doymak bilmeyen bir toplumuz2

Cebini doldurmayı seven muhterem halkımız!

Bugün yazıma “dost acı söyler” diyerek başlamak istiyorum.

Görülen o ki, hepimizde bir aldırmazlık söz konusu. Geçenlerde bir arkadaşım dedi ki, “bu aldırmazlık haresinin içinde galiba kendi akıl sağlığımızı az da olsa korumak istiyoruz”. Ben de bu sözü epey düşündüm. Acaba nerede bir yanlış var, neden, biz böyle aldırmaz bir hale nasıl geldik?

Sevgili dostlarım, dünyayı yöneten 400 uluslararası şirket, ülkelerin özellikleri hakkında inanılmaz araştırmalar yapıyorlar. Çünkü bu ülkelerdeki insanlar onlar için sadece bir sayı. Ne kadar çok tüketirlerse o kadar iyi. Bu ülkelerde demokrasi yokmuş, insan hakları sürekli çiğneniyormuş asla umurlarında değildir. Öyle gözükmeleri bile oyunun bir parçasıdır.

İşte bu mekanizma Türkiye için de geçerlidir. Bir yerlerde (bizim bilmediğimiz) Türkiye’de yaşayan insanların özellikleri anbean tespit edilmektedir. Yani bir zamanlar Mao’nun dediği gibi “Kapitalizm kâğıttan bir kaplan” değil, çok güçlü, ölmemek için her şeyi yapan bir uluslararası mekanizmadır.

Şimdi gelelim, bizim çok az bildiğimiz ama uluslararası şirketlerin çok iyi bildiği 80 milyonluk ülkemiz halkının ana özelliklerine. Durum hiç de iç açıcı görünmüyor. Yıllar önce bir blucin firması uçaktan Sultanahmet’e uyduruk blucinler atmıştı ve ahali ağaçlara takılan blucinleri elde edebilmek için ağaçları kırmış, birbirlerini örselemişlerdi. Bugün bu özelliğimiz katlanarak büyüdü. 2 gramlık çay poşeti için kuyruğa girenler az değil. Ülkenin en varlıklı caddesinde bile ben gözlerimle gördüm, hayır lokması için bir kilometre kuyruk vardı. Üstelik o kuyruktakiler az ötedeki baklava dükkânından bunu rahatlıkla alabilirlerdi.

Biraz canınız mı sıkıldı, öyleyse daha da sıkmalıyım.

İlaçlara 26.5 zam geldi. Bu şu demek, artık bedavaya yakın ilaç alanlar, epeyce bir katkı payı ödeyecekler. Doğrusu ben çok memnun oldum, çünkü eczacı arkadaşlarımın dükkânında, ara sıra yardıma giderim, tuhaf bir gerçeğe tanık olmam bu nedenledir. Şöyle ilk zamanlarda devlet pek çok takviye ürünü de parasız veriyordu. C vitaminleri gibi. Buraya kadar iyi. Sonra bu ülkenin muhterem insanlar işi sadece reçete yazmak olan aile hekimlerine gidip sadece kendisi için değil, eşi, dosttu için de suda eriyen C vitaminleri yazdırmaya başladılar. O kadar çok C vitamini tüketiliyordu ki, ben de merak edip sordum. Yürekli biri şöyle söyledi: “Ayol biz bunu altın günlerinde meyve suyu niyetine millete sunuyoruz.” Sonra ne oldu, C ve benzeri vitaminlerin katkı payı ortadan kalktı. Yani alıyorsan parasını cebinden ödeyeceksin.

Sırada Bepanten adlı bir ilaç var, biliyorsunuz yanıklar ve örselenmeler için kullanılır. Ama genç yaşlı pek çok kadın her seferinde dört-beş tane bu ilaçtan alıyorlardı. Gene sordum söylediler, yüzlerine “maske yapmak için kullanıyorlarmış”. Bir süre sonra o da parayla oldu, sırada antibiyotikler ve antidepresanlar geliyor. O kadar çok kişi antidepresan ve her burnu aktığında antibiyotik kullanmaya başladı ki, bu ilaçlar da raporla verilmeye başlandı. Yani almak için her seferinde doktora gideceksiniz.

Şimdi beklenen ilaç zammı geldi. Zaten dışardan ithal edilen ilaç bizim paramızla acayip zamlandı. Bir de üstüne bu zam. Şimdi aile hekimine avuç avuç ilaç yazdıranların ne yapacağını merak ediyorum. Bu arada gerçekten ilaca muhtaç kişilerin de bu ilaçlara ulaşmasını elbirliğiyle engellemiş olduk.

Dikkat ederseniz bu ülkede tuhaf bir hal var. Doymak bilmeyen bir insan topluluğuyuz. Vallahi bu ara nereye gittimse, insanların çoluk çocuk cumartesi pazar günleri serpme kahvaltı veren cafelerde sıra beklediklerine tanık oluyorum. Yahu bizdeki bu durum ne? Ya millet param yok diye yalan söylüyor ya da çok para var. Örneğin İngiltere’de önemli bir olay kutlanmayacaksa kimseler kahvaltıya ya da yemeğe dışarı gitmez.

Biz galiba bu dönemde aldırmazlığın dibine vurduk. Yani öleceksek ölelim. Bu arada muhalefet partileri muhteşem bir algı yönetimi yapıp tanzim satışlarına başlayan AKP’yi hiç eleştirmesinler. Keşke kendileri başlatsaydı vallahi de billahi de oyları artardı. Bırakın dini mini, muhterem halkımız sadece cebini ve midesini doldurmayı seviyor.

Işıl ÖZGENTÜRK – 17 Şubat 2019

Son Yazılar