneliyorlar gibi bir durum oluştu. Halbuki Almanların her anlamda Çin ile daha fazla işbirlikleri var."

Ceyda KARAN – 29 Mart 2019

Son Yazılar