ilker basbug4 1

İlker Bey'e itirazım var !

11 Şubat 2019 Perşembe günü Hürriyet Gazetesi’nde İlker Bey’in piyasaya yeni sürülen “Ergenekon’dan Çıkış” isimli kitabının tanıtım söyleşisi 

“İlker Başbuğ: Kozmik Oda’yı bugün olsa yine açardım” başlığıyla haberleştirilince aynı yanlışta ısrar ettiğini anladım. Soru-cevap yapısındaki söyleşiyi okuyunca, verilen cevaplar beni bu satırları yazmaya mecbur bıraktı.

Kamuoyunun gündemine şimdiye kadar FETÖ’cülerin şahsıma kurduğu kumpaslarla gündeme geldim. Aldığım devlet terbiyesi ve vatan sevgisinin üzerime yüklediği sorumluluk, pek çok konuda suskun kalmamın tek sebebidir. Bu anlayış; başta FETÖ olmak üzere, yerel işbirlikçilerin artçı saldırıları ve bitmeyen kumpaslarına maruz kalmama sebep olmaktadır. Ergenekon süreci dahil olmak üzere ismimin karıştırılmadığı kumpas neredeyse kalmamıştır diyebilirim. Hâlihazırda emperyalizmin yerel işbirlikçileri ile mücadele ederken İlker Bey’i de karşıma alarak cepheyi genişletmek istemezdim ancak bu da vatan görevidir.

Söyleşinin tamamında anlatılanlara yönelik eleştirilerim ve itirazlarım olsa da Kozmik Oda kumpasının iç yüzünü bilen birkaç kişi arasında yer almam sebebiyle sadece bu konu ve doğrudan ilişkili konularda, İlker Bey’in yaptığı açıklamalara katılmadığım noktaları ifade etmek ve tarihe bu anlamda not düşmek zorunda hissettim.

ERGENEKON EFSANESİ

Ergenekon efsanesi ile başlayan söyleşide İlker Bey, cezaevlerinin kapısının yedi yıl süren büyük mücadeleden sonra açıldığını ve Ergenekon kumpasına karşı açılan ilk deliğin kendi tahliyesi ile gerçekleştiğini ifade etmiş… Ali Tatar, İlker Bey’in Genelkurmay Başkanlığı döneminde “Hukuksuzluk sürecine hukuk adına saygı gösterilemez” diyerek yapılan hukuksuzluğa isyan ve bu karanlığa bir nebze ışık olabilmek için hayatına son verdi. Eğer silah arkadaşına bir nebze ışık olabilseydi, bugün Ali Tatar sevdikleriyle beraber olabilecekti. İlker Bey kendini sorumlu hissetmese de kumpaslarda şehit verdiğimiz canlar gözümüzün önünden gitmiyor, hala uyuyamıyoruz, uyumayacağız da! Ancak kendisi içeriden çıkarken “Bir tek şey istiyoruz. Adalet istiyoruz” diyebilmiştir.

“FETULLAH GÜLEN’İN TSK’DAKİ VARLIĞINI İLK NE ZAMAN HİSSETTİNİZ? CİDDİYE ALDINIZ MI?”

İlker Bey, 1980’li yıllarda Fetullah Gülen diye birinin cemaatine yakın kişiler olduğunu işitiyor ancak o zamanlarda çalıştığı görevlerin pek bu konuyla ilgili olmadığını söylüyor. Devletin Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nde bölücü, yıkıcı, gerici iç tehdit unsurları arasında yer alan ve karşımıza 15 Temmuz olarak çıkan süreçte “sorumluluk taşıyan herkes için bir utançtır”,“Balyoz komplosu olmasaydı 15 Temmuz yaşanmayabilirdi.” diyebilen İlker Bey’e sormak gerekiyor; İlker Bey’in Genelkurmay Başkanlığı döneminde FETÖ faaliyetlerinin kesintiye uğradığına dair kamuoyu ile paylaşılan bir bilgiye rastlanmadığına, yine kamuoyunda hafızalara kazınan böyle bir başarı hikayesine sahip olmadığına göre, o zaman kumpas sürecinde yaptıklarını ve özellikle yapmadıklarını kendisine hatırlatmak zorunda hissediyorum.

“ARAMA İZNİNİZ YILLARDIR TARTIŞILIYOR. PİŞMAN MISINIZ?

İlker Bey söyleşinin bir bölümünde “Hayır, gerekeni yaptığımızı düşünüyorum. Bugün olsa yine Kozmik Oda’yı açardım. Kozmik Oda olayı basında gereğinden fazla büyütüldü.” diyor. Kozmik Oda olayı basında gereğinden fazla büyütüldü açıklaması, olayın vahametini idrak edememiş bir zihinden çıkabilir ancak modern Kuvâ-yi Milliye de diyebileceğimiz Seferberlik Tetkik Kurulları’nın ortadan kaldırılması sonucunu da doğuran bu süreç için kabul edilemezdir. Vatan savunması Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilir. Yerine ne polisi ne de kişilerin ve çıkar gruplarının güdümünde hareket eden para-militer yasadışı grupları koyamazsınız. Birkaç yıl içinde fazladan 5 milyon yabancı unsur enjekte edilen demografisi değiştirilmiş bir ülkede 15 Temmuz benzeri bir kalkışmada sokakta elinde listelerle insan avlayan şahıslarla karşılaşırsınız. Fazla büyütüldü sözüyle burada gözlerden kaçırılmak istenen devletin bekasıdır. İlker Bey, olayı saptırarak yanlış noktalara götürenlere karşı pek saygı duymadığını söylüyor. O gün de, bugün de hâlâ doğru yaptığını düşündüğünü belirtiyor. Ben de bu anlayışa karşı saygı duymama hakkımı kullanıyorum. Böyle bir anlayışın yetişmesine, sistem içinde yükselmesine, kariyer hırsını ve kişisel çıkarları ulusal çıkarların önüne koymasına izin veren yapıya saygı duymuyorum.

“YA KARŞI DURSAYDINIZ? CİNAYETLERİN ARKASINDA TSK VAR DENECEKTİ”

İlker Bey söyleşide “burayı açmasaydık ortadaki delilleri kararttılar diyeceklerdi. Pek çok faili meçhul cinayetin de arkasında TSK var denecekti” iddiasını sunmakta ancak soruşturma aşaması altı koca yıl süren Kozmik Oda kumpası ile istenen bu algı zaten o dönemde medya ve internet araçları kullanılarak kısmen oluşturuldu. Aramaya izin verilince bu haberler kesilmediği gibi; İlker Bey’in başında olduğu Genelkurmay Başkanlığı, Özel Kuvvetler personelinin avukatları aracılığı ile gizlilik kararı ihlaline ilişkin suç duyurusunun da arkasında durmadı. İlker Bey söyleşisinde, bertaraf etmek istediği anlaşılan tehdit yani TSK’nın üzerine atılmasından korktuğu Uğur Mumcu cinayeti gibi iftiralardan sakınmak isterken, arama izni vererek kendi Genelkurmay Başkanlığı döneminde orada hazır bulunan vatanseverlerin uğraşlarıyla FETÖ’nün ele geçiremediği Kozmik Oda’daki bilgilerin 2013 sonrasında hasmın eline geçmesine vesile olmuştur. Ayrıca burada devletin bekası için devlet sırrı niteliğindeki bilgilerin yabancıların eline geçmesi ile oluşan tehdit ile İlker Bey’in bahsettiği algının oluşturduğu güvenlik tehdidi karşılaştırılamaz niteliktedir.

“ANKARA SEFERBERLİK BÖLGE BAŞKANLIĞI’NDAN 16 MART 2013 TARİHİNE KADAR BİR TEK KÂĞIT PARÇASI, BELGE, BİLGİ DIŞARIYA ÇIKMADI”

İlker Bey söyleşisinde bir tek bu kısımda varsayım içermeyen tespitleri ifade ediyor. “Kozmik Oda’daki arama 19 Aralık 2009’da başladı, 20 Ocak 2010’da bitti. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda bakılan herşey, Genelkurmay Destek Kıtaları Komutanlığı’nın kasasına çift mühürle kitlendi. Bu süreçte Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndan bir tek kâğıt parçası, belge, bilgi dışarıya çıkmadı. Ne zaman çıktı? 16 Mart 2013. Hassasiyet gösterenler bu konu üzerinde dursunlar. 16 Mart 2013’te bu bilgiler verildi, dönemin Genelkurmay Savcısı da Muharrem Köse’ydi. Tamamen yasadışı. Bu bilgiler nereye gitti, ne oldu? Bunun üzerinde durulmalı.” Evet, biz dik durduk. Tutanak tuttuk. Selahattin Paşa kendisine tutanakları iletmesine rağmen İlker Bey kurumlar arası güven zedelenir diye bu tutanakları da işleme koydurmadı.

“BİZ KOZMİK ODAYI AÇARAK ASLINDA FETÖ’NÜN OYUNUNU BOZDUK”

İlker Bey’in FETÖ’nün ara hedefindeki Kozmik Oda’yı FETÖ’ye açarak FETÖ’nün oyununu bozduklarını varsayan anlayışıyla çelişiyorum. Daha önceki açıklamalarında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan görüşme sonrasında kendisinin onayı ile aramaya izin verildiği yönünde basına yansıyan bilgilerin de açıklığa kavuşturulmasını beklediğimi ayrıca belirtmek isterim. İlker Bey, kendi çıkarları üzerinden hareket eden Bey’ler ekolüne mensup bir Genelkurmay Başkanı profili çizmiştir. Bu bağlamda, sözünün nereye gideceğini çok iyi bildiğini değerlendiriyorum. Bu açıklamalardan sonra çoğu emekli asker kamu güvenlik bürokrasisine hizmet etmiş pek çok kişinin ve özellikle vatanseverlerin bu konuda atladığımız en büyük nokta burasıdır.

“3. ORDU ‘HAYIR’ KARARINI SİZ VERİYORSUNUZ DEĞİL Mİ? TABİİ Kİ.”

“Arama ve el koyma işlemine izin vermeyen kişi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dur. Şunu da söylemeliyim ki, mahkeme kararı Kozmik Oda’nınkinden daha sağlamdı, buna rağmen izin vermedik. Çünkü olay maksatlı, düzmece...” İlker Bey tüm öz güveniyle 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’i teslim etmediği için övünüyor. Demek ki, kendisinin Genelkurmay Başkanı olarak hukuksuzluğa karşı, hukuk adına saygı göstermediği durumlar olabilmiş. Hatta açıklamasında diyor ki: “Mahkeme kararı Kozmik Oda’nınkinden daha sağlamdı.” Kozmik Oda kumpası da maksatlı ve düzmeceydi. Peki, neden daha zayıf mahkeme kararına rağmen Kozmik Oda aramasına izin verildi?

“’SIRA BANA GELDİ’ DEDİM. AMA KİMSEYE BUNU SÖYLEMEDİM.”

“5-6 ay sonra Orgeneral Bilgin Balanlı’yı tutukladılar. Balanlı’nın tutuklandığı gün kendi kendime ‘Sıra bana geldi’ dedim. Ama kimseye bunu söylemedim.” İlker Bey, Orgeneral Balanlı tutuklandığında sıranın kendisine geleceğini anlamış. Oysa o an sokaktan geçen ve kurmay mektebi bitirmeyen herhangi birine sorulsaydı Astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz’ler, Oktay Yıldırım’lar çakal sürüsünün önüne atıldığında Teğmen Mehmet Ali Çelebi’ler sırtlan pusularında boğdurulduğunda sıranın İlker Bey’e geleceğini söylerlerdi. Ama suç hep o sarı öküzdeydi!

“GEREKLİ DERSLERİ ÇIKARMAZSAK TARİH BİZİ AFFETMEZ. TARİH AFFETMEYİNCE NE OLUR, TEKERRÜR MÜ EDER?”

Onca yaşanandan sonra büyük mücadele olarak adlandırılan süreç içinde hapiste yatanları ve dışarıdakileri yaptıkları ve yapmadıkları ile tarih not etti. Yapılan tarihî hatalardan üzerinden de nemalanmak isteyen anlayış ancak mankurtlaştırılmış yığınlar tarafından alkışlanır. Kumpasların ipliği birer birer pazara dökülmüşken tarihi geriye doğru yeniden yazmaya çalışanlar başarılı olamaz. Başkalarını inandırmak istediğiniz şeye kendinizin de inanması ancak işinizi kolaylaştırabilir. Ama bu gerçekleri değiştirmeyecektir. Tarihi geçmişe doğru değiştiremezsiniz. Bu İlker Bey için de, o gün Kozmik Oda arama kararının uygulanmasında sorumluluğu olanlar için de geçerlidir.

“NEDENDİR BİLİNMEZ, ANINDA DELİKSİZ BİR UYKUYA DALDIM.”

İlker Bey, söyleşide hapse girdiğinde içinde garip bir huzur olduğunu, pijamaları giyip yatağa uzandığını ve nedendir bilinmez, anında deliksiz bir uykuya daldığını ifade etmiş. Bu cümleleri okuyunca aklıma İlker Bey’in bundan yıllar önce kendi ülkesinde, kendi askerini aşağılayan Nefes filmini izledikten sonra gazetecilere filmi ne kadar beğendiğini anlattığı sahne geldi. İlker Bey eğer 26 ay içeride yatmasaydı Genelkurmay Başkanlığı yapmış Bey’ler kulübünün diğer üyeleri gibi insan içine çıkamayacak halde olacaktı, hapishanedeki huzurlu o uykunun sebebinin bu olduğu bile düşünülebilir. Bugün Türk Ulusu’nun yeniden Ergenekon’a düşmesine sebep olanların, Ergenekon’dan Çıkış benzeri kitaplar yazabilmesi düşündürücüdür. Türk Ulusu, devletini gönülden sever ve devletini gözünde, gönlünde öyle bir yere koyar ki, devletine hizmet eden kişilere de aynı sevgi ve saygı ile yaklaşır. Ulusumuz uyanmalı ve dost düşman kimdir bilenle birlik olmalıdır. Türk Ulusu pirincin içindeki beyaz taşları ayıklamasını ancak Mustafa Kemal’i, Mustafa Kemal’den öğrenerek gerçekleştirebilir. Ulusumuz, yurdunu ve devletini nakille değil, akılla çağdaş uygarlık seviyesinin de üzerine çıkaracaktır.

"Memleketin ve inkılâbın içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır. Aynı cinsten olan kuvvetler müşterek gaye yolunda birleşmelidir." Mustafa Kemal ATATÜRK - 1931 

Umut Barış ERDOĞAN (Kozmik Oda bilirkişisi) – 13 Şubat 2019

*Umut Barış Erdoğan, Kozmik Oda'ya arama yapıldığı dönemde TÜBİTAK kriptoloji uzmanı olarak görev yapıyordu. Aramada bilirkişi olarak görevlendirilmişti. Arama sırasında polislerle savcının işbirliğini ortaya çıkarmıştı. Erdoğan'ın çabası sayesinde tutulan tutanak, TSK'nın komuta mercilerine iletilmiş ancak komuta mercileri sessiz kalmıştı.

ilker basbug3

İlgili Söyleşi :

İlker Başbuğ: Kozmik Oda’yı bugün olsa yine açardım

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, bugün yeni kitabı ‘Ergenekon’dan Çıkış’la okurun karşısında. Emekli Orgeneral Başbuğ kumpas sürecini ayrıntılarıyla anlatırken hâlâ sıcaklığını koruyan “Kozmik Oda’yı açmamalıydı” eleştirisine de çarpıcı bir yanıt veriyor: “Kozmik Oda’da Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu ve Uğur Mumcu suikastlarıyla ilgili bilgi arandı. Biz Kozmik Oda’yı açmasaydık bu cinayetlerin arkasında TSK var denecekti.” Peki TSK’ya sızmalar nasıl oldu, FETÖ hangi mezhebi hedef almıştı, MİT’ten istihbarat ne zaman kesildi, hedef aslında kimdi, cezaevinde neler hissetti, çıkınca kendisini ilk kim aradı? Başbuğ, yarın da devam edecek olan röportajda hepsini anlattı...

ÖZELEŞTİRİ YAPMALARI LAZIM

Yeni kitabınız adı ‘Ergenekon’dan Çıkış’. Ergenekon’dan çıkıldı mı peki?

Ergenekon Türkler için bir destanın, efsanenin adıdır. Ergenekon Türklerin 400 yıl yaşadığı anavatanlarına verilen bir isimdir. Anavatan Altay Dağları ile çevriliydi. Anavatan Türklere dar gelince, demirden olan dağı delerek bu bölgeden çıkmayı başardılar. Ergenekon böylece bir destanın da ismi oldu. Dar bir alandan çıkışı anlatıyor. ‘Ergenekon komplosu’ 2007 yılında başladı. Mustafa Kemal Atatürk’e candan bağlı olan bilim adamları, gazeteciler, askerler yani aydınlar hapsedildi. 7 yıl süren büyük mücadeleden sonra cezaevlerinin kapısı açıldı. Bizleri hapseden dağdaki ilk deliğin açıldığı tarih de benim tahliyemin gerçekleştiği 7 Mart 2014 oldu. Haziran ayı içinde de komplolar nedeniyle tutuklu olanlar tahliye edildi.

Her şey bitti mi?

Hayır, süreç devam ediyor. Türkiye FETÖ’nün hâkimiyeti altına giren bir yargı ve emniyet sistemi ile karşı karşıya kaldı. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü yerle bir oldu. Şimdi Türkiye hâlâ bu sistemin kalıntılarından kurtulmaya çalışıyor.

FETÖ komploları ile açılan davalar hâlâ bitirilemedi, düzlüğe tam çıkılamadı. Neden?

Türkiye 15 Temmuz 2016’da FETÖ darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. Bu olay sorumluluk taşıyan herkes için bir utançtır. TSK, yargı ve emniyet içindeki kalıntılarla siyasetteki uzantıları mutlaka sonuna kadar temizlenmelidir. Bu temizliğe herkes destek vermelidir. Bu süreçte sorumluluğu olan kurumlar -ki bu kurumlardan birisi de TSK- şapkalarını önüne koyup bir özeleştiri yapması lazım. 15 Temmuz 2016’dan gerekli dersleri çıkarmazsak tarih bizi affetmez.

Tarih affetmeyince ne olur, tekerrür mü eder?

Eder. Tarih, tarihten ders çıkarmayanlar için çok acımasızdır. Türkiye, ikinci kez 15 Temmuz gibi bir olayı kaldıramaz, Allah korusun. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu ve bizlere emanet etti. Bir de hedef bıraktı: Çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkılması. Bu hedefe ulaşmak için en önemli husus ise hukuk devletinin, hukukun üstünlüğünün sağlanmasıdır.

Fetullah Gülen’in TSK’daki varlığını ilk ne zaman hissettiniz?

1980’li yıllar, albaylık dönemlerimizdi diyebilirim. İlk önce Kuleli Askeri Lisesi ve İzmir Maltepe Askeri Lisesi’nde Fetullah Gülen diye birinin cemaatine yakın kişiler olduğunu işittik. Bu okullarda temizleme faaliyetleri olduğunu duyduk.

Ciddiye aldınız mı?

Tabii ki alındı. O zamanlarda çalıştığım görevler pek bu konuyla ilgili değildi.

En kritik ve tartışmalı döneminizi ‘Kozmik Oda’ sürecinde yaşadınız. Arama izniniz yıllardır tartışılıyor. Pişman mısınız?

Hayır, gerekeni yaptığımızı düşünüyorum. Bugün olsa yine Kozmik Oda’yı açardım. Kozmik Oda olayı basında gereğinden fazla büyütüldü. TSK’ya gerçekten samimi duygularla güvenen, seven insanlarımızın psikolojik olarak yüreklerini dağlayan bir olay oldu, üzüntü yarattı. Tenkit edenler olabilir, samimi tenkitlere saygımız var. Ama olayı saptırarak yanlış noktalara götürenlere karşı da pek saygı duyduğumu söyleyemem. Bizim prensibimiz şu oldu: Biz o gün doğru yaptığımızı düşündük, bugün hâlâ öyle düşünüyorum.

‘CİNAYETLERİN ARKASINDA TSK VAR’ DİYECEKLERDİ

Ya karşı dursaydınız?

Birincisi “Silahlı Kuvvetler Bülent Arınç’a suikast planlaması yaptı. Burayı açmasaydık ortadaki delilleri kararttılar” diyeceklerdi. Ama bizim için önemli olan ve yüreğimizi dağlayan bir olay var. Burada Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitlioğlu ve Uğur Mumcu suikastlarıyla ilgili bilgi arandı. Biz Kozmik Oda’yı açmasaydık bu cinayetlerin arkasında TSK var denecekti. Genelkurmay’ın tepesindeki bir kişinin gereken işlemi yapmadan bu iddiaları havada bırakması doğru değildi.

Şunu mu diyorsunuz: Kozmik Oda’yı açmasaydık, Uğur Mumcu cinayeti üstümüze kalacaktı!

Gayet tabii. İki gün sonra diyeceklerdi ki “Biz suçüstü yakalamıştık, imha ettiler, izin vermediler vs”. Uğur Mumcu’nun öldürülmesiyle Özel Kuvvetler arasında ilişki kurulması tüylerinizi ürpertmez mi? Biz bu iddiaların çürütülmesinin gerekli olduğu kanaatine vardık. İddialar çok vahimdi. Ciddiye almadan aratmamak olabilir miydi, olabilirdi. Ama iddiaların daha güçlenerek, bugün değil ama yarın Silahlı Kuvvetler’in karşısına getirilmeyeceğinin garantisi var mı? Bu iddianın ortadan kaldırılması bizim için hayatiydi. Kozmik Oda’daki arama 19 Aralık 2009’da başladı, 20 Ocak 2010’da bitti. Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda bakılan her şey, Genelkurmay Destek Kıtaları Komutanlığı’nın kasasına çift mühürle kitlendi. Bu süreçte Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndan bir tek kâğıt parçası, belge, bilgi dışarıya çıkmadı. Ne zaman çıktı, 16 Mart 2013... Hassasiyet gösterenler bu konu üzerinde dursunlar. 16 Mart 2013’te bu bilgiler verildi, dönemin Genelkurmay Savcısı da Muharrem Köse’ydi. Tamamen yasadışı. Bu bilgiler nereye gitti, ne oldu? Bunun üzerinde durulmalı. Biz kozmik odayı açarak aslında FETÖ’nün oyununu bozduk.

DELİKSİZ BİR UYKUYA DALDIM

Cezaevine ilk girdiğiniz anda ne hissettiniz?

İçimde garip bir şekilde huzur vardı. Tedirginlikse hiç yoktu. Elimi yüzümü yıkadım, pijamaları giyip yatağa uzandım. Nedendir bilinmez, anında deliksiz bir uykuya daldım. Cezaevi hayatı elbette zor. Ama cezaevinde de yaşam ‘onurlu’ ve ‘yiğitçe’ olmalıdır.

DEMİREL ERDOĞAN VE GÜL ARADI

Silivri’den çıkarken sizi ilk kim aradı?

Daha demir kapıdan çıktık, ilk arayan Süleyman Demirel’di. Kalabalığa konuşma yaptım. Arabaya bindim, arabada ilk arayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dı. Sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de aradı.

ALLAH AFFETSİN

26 ay haksız yere hapis yattınız. Kimi/kimleri asla affetmeyeceksiniz?

Hiç tarzım değil, biz kimiz ki affetmek veya affetmemek bize kalmış. Bu süreçte hayatını kaybedenler oldu. En son kayıplardan biri ise sınıf arkadaşım, silah arkadaşım Özden Örnek’tir. Acaba bu süreçler yaşanmasaydı Özden Örnek kanser illetine tutulur muydu? Benim kanaatime göre tutulmazdı. Bunların suçlularını Allah affetsin.

BU TARİHLER TESADÜF MÜ?

Balyoz tutuklamalarının başlangıcı 22 Şubat 2010... 22 Şubat 1962 Talat Aydemir ve arkadaşlarının direnişiyle aynı tarih. Kitabınızda bu tarihlerin tesadüf olmadığını söylüyorsunuz.

Bilinçli seçiyor, kesinlikle tesadüf değil. Daha önemli tarihler var. Ergenekon savcısı 18 Mart’ta esas hakkında mütalaa sunuyor mesela, başka gün mü bulamadınız? Çanakkale Deniz Zaferi, Silahlı Kuvvetler için önemli bir gün. FETÖ’nün bu komploları sahneye koyarken hep psikolojik üstünlüğü sağlamak için TSK’yı rahatsız edecek, acıtacak tarihleri seçtiğini görüyorsunuz. Mesela, Ergenekon kararı da Mustafa Kemal Atatürk’e başkomutanlık görevinin verildiği 5 Ağustos günü açıklandı.

NEDEN OKUNMALI

TÜRKİYE yedi yıllık komplolar döneminde her gün başka bir kumpas sarmalıyla boğuştu. Gerçekte ne oldu? TSK neden yıpratılmaya çalışıldı? Ergenekon ve Balyoz süreçleri 15 Temmuz’a giden yolu ne kadar açtı? Komploların hedefindeki 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un yaşadıkları, yazdıkları hem tarihi değerde hem de ders niteliğinde: Bir daha aynı şeyleri yaşamamak için hiçbir zaman tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. ‘Ergenekon’dan Çıkış’ aklınızdaki birçok soruya cevap vermeyi vaat eden bir kitap...

NİHAİ HEDEFLERİ HEP BAŞBAKAN’DI

8 Şubat 2010 tarihine gidelim istiyorum. Orada da önemli bir olay yaşandı. Erzincan 3. Ordu Karargâhı’nda neler oldu?

O gün Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal mahkemeden arama kararı alıyor ve 3. Ordu Karargâhı’na geliyor. Bir astsubayın çalıştığı istihbarat ofisinde -ki orada gizli bilgiler var- arama yapacak. Mahkeme kararı var. Ama biz ‘Hayır’ diyoruz.

3. Ordu Komutanı Saldıray Berk... ‘Hayır’ kararını siz veriyorsunuz değil mi?

Tabii ki. Savcının tuttuğu tutanakta şu yazılı: “Arama ve el koyma işlemine izin vermeyen kişi “Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’dur.” Şunu da söylemeliyim ki, mahkeme kararı Kozmik Oda’nınkinden daha sağlamdı, buna rağmen izin vermedik. Çünkü olay maksatlı, düzmece...

Nasıl bir maksattan söz ediyorsunuz?

FETÖ’nün mücadelesinde hep çıtayı yükselterek hareket ettiğini görüyoruz. O andaki hedef muvazzaf bir orgenerali almaktı. Savcı oraya girdiğinde Alevi köylerini ziyaret etmekle de suçlanan 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’e gidecek, hedefi o. Başaramadılar. Ama tabii pes de etmediler, 5-6 ay sonra Orgeneral Bilgin Balanlı’yı tutukladılar. Balanlı’nın tutuklandığı gün kendi kendime “Sıra bana geldi” dedim. Ama kimseye bunu söylemedim. Burada kaldı mı, hayır. 2012’de MİT Müsteşarı’na gittiler, orada hedef MİT Müsteşarı değil, Başbakan’dı. Engel olundu, örgüt hemen yeni bir hedef koydu...

17-25 Aralık...

Doğru, nihai hedef hep Başbakan...

Ergenekon ve Balyoz olmasaydı, 15 Temmuz yapılabilir miydi?

Olmayabilirdi. Yüzde yüz demek zor ama olmayabilirdi. Özellikle Balyoz çok önemli. Personel kaybımız çoktu. Balyoz komplosu olmasaydı 15 Temmuz yaşanmayabilirdi.

ERDOĞAN YALNIZ BIRAKILDI

‘15 Temmuz’a kadar Başbakan Erdoğan’ın FETÖ mücadelesinde yeterli ve gerekli desteği aldığı söylenemez’ diyorsunuz. YAŞ’ta Başbakan’ın uzlaşıcı, Cumhurbaşkanı Gül’ün ise daha ısrarlı davranışlar içinde olduğunu söylüyorsunuz... Ne demek istiyorsunuz?
17-25 Aralık yaşandı mı, yaşandı. Burada dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Fetullah Gülen cemaatine karşı bir mücadelesi başladı mı, başladı. Başbakan Erdoğan, Fetullah Gülen cemaatine karşı savaş açtı. O zaman 2014-2015 şûralarında özellikle Erdoğan’ın FETÖ’cülerin terfisine müsaade edeceğini düşünmek akıl dışı değil mi? Ancak bu gerçekleşiyor. Ben soruyorum: 2014 ve 2015 YAŞ toplantılarında alınan kararlar neticesinde terfi ettirilen general/amirallerin yüzde 65’i, ordudan 15 Temmuz sonrası tasfiye edildi. Bu çok düşündürücüdür. 2010 YAŞ sürecinde yaşanılan olaylarda Başbakan Erdoğan’ın daha uzlaşıcı, Cumhurbaşkanı Gül’ün ise daha ısrarlı olduğunu gördüm. 2014’ten 15 Temmuz 2016’ya kadar olan sürece bakılırsa, Başbakan Erdoğan’ın Gülen örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede yeterli ve gerekli desteği aldığı pek söylenemez, yalnız bırakıldığını düşünüyorum.

FETÖ’nün hedefi TSK’daki Alevilerdi

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, FETÖ’nün hedefinin milli orduyu yok etmek olduğunu söyledi. Yeni kitabı ‘Ergenekon’dan Çıkış’ vesilesiyle bir araya geldiğimiz emekli Orgeneral Başbuğ, “Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük” dedi.

TÜRK ORDUSUNU EMSALSİZ KILAN MİLLİ ORDU OLMASIDIR

7 Haziran 2013 tarihinde mahkemede şöyle diyorsunuz: “Bu orduda ehliyet ve liyakat esastır. Irk, din ve mezhep gibi farklılıklar asla gözetilemez. Bu ordunun bütün personeli her türlü siyasi tesir ve düşüncelerin dışındadır.” Öyleyse teröristler bu kadar güçlü ve disiplinli bir kuruma nasıl sızdı?

Bir kere şunun altını çizelim: Türk ordusu milli ordudur, bu fevkalade önemlidir. Öyle ordular görürsünüz ki araç, gereç en üst seviyededir ama milli ordu niteliği olmadığı için daha karşı karşıya kaldığı ilk problemde etkisiz hale gelirler. Mesela İran Şahı’nın ordusu en modern teçhizat, araç, gereç ve silaha sahipti. Saddam’ın ordusu yine buna örnektir. Belki de dünyada Türk ordusunu emsalsiz, rakipsiz kılan husus milli ordu olmasıdır.

TSK’YA PERSONEL ALIRKEN ETNİK KÖKENİNE BAKAMAZSINIZ

Milli ordu ne demek?

Milletin ordusudur. Milli ordularda, orduyla millet arasında çok güçlü bir güven duygusu vardır. Güvenin yanında Türk milletinin askere karşı sevgisi de büyüktür. Türk ordusu gücünü milletinin güveninden ve sevgisinden alır. Milli ordunun içinde Türk toplumundaki her kesim temsil edilmeli. Ordu içinde Edirne’den de Hakkâri’den de subay olmalı. Etnik köken farklı olabilir ama biz Türk milletinin birer ferdiyiz. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) personel alınırken insanların etnik kökenine bakamazsınız. Böyle bir şey bizde yoktur, aklınızın ucundan bile geçmez, geçmemiştir. Milli orduda mezhepsel farklılıklar da yoktur. Bırakın bir faktör olmasını, bunun düşünülmesi bile bu orduya yapılabilecek en büyük ihanettir. Dolayısıyla Türk ordusuna darbe vurmak istiyorsanız milletle asker arasındaki bu bağı zayıflatmaya, kopartmaya çalışacaksınız. Zaten komploların temel amaçlarından biri de buydu.

MİLLİ ORDUDAN ABD VE AB DE RAHATSIZDI

Bağlar bir noktadan sonra zayıfladı yani...

Komploların başında belki biraz sarsıldı ancak millet gerçeği gördükten sonra tekrar eski haline döndü. FETÖ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik komploları yaparken özellikle mezhep olayını temel aldı, Aleviliği istismar etmeye çok çalıştı. Bu konuda biz hassasiyet gösterdik, çünkü özellikle bizim dönemimizde ihbarlara baktığınız zaman büyük bölümü mezhepsel olaya dayanıyordu.

Hedef alınan kişiler farklı mezheptendi, öyle mi?

Evet. Alevilerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden temizlenmesine yönelik hedefin öncelikli olduğunu gördük. Bu çok tehlikeliydi, milli orduyu çökertebilirdi. FETÖ, acımasızca bu konuyu hedef aldı, istismar etmeye çalıştı.

İhbarların kaynağı neresi?

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) üzerinden geliyordu. Biz bu ihbarları ciddiye almadık ve gerekli olan hassasiyet gösterildi. Milli ordu niteliğinden sadece Fetullah Gülen değil yabancılar da rahatsızdı.

Yabancılardan kastınız?..

Avrupa Birliği de Amerika Birleşik Devletleri de rahatsızdı. İsimleri çoğaltabilirsiniz de...

İMTİHAN SİSTEMİ TSK KONTROLÜNDE DEĞİLDİ

Ve bu rahatsızlık da FETÖ’nün TSK’ya sızmasını kolaylaştırdı...

Tabii TSK’nın hataları, yanlışları, eksiklikleri var. Ama olayın biraz da nedenleri üzerinde durmamız lazım. Burada önemli konulardan biri şu: FETÖ’ye alınan çocukların ilkokul sonu, ortaokul başlarında seçildiklerini biliyoruz. Bu çocuklar cemaate seçilirken iki niteliğe bakılıyor. Birincisi ailelerinin maddi durumundan dolayı okuma ve eğitimde zorluk yaşayacak çocuklar olmaları... İkincisi zeki, akıllı çocuklar olarak dikkat çekmeleri. Hatta bir üçüncü özelliği de ekleyebiliriz; bu çocuklar fizik olarak da düzgünler. Ortaokuldan itibaren ciddi bir şekilde doktrin eğitimi alıyorlar. Tabii Gülen örgütünün birinci hedefi bu çocukları askeri liselere sokmaktır. Yanlış bilinen bir konuyu hemen söyleyelim: Askeri Liseler ve Harp Okulu’na öğrenci seçiminde imtihan sistemi Silahlı Kuvvetler’in kontrolünde değil, dışında olan bir sistem.

28 ŞUBAT’TAN SONRAKİ SÜREÇ OLUMSUZ ETKİ YAPTI

Silahlı Kuvvetler, sınav sistemlerinin güvenirliğinin ne kadarını sorgulayabildi? Öğrencileri iyi analiz edebildi mi?

Burada hatalar olduğu görülüyor. Bunun üzerinde ciddi olarak durulması lazım. Peki kim duracak? Personel ve istihbarat birimleri. Fakat örgüt o kadar akıllı bir strateji uygulamış ki ilk önce buraları ele geçirmiş.

Personel dairelerine yerleştirilenleri saptamak mümkün değil miydi?

Güzel soru. Bu sorunun cevabı her şeyi anlatıyor aslında. Bakın bu kişilerin iki yaşamı var. Biri Silahlı Kuvvetler’in içindeki, biri de dışındaki yaşamı. İçindeki yaşam, yani kışlada, okullarda bulunduğu süreç sizin kontrolünüz altında. Burada da ana sorumluluk, bağlı bulunduğu birimin birinci sicil amirine ait. Ancak karşı taraf o kadar iyi eğitilmiş ki... Örneğin bunlara “Yemeğe davet edildiyseniz gerekirse içki için” deniyor. Düşüncelerini kendilerine saklamaları, Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkar görünmeleri, eşleriyle örnek olmaları konusunda eğitiliyorlar. Bunu tespit edecekler ise eğitimsizler aslında. Belki daha özel bir eğitimden geçirilmeleri gerekirdi. Şimdi ‘Fetömetre’ diye bir şey var ya, keşke o günlerde yapılabilseydi. Bu konuda eğitmemişiz diyebiliriz. Dolayısıyla içeride tespit çok zor. Bunun yanında 28 Şubat’tan sonra yaşanan sürecin de bu konuda önemli olumsuz etki yaptığı kanaatindeyim.

Nasıl bir etkiden söz ediyorsunuz?

Mesela, bir tugay komutanının kendi personeline ilişkin tutmaya çalıştığı bilgiler ‘Personel fişleniyor’ diye gazetelerde manşet yapıldı, kişiler suçlandı. O zaman bir noktada bu kişileri yıldırıyorsunuz, onlar da kendini geri çekiyor. Harp Okulu öğrencilerinin dışarıdaki yaşamları takım komutanları tarafından izlenirdi. Bu belirli yıllar yapıldı. Ancak 28 Şubat’tan sonra yapılamadı. Bu yüzden 28 Şubat’ın bu konu üzerinde menfi etki yaptığı kanaatindeyim. Ama asıl söylemek istediğim şu: FETÖ’cülerin tespit edilmesi, içeride değil dışarıda olmalıydı. Dışarıda imamlar var. İçeride renk vermiyorlar ama dışarıda bağlı oldukları imamlarla mutlaka görüşüyorlardı.

Dışarıda yetki-sorumluluk kimdeydi?

Milli İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT)... Personelin dışarıda izlenmesiyle ilgili Silahlı Kuvvetler’in tam yetkisi de yok, imkân kabiliyeti de yok. Tamamen sorumlu MİT. MİT ise ne diyor, ‘Siz bize şüpheli olanları bildirin.’ Ben zaten şüpheli olanları bilemiyorum ki. Oysa MİT, FETÖ’nün imamlar yapılanmasına hâkim olabilse, o imamları takip etse, hedefe ulaşılabilirdi.

‘MİT, imamlar yapılanmasını takip etse, TSK’ya bu kadar sızma olmazdı’ mı diyorsunuz?

Olmayabilirdi diyorum. Kimler olduğu bulunurdu. Burada kırılma yılı 1992. O zamana kadar MİT’e verilen müsteşarlar asker. 1992’de sivilleşiyor. İlla asker olsun diye bir iddiamız yok. Ancak MİT, kanunen TSK’ya da istihbarat sağlamak zorunda olan bir kurum. Dolayısıyla müsteşar sivil olabilir, anlayabiliriz ama onun birinci yardımcısı mutlaka asker olmalıdır. Sivil hayatta, asker hayatta kişiyi eğer bir sicil bağlantısıyla bir yere bağlamadıysanız farklı davranır.

1992’DEN SONRA BİLGİ AKIŞI KESİLDİ

MİT 1992’de sivilleşti. O zamana kadar askeri liselerdeki FETÖ’cüler ayıklanabilmiş mi?

Evet, bir kısmının okullardan atıldığını, bir kısmının da kazanıldığını görüyoruz. Fakat 1992’den sonra bilgi akışı kesildi. Genelkurmay Başkanlığımın ilk günlerinde MİT’ten TSK’daki Fetullah Gülen’e ait adamların isim listesini istedik. Ciddi bir yapılanma olduğunun farkındayız ama kim, isimleri ne? Bir süre sonra bir rapor geldi ama o raporda herhangi bir isim yoktu. Zaten sonra bu konu TBMM’de MİT Müsteşarı’na da soruldu, “Onların arzu ettiği tarzda, ete kemiğe büründürülmüş bir bilgi verilemedi, doğrudur. Ama alınan bilgi oydu...” dedi. Arkasından söylediği cümle de önemliydi, “Tabii o noktada siyasi iktidarın düşüncesine uymak mecburiyetindeyiz”. Şunu söylemek durumundayım: Askeri liseye soktuğu bir çocuğu 40 yıl sonra orgeneral yapmayı hedefleyen bir örgüt, çok tehlikeli bir örgüttür. Çok dikkatli olmak gerekir.

Bugün TSK’nın içindeki FETÖ’cüler temizlendi diyebilir miyiz?

Onu ben bilemem. O konuyu ancak devlet istihbarat birimleri bilebilir.

Söyleşi : İpek ÖZBEY – 11 Şubat 2019 – Hürriyet

ilker basbug1

İlgili Haber :

Başbuğ'a kozmik tepki

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un, “Ergenekon’dan Çıkış” kitabıyla ilgili İpek Özbey’e verdiği röportajındaki “Bugün olsa yine Kozmik Oda’yı açardım. Biz o gün doğru yaptığımızı düşündük, bugün hâlâ öyle düşünüyorum” sözlerine eski silah arkadaşlarından tepki geldi.

TSK’NIN NAMUSU

Nusret Güner (Balyoz davasında TSK mensuplarına verilen cezaya tepki olarak istifa eden eski Donanma Komutanı emekli Oramiral): “Kozmik odanın aratılmasına müsaade etmesi skandaldır. Sen, hâkimi (O da FETÖ’cü çıktı) kozmik odaya sokuyorsun. Kozmik oda TSK’nın namusu demek. Başbuğ o dönem, “Sayın Başbakan, ben araştırayım, gereğini yapayım. Ancak siz bana güvenmiyor da 40 yaşındaki yargı mensubuna güveniyorsanız o zaman Allahaısmarladık” diye tavır almalıydı. Kozmik Oda’yı açtırınca neye engel oldu ? TSK’ya kurulan kumpasın mı önüne geçti ? Kendisini bile cezaevinden kurtaramadı.

SAVAŞ İLANIDIR

Soner Polat (Emekli tümamiral-Balyoz davasında 3 yıl tutuklu kaldı): Bir takım faili meçhul cinayetlerin TSK’nın üzerine yıkılma olasılığı devletin bekası yanında bir hiçtir. Kaldı ki FETÖ’nün yabancı ülkeler tarafından kullanıldığı o dönemde de biliniyordu. Kozmik odaya girme talebi örtülü savaş ilanıdır. Komutan devletin sırlarını korumak için her türlü yeteneği sonuna kadar kullanmalıdır.

CESARET EDEMEDİ

Dr. Yasin Türker (Balyoz’da 3 yıl tutuklu kalan emekli Deniz Kurmay Albay): “Saldıray Berk örneği ortada. 2. Ordu’ya aramaya gelindi. Savcı alınmadı, kimse tutuklanmadı. Erdoğan, MİT müsteşarını teslim etti mi savcılara?

Avukat Serdar Öztürk (Ergenekon’da 5 yıl tutuklu kalan emekli gazi üsteğmen): Başbuğ’a 16 Ocak 2009’da 2 sayfalık bir yazı ile uyardım. Türk ordusuna operasyon yapıldığını, durumun savaş hali kadar ciddi olduğunu gördüm. Bu polisler ve savcılara askeri casusluktan soruşturma açılmalı ve tutuklanmalıydı. Askeri yargının yetkisi vardı. Başbuğ’un yapması gereken bu adamları kozmik odaya sokmak değil, tutuklatmaktı.

Toygun ATİLLA – 12 Şubat 2019 – Hürriyet

*** *** ***

Y O R U M L A R :

>>> >>> >>> TC Nuri Baba

Kozmik Odaya girildikten bir kaç gün sonra Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'a bir e-posta göndermiştim...Altına da kendimle ilgili tüm bilgileri yazarak...Dostların zamanını çalmama adına kısa keseceğim..

" Burası TSK ve sizde Başkanısınız...Nizamiyeden içeri kimse girmeyecek dediğiniz anda korkak dinci takımı kuyruğunu derhal kıstıracakdı..Sizin 'Sarı Öküz'ü vermenizden daha vahim olan, sürünün tümünü sırtlanların ağzına yem yapmanızdır...Sizin bu 'Adalet' i maske yaparak , dincilerin vatansızların adaletine güvendiğinizi vurgulamanız, korkarım ileri bir tarihte sizin de başınıza çok üzücü olayların gelmesine neden olacaktır..."..

Kozmik Oda rezilliğinden sonra, hiç bir koşulda İlker Başbuğ'a güvenemedim...

Türk Devletinin sekizyüzden fazla gizli ajanı, kozmik odaya girildikten sonra deşifre edildiler ve öldürüldüler...

Bu cinayetlerin hesabını kimlerden sormalıyız ?

>>> >>> >>> Yihhuu

“burayı açmasaydık ortadaki delilleri kararttılar diyeceklerdi. Pek çok faili meçhul cinayetin de arkasında TSK var denecekti”

İyi halt ettin. Mustafa BİLGİLİ verileri nereye göndermiş olabilir. Hiç mi burnun koku almaz be adam...

>>> >>> >>> Ali Vedat Oygur

Sadece Kozmik Oda mı? Oturduğu postu kaptırmamak için güçlü bir ordunun tüm ulusalcı unsurlarını Silivri mahpusuna teslim etti. O kadar kısa görüşlüydü ki sonunda sıranın kendisine geldiğini ancak anlayabildi. Pentagon'un emriyle darbe yaparak bu günlere giden yolun taşlarını döşemeye başlayan Kenan Evren ve takımının yarattığı sahte, Uğur Mumcu'nun deyişiyle gardrop Atatürkçüleri bunlar ki gerektiğinde dolabı açıp Atatürk giysisini giyiverirler. Elbette bir de bunları parlatanlar var.

>>> >>> >>> Mehnur

Tüm kalbimle katılıyorum bu yazıya düşüncelerimize tercüman olmuş teşekkürler

>>> >>> >>> vicdanyahu

Fetö desteği, ABD ve AB'nin uyum yasalarıyla önce milleti AB'yle kandırdılar; askere boyun eğdirttiler, sonra diğer partilere. Kurumları özelleştirdiler, kaynaklar batıya satıldı. Daha neler imzaladılar ki, Ege ve Kıbrıs'a sesleri çıkmadı. Askerlerin ölümü devam ederken, halkın boynunu bükmeye geldi sıra. Binalar yıkılmaya başladı, millet parasız, yiyeceksiz. Dağıtacak, satılacak sebze kalmayınca yukardan yardım paketleri mi inecek aşağıya. İnmezse aç kalan talana mı başlayacak? Bu geçmiş açıklığa kavuşursa, özür dileyen olursa oluşan problemler duraklayacak mı, çözülecek mi; yoksa bir elhamla dünyayı düşmanın başına yıkarım diyen aklı kıtların eline mi bırakılacağız? Hazır para bitene kadar vakit var boş boş düşünmemize. Gelecek yazının ismi Fetö'den kurtulmanın yolları olur dilerim.

>>> >>> >>> yasamali

Nazım Hikmet ile Atatürk'ün ne kadar büyük olduklarını da hapiste anlamıştır. Ne paşa ama, onca yıl geçmiş, ama kapatılınca anlamış...

>>> >>> >>> cenkhan sandıkcıoğlu

İlker Başbuğ, demek ki, hayatı boyunca aldığı asker terbiyesini ve disiplinini iyice içine sindirememiş ve anlamamış. Komutanın namusuna teslim edilen, devler sırları, kesinlikle, ölüm pahasına muhafaza edilir ve başkalarına teslim edilmez. Hiç bir şey yapamıyorsa, istifa etmesini de mi bilmiyordu. Kendinden evvelki bazı Genel Kurmay Başkanlarının yaptığı gibi. Yazıklar olsun. Ceza evine girdiği gece, deliksiz bir uyku uyuduğu tesellisi, yaptığı çok büyük hatanın temizlendiği, duygusuna kapıldığı için olmalı. Bu hatayı, en küçük rütbeli bir er bile yapmazdı. Ölümü göze alıp, kendisine teslim edilen emaneti, kesinlikle, teslim etmezdi.

>>> >>> >>> Kağıttan Kaplan

Bilgin Balanlı’nın tutuklandığı gün sıranın kendisine geleceğini anlamış. Çok zavallı, söylenecek söz yok.

>>> >>> >>> Olgun Ardan

Bir hata iki kere yapılmaz, bugünde yaparım diyorsan sen yanlış adamsın arkadaş boşuna kıvırma. Makamlar lütuf değildir ki sen başkasına yetkini kullanarak namusunu teslim edesin, kozmik oda namustur. Bize ATATÜRK ve Cumhuriyet devrimlerine yürekten inanmış general lazım, NATO'cu generaller değil...

>>> >>> >>> Kujruklu

Beyfendi İlker ceza yargılamasından kurtulamaz.

>>> >>> >>> Haklısınız Hemde ÇOOOOK Kujruklu

Bundan daha görkemli vatana ihanetmi olur ? Karşı devrimcilerin kirli işlerini yaptığı için şu an özgürlüğün tadını çıkarıyor .

>>> >>> >>> bold strategy

Teğmen Mehmet Ali Çelebi gerçek bir paşadır.

>>> >>> >>> Fırat  

Süreç daha tarafsız incelenmelidir.
Çok bilinmeyen varken
ilk eylemlere bakılır
General haklıdır.

>>> >>> >>> MMM_mimar

Umut Barış Erdoğan gerçek kahramanlar ve vatanseverler için tarihe not düştünüz tşk ler.

>>> >>> >>> Ambassador

İlker'de akıl arayanlar ....... bu eylemlerine devam eder dururlar...

>>> >>> >>> erkin

Aldığın terbiye batsın senin. Türk Ordusu'nun genelkurmay başkanını g.b.lu bir vaiz içeri tıktırıyorsa hangi terbiye sana ulusal kahramanlık madalyası taktıracak? Bir ülkenin yazgısını ne olduğu belli olmayan sapkın cühelâlar belirlemez, belirleyemez.

>>> >>> >>> şahin şakarcan

Aklına ağzına sağlık .

>>> >>> >>> TC firat gul

Fetö darbesine karşı halkın karşı koyması nasıl meşruysa, Ordunun karşı koyması da o derece meşrudur... Sizin askeri istihbarat birimlerini akp desteği ile fetö ele geçirdiği için bu meşru karşı duruşu ispat edecek bir delilinizin olmaması yüzünden eliniz kolunuz bağlı kaldı.

>>> >>> >>> Oğuzhan Ç.

Sayın İlker Başbuğ dan daha ASKER davranmışsınız... Teşekkürler size Umut Barış Erdoğan

>>> >>> >>> andre07

işin ucu i.başbuğ a dayanıp hapse girmesi akp ve ortakları tarafından yapıldı...eğer dokunmasalardı köşesinde mutlu mesut hak vaki olana dek sesi çıkmazdı...

>>> >>> >>> Ferhat Oguzhan

Zamanin genel kurmay baskani,Ilker basbugun hic bir marzereti kabul edilemez.Silah arkadaslari der des edilirken,yalniz ve yalniz seyici olan ilker bey,simdi yazdigi kitabla günah cikarmaya calisiyor.Ilker beyin kitabini okumayi aklimin ucundan hic gecirmedim.Yedi yüz elli bin mevcutlu türk ordusunun komutani olarak,kozmik odayi türk düsmanlarina acan bir genel kurmay baskaninin, yazdigi kitabi okumayi kendime zul kabul ederim,de ondan

>>> >>> >>> sivasli

Bu ülke neden iflah olmuyor diyorsaniz iste bu yüzden olmuyor, hic kimse arkasina dönüp ben yanlis yapmisim demiyor vede demez.
Onun icinde dertleri problemleri bitmez.
Adama ülkeyi teslim etmisin varini yogunu harcayip canini veryorsun ülkeyi düsmandan koru diye.
Birileri gelip ac bakim su kozmik odani girecegim diyor buyur gir diyorlar.
Buna karsi TSK nin basindaki bu arkadas ne diyor acmasam bize iftira ederlerdi diyor
Vay beee böylemi koruyacan ülkeni
Ya düsman karsindaki bunu bilmiyorsan zaten cek git.
eee actin ne oldu temizemi ciktin terörist diye atti seni iceri herif.
Utanmak utanmak !!!!

>>> >>> >>> Aliaddin ÖZİŞ

Sayın Umut Barış ERDOĞAN, yazdıklarınızı sade bir vatanda olarak dikkatle okudum. Zamanında yürüttüğünüz görevle ,ilgili görüp yaşadıklarınız ve yaptığınız tespitlere diyecek bir şeyim yok. Söz konusu Sn.İlker BAŞBUĞ olunca ,geriye dönüp bakıyorum.
Gördüğüm şu : Seçildiği gün "Buz Adam" lâkabı takılmış,halk üzerinde "eğilmeden duracak" bir Gn. Krm. Bşk.nı görüntüsü vermişti. Ne yazık ki aradan zaman geçtikçe millet'in Sn BAŞBUĞ'A ve TSK ya güveni azalmaya başlamıştı. Hele hele " KOZMİK ODA'ya girilişine izin vermesi" bütün umutları yıkmıştı. Yazık ! Şimdi yazınızda okuyunca ayrıntıları da öğrendik,maalesef Sn. Gn. Krm. Eski Bşk.nına olan bakışımız daha da alyh'e döndü.

>>> >>> >>> Haluk Şantaş

İlker Başbuğ için bizim aylardır ODATV ve diğer sosyal platformlarda dillendirdiğimiz "sıfatı" Sn.Bilirkişi cesurca...
Dürüstçe...
Tüm yurtseverliğiyle...
Olanca Kuvva-i Milliye ruhuyla...
Ve resmen...
Türk Kamuoyuna açıklamış....
Bu sıfat...
"Vatan ......"dir...

>>> >>> >>> Sinem

Kendi paçasını kurtarmak için , ülkenin sırrını fetöye teslim etmekle övünen başbuğ , çelişki ifadelerle kendini haklı çıkarmak istiyor .!

Bu yapılanlar ,vatana millete ihanettir , vatan hainliğidir !!

>>> >>> >>> fahrettin özdemir

Sayın İlker Başbuğ ,kozmik odanın aranmasında maalesef,cesur davranmamıştır.Keşke diretseydi sorumlular bu defa daha çok lanetle anılacaktı.

>>> >>> >>> Akirakurusogan

Nihayet biri açık açık yazdı. Tüm yazının özeti budur. "İlker Bey eğer 26 ay içeride yatmasaydı Genelkurmay Başkanlığı yapmış Bey’ler kulübünün diğer üyeleri gibi insan içine çıkamayacak halde olacaktı, hapishanedeki huzurlu o uykunun sebebinin bu olduğu bile düşünülebilir."

>>> >>> >>> Cyrano De Bergerac

Bu yazı da açıkça gösteriyor ki; Bir süreden beri gerçek askerler dışarda, "beyler" ise kışlalarda ve karargâhlarda maalesef...

>>> >>> >>> İtirazlar çok fazla

Ulusalcıların toptan itirazı var . Kozmik odayı açmak için ortaya sürdüğü gerekçeler ilk okul beşinci sınıf çocuklarının bile öne süremeyeceği düşüncelerdir. Her ülkede böyle mahrem yerler vardır ki devlet başkanları bile giremez . O odaya girenler VURULMALIYDI Bu vahim teslimiyet Türkiyenin mahvolmasına yol açtı . Hala daha farkında değilse ya yargılansın yada tımarhanerye kapatılsın.(Tabiki Akp sonrasında) .Bu yüzkarası polemik artık son bujlmalıdır .

>>> >>> >>> kemal Oyun

en capsız genelkurmay başkanıdır.o makama nasıl geldi hayret.gerci baktığınızda bekçi yaşar kasap hilmi tosun necdet.hakkatten bunlarla savaşa gidilse yanmıştık..

>>> >>> >>> utangac tarihci

burayı açmasaydık ortadaki delilleri kararttılar diyeceklerdi. Pek çok faili meçhul cinayetin de arkasında TSK var denecekti”<<<<<< SANKI kozmik odanin irzina gectiklerinde DEMEDILER OYLEMI ??? £utfen insan akli ile alay etmeyin, Halife Sultan SAV'in hismindan kurtulmak icin actiniz kozmik odayi ama sizide KURTARMADI yine HAPISTEN - asker karakteriniz yok birsekilde aslinda yazar sair olup Starbux'da imza gunu yapacaginiza 26.GKB olmussunuz okadar taaaaaaaaaaaa NATO Bruksel gunlerinden belliydi <<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<<

>>> >>> >>> ali boztepe

Sözde toprağa gömülü silahları gösterirken bunlar boru diyordu haklı olarak savunuyordu ordusunu...
Derken bir de baktık ki bugün olsa yine kozmik büroya girilmesine izin verirdim diyor ya Allah bunlara akıl izan versin diyorum şaşırmış bunlar.
Bunlar Atatürk'ün askerleri falan değiller.

 

Son Yazılar