trump tayyip11 1

Erdoğan neye imza attığının farkında mı?

Bir önceki yazıda Putin’in Adana Mutabakatı çıkışının merkezinde bir Suriye-Türkiye düzeni değil, bir Suriye-İsrail düzeninin durduğunu belirtmiştim.

Şu temel gerçek gözden kaçırılıyordu: Söz konusu düzen, Suriye ve İsrail için toprak tehditlerini ortadan kaldırmaya yöneliktir ve Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) adıyla bilinen Ortadoğu tasarımının selefi olup bugün projenin iflasıyla birlikte yeniden su yüzüne çıkmıştır. Şu anda Trump ve Putin, birbirine rakip ama rakip olduğu kadar da yakın tasarımlarla hareket ediyorlar. Beştepe rejiminin böyle bir gelişmede ne yer tutabileceği sorusu ise Soçi görüşmeleri sürecindebiraz daha netliğe kavuşmuş oldu.

Çokça konuşulan ama pek az anımsanan Adana Mutabakatı çerçevesine geri dönelim: Adana Mutabakatı’nın parçası olduğu Ortadoğu tasarımı, aslında bütün o uzun Soğuk Savaş tarihi dikkate alındığında büyük bir değişim öngörüyordu. ABD’nin önderlik ettiği bu politikada İsrail artık kuşatılmışlıktan çıkacak, Arap tehdidiyle belirlenmiş komşu kuşağın üzerinden atlayıp Türkiye, İran, Etiyopya gibi ülkelerle ittifak geliştirmeye dayalı eskimiş “kurbağa stratejisi” terk edilecekti. Bunun yerine söz konusu kuşağı parçalamak, İsrail’i tarihsel rakipleri -hatta düşmanları- Yunanistan ve Mısır’la işbirliğine sokmak, Suriye’yi de bu kümeye dahil ederek İsrail’e sınır ve ekonomi güvencesi sağlamak başat görülüyordu.

Türkiye’nin buradaki yeri ne miydi? Bir nevi tamamlayıcı roldü. Ortadoğubarış görüşmelerinde bizzat bulunmuş ABD diplomatı Dennis Rossİsrail-Türkiye İlişkilerinde Suriye’nin Rolü makalesinde “90’ların ortalarındaki İsrail-Suriye barış görüşmeleri İsrail-Türkiye stratejik işbirliğini ilerletmeye hizmet etti” demekte ve şöyle devam etmektedir: “İsrail açısından, Suriye’yle her türlü barış anlaşması Golan Tepeleri’nden çekilmeyi gerektireceğinden, kendisinin stratejik derinliğini, izleme yeteneğini ve askeri tatbikat kuşaklarını kısıtlayacaktı.” Öyleyse Golan Tepeleri yerine Suriye’yi daha iyi izlemeyi sağlayacak bir jeopolitik koz, Ross’a göre“bu kaybı telafi” için gereklidir. Daha önce belirttiğim, Türkiye’yle İsrail arasında Erbakan’ın imzaladığı stratejik işbirliği anlaşması bu dönemde olup gene Ross’a göre “Türkiye hava sahası İsrail hava kuvvetlerine eğitim kuşaklarını çeşitlendirme, bu arada Suriye topraklarına benzer bir alanda talim imkanı vermiş” ve Türkiye-Suriye sınırı “istihbarat toplamak ve paylaşmak üzere” kullanmaya başlamıştı. 28 Şubat günleriydi, yani İsrail’de Likud, ABD’de neo-konservatifler, Türkiye’de AKP yükselmese “bin yıl süreceği” sanılan bir dönemdi.

Genç kuşaklarımıza anımsatmak gerekir, Adana Mutabakatı’nın oluşmasında Türkiye ile Suriye’ye Mısır arabuluculuk ediyor, Suriye’nin kovduğu Öcalan’ı Yunanistan -kendi kamuoyunu da şoka sokarak- ülkesinden atıyor, İsrail ile ABD de Kenya’da tutup Türkiye’ye teslim ediyordu. Ayrıca, ülkemizde 1948’den beri Elen düşmanlığının körükleyicisi Hürriyet gazetesinin 99 depremi vesilesiyle Yunanistan’la kardeş olduğumuzu keşfettiğini, bu süreçten çok şey bekleyen Suriye’yi sonraları İsrail uçaklarının Türk hava sahasından dolaşarak vurduğunu da ekleyelim.

PUTİN-NETANYAHU GÖRÜŞMELERİNDE TÜRKİYE…

İşte bu çerçevenin ana hatları, Suriye savaşı sırasında bölgede kazandığı inisiyatifi savaş sonrasında da sürdürmek isteyen Putin tarafından İsrail’in önüne yeniden kondu. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Netanyahu’nun Moskova ziyareti sırasında Rusya ile İsrail arasında bir gizli anlaşmaya varıldığı İsrail medyasında duyuruldu. Buna göre söz konusu anlaşmanın omurgasını, tıpkı 90’larda olduğu gibi, Suriye ordusunun Golan Tepeleri’ne dönmesi, bunun karşılığında da İran ve Hizbullah’ın İsrail sınırından uzaklaştırılması oluşturuyordu.

Ama bu kadar değil. Putin, bütün dış güçlerin Suriye’den çıkması çağrısı da yapacaktı ve bu güçler arasında “yalnızca İran ve Lübnanlı terör grubu Hizbullah değil, Birleşik Devletler ve Türkiye de” bulunuyordu. Mayıs 2018’de Putin İsrail’e Suriye’nin toprak bütünlüğü (bu arada Golan Tepeleri) karşısında sınır ve ekonomik alan güvencesi vaat etmişti.

BEŞTEPE NEYE İMZA ATTI?

Putin Soçi görüşmelerinde Mayıs 2018’deki bu konseptle tutarlı davrandı. Şubat 2019 Soçi Görüşmeleri, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlama, bu anlamda Beştepe’nin bölgedeki varlığını da sonlandırma yolunda atılan bir başka adımdı. Görüşmelerde Adana Mutabakatı ile onu tamamlayan, 2010 yılında başlanıp 2011 yılında imzalanan Ankara Mutabakatı Beştepe’ye bir daha anımsatıldı; hem de kendini kandırma uzmanlarımızın sandığının tersine, Türkiye’ye Suriye’de ister 5 kilometre ister 15 kilometre olsun, harekat kapısını kapayarak.

Bu noktada, Soçi sonuç bildirgesinde nedense pek irdelenmeyen dördüncü maddeyi anımsatmakla yetiniyorum. Bildirge, “Devlet Başkanları” diye başlamakta ve “terörizmle mücadele bahanesiyle sahada yeni fiili durum yaratma yolundaki bütün çabaları reddeder” sözleriyle kaydı koymaktadır. Hemen ardından gelen “Suriye’nin egemenliği ile toprak bütünlüğünü, komşu ülkelerin ulusal güvenliğini baltalayacak ayrılıkçı gündemlere karşı durmada” kararlı olunduğu cümlesinin de yalnızca SDG’yi değil, Beştepe’nin bölgedeki nizami ve gayrinizami kuvvetlerini bağladığı açıktır.

Kısacası Putin, Beştepe’ye İdlib ve Anayasa Komisyonu gibi taahhütlerini gerçekleştirdikten sonra (madde 6 ile 9) “Suriye’den çekilmeye hazırlan” demiştir. Herhalde Beştepe’nin açıklamalarından bunu anlamadığına ya da anlamak istemediğini düşünmüş olacak ki, bir de Suriye’nin ağzından biraz kabaca dile getirmiştir: Geçtiğimiz hafta Adana Mutabakatı’nın geçerli olması için Türkiye’nin çekilmesi gerek diyen Suriye, Soçi sonrasında Esad’ın Erdoğan’ı Amerika’nın kuklası ilan eden sert açıklamalarıyla konumunu pekiştirmiştir.

Peki bu bağlamda Erdoğan’ın Adana Mutabakatı’nı olumlayan sözleri nasıl yorumlanabilir? Gerçekten de bir anlamak istememe mi var? Elbette yok. Dünya politikasındaki boşluklarda kendine yer arayan Beştepe için “zaman kazanma” bir ve tek dış politika taktiği olarak kalmış görünüyor; hâlâ pek çok belirsizliğin bulunduğu bu sahada yeni bir “fiili durum” bekliyor. Gerçekte ise Beştepe’nin amacının Suriye’de kalmak olduğunu,Adana Mutabakatı’nın müdahaleyi meşrulaştırdığı gibi çarpıtmalar değilse Trump’la diplomasisi netlikle belli ediyor.Ne var ki,burada da karşısına, Pentagon’un Suriye’de özene bezene hazırladığı, Suudi Arabistan, bu arada Yunanistan-Mısır ve İsrail eksenli bir koalisyon çıkmaktadır;Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler yüküyle giremeyeceği bir koalisyon. İdamlık bir Müslüman Kardeşler üyesinin Mısır’a “sehven” iadesi, Tsipras’a ruhban okulunun tozlu sıralarının koklatılması Suriye’ye nasıl yansır göreceğiz.

Son zamanlarda o bayağı 90’lar popunun nostalji olarak yükselmesi canımızı sıkmıştı ki, bir de 90’lar siyaseti geldi. Beştepe’nin manzarası tatsız; sağa baksa Adana Mutabakatı sola baksa Yunanistan-Mısır-İsrail. Bir de ayakları altında 28 Şubat feryatları atan bir kısım İslamcı.

Barış ZEREN – 19 Şubat 2019

Son Yazılar