tayyip trump macron

Amerika’nın yine canına okuduk!

Bu sefer anlaşılan iş daha ciddi.

Çünkü göstermelik tepki bile çıkmadı iktidardan.
Sadece yandaş medyanın başlıklarında “sert tepki” lafları vardı.
İçerik ise tamamen “yelkenlerin suya indirilmesi” gibiydi.
Amerika Başkanı'nın söylediği sözler siyasi tarihimizin en ağır dış hakaretlerinden biri aslında.
“Kürtlere dokunursanız ekonominizi mahvederiz” sözü yenilir yutulur gibi değil.
Tabii bu aynı zamanda iktidar için bir tür can suyu gibi de dün yazdığım gibi.
AKP iktidarı, bir kere daha mağduru oynama şansı yakaladı.
“Dış güçlere” karşı “kahramanca” direndiğini göstermek için de bulunmaz bir fırsat.
Buna verilen cevap ise aslında sade suya tirit gibi.
Öncelikle Trump'a muhatap olarak iki saray danışmanı cevap verdi, onların sözlerinde hiçbir sertlik yok.
Söyledikleri “Biz, Kürtlere hiçbir şey yapmayız, bizim hedefimizde teröristler var.”
Asıl görüşme ise akşam gerçekleşti.

Erdoğan bu çok ağır sözlere karşılık hemen Beyaz Saray'ı aradı.
İki saraydan yapılan açıklamalar da aslında sade suya tirit gibi.
Çünkü “ekonomik olarak Türkiye'yi mahvetme” lafı hiç geçmiyor açıklamalarda.
“İkili” ilişkilerden söz ediliyor.
Suriye konusunun ele alındığı anlatılıyor.
Amerika'nın Suriye'den çekilme planının görüşüldüğü belirtiliyor.
Beyaz Saray açıklamasında Amerika'nın bölgede birlikte çalıştığı “demokratik güçlere!” kötü muamele yapılmasını istemediği vurgulanıyor.
En önemlisi iki ülke arasındaki bazı resmi görüşmelerin de önümüzdeki günlerde yapılacağı belirtiliyor.
Sonuç şudur; Amerika belki ilk kez çok açıktan Türkiye'yi tehdit etti.
Türkiye'nin buna tepkisi son derece sınırlı ve alttan alarak gerçekleşti.
Elbette Erdoğan bu aşamadan sonra Amerika'ya yine “haddini bildiren” konuşmalar yapabilir, yapacaktır da.

Ama aslolan resmi dille iletilen mesajdır ki bu mesajda “merak etmeyin dediğinizi yapacağız” anlamı çıkmaktadır.
Bu aşamadan sonraki sert mesajlar artık Amerika'ya yönelik değil seçmene yönelik olacaktır.
Nitekim dün Erdoğan grup toplantısında Trump ile nasıl bir tarihi uzlaşmaya vardığını anlattıktan sonra lafı yine getirip CHP'ye dayandırdı ve sertleşti.
NOT: Başlık, konu vinyetinde de görüldüğü gibi tamamen ironik açıdan atılmıştır. Başlıktan yola çıkarak kendi kafasına göre güya eleştirmeye kalkanlara hatırlatayım istedim. İşin doğrusuna bakarsanız hep şahin gözüken Erdoğan bu kez CHP'nin tepkisinin bile gerisinde kaldı Amerika'ya karşı.

Kalite ile nezaket birleşince çok güzel oluyor…

Yılbaşı gecelerini yıllardır evde kutlarız.
Bu yıl da öyle oldu.
Evde hem daha rahat ediyoruz, hem ne yediğimizi ne içtiğimizi biliyoruz.
Yılbaşlarına özel genellikle hindi de yeriz.
Bu yıl “Misafirliq” isimli bir şirketin çok güzel yemekler yaptığını ve evlere servisinin de olduğunu söyledi bir dostumuz.
İnternetten sitesine girdim. Gerçekten “kaliteli olduğu” anlaşılan yemekler, yemek setleri ve tatlılar vardı.
Yılbaşına özel “kestaneli hindi” de yapıyorlardı.
En küçük boyunu ısmarladık, hangi saatte gelmesini istediğimizi belirttim ödememizi yaptım.
Hindi geldi, belirttikleri süre kadar fırında tuttuk ve masaya koyduk.
Ertesi sabah Misafirliq şirketine şu mesajı attım;
Sayenizde en kötü yılbaşını geçirdik.
Bu kadar kötü bir hindi olabilirdi.
Hiç pişmemiş.
Pişmesi de pek mümkün değil.

Çevremden kaliteli hizmet verdiğiniz duymuştum.
Ama demek ki iş yoğunluğu biraz fazlalaşınca bu kaliteyi tutturamıyorsunuz.
Ama bilin ki bunu bir kere yapabilirsiniz.
Sizin adınıza üzüldüm daha da önemlisi “kaliteli” olarak nitelenen bu tür kişi ve kurumlara olan güvenimiz de sarsılıyor.
Türkiye'nin toplam kalitesinin artırılabilmesi için her alanda mücadele eden biri olarak bunları yazmayı bir görev bildim.
Bir gün sonra çok kibar bir kadın aradı. Misafiliq'in yöneticilerindenmiş.

Başımıza gelene çok üzüldüklerini belirterek “Sadece sizden şikayet aldık, demek bizi de aşan bir şanssızlık yaşanmış, biz hep yüksek kaliteli iş yapmaya çalışan ve bunun için de kâr amacı gütmeyen girişimcileriz” dedi.
Sonra da “Size paranızı hemen iade etmek istiyoruz” önerisini yaptı.
Ben de bu nezakete karşılık “Hayır paramı iade etmeyin, ama aynı fiyatta bir yemek seti gönderin, paramı alırsam kalitenizi test edemeyeceğim, bunu yemeklerinizle gösterin” karşılığını verdim.
Üç gün sonra gerçekten olağanüstü bir menü gönderdiler.
O zaman anladım ki, kaliteli olmak ve üstüne bir de nezaketi eklemek şirketleri büyütüyor. Hiç tanımadığım, gazetecilik kimliğimi de hiç öne çıkarmadığım halde sıradan bir müşteri olarak bu davranışı gösterebilen Misafirliq yöneticilerine teşekkür etmek istiyorum.

70 milyonluk talihli saklanıyor mu, yoksa böyle biri hiç yok mu?

Tam 12 yıl aradan sonra Milli Piyango'nun büyük yılbaşı ikramiyesi tam bilete çıktı.
Bu yıl 70 milyon lira olarak belirlenen büyük ikramiye bir kişinin oldu.
Biletin Üsküdar'da satıldığı açıklandı.
Hatta bileti sattığını söyleyen Milli Piyango bayisi de “kimin aldığını bilmiyorum ama parasını alınca beni de görür inşallah” diye açıklama yaptı.
Ama bugün 16'ncı gün.
Milli Piyango'dan hâlâ açıklama yok. Yani piyango tarihinin en büyük ikramiyesini tek başına kazanan kişi hâlâ ortaya çıkmadı.
Neden acaba?
Belki saklanıyordur?
Birden ortaya çıkıp da dikkat çekmek istemiyordur.
Parasını bir yıl içinde tahsil edebileceğini bilerek nasıl harcayacağını düşünüyor da olabilir.
Ya da;
Bu yıl büyük ikramiye kimseye çıkmadı.
Belki de satılmayan bir tam bilete isabet etti 70 milyon lira.
Ama Milli Piyango bunu da söylemiyor. Tabii insanın içine ister istemez kuşku düşüyor.
Zaten hakkında Sayıştay raporları da bulunan Milli Piyango acaba içerde mi bıraktı yoksa önceden belirlenen birinin biletine çıkarıldı da onu mu saklıyor. Deli bir merak işte.

CHP kaba milliyetçiliğin gölgesine sığınmamalı…

Tuhaf ama gerçek.
Amerika Başkanı direkt Erdoğan iktidarına yönelik bir söz söyledi.
CHP'nin buna verdiği cevap, iktidarın cevabından çok daha sert oldu.
İktidar “muhtemelen” durumun çok kritik olduğunu fark ederek hemen alttan aldı ve olayı “Biz Kürtleri çok severiz, merak etmeyin” havasına büründürdü.
CHP ise sanıyorum toplumdan destek alacağını da düşünerek “Bu tehditler bize sökmez” açıklaması yaptı.
Açıkçası merak ediyorum, Amerika tehdit etse CHP ne yapacak acaba?
Bana bu politika hem ters hem de yanlış geliyor.
CHP ve diğer muhalefet eski alışkanlıklarla “Dışarıdan gelen her türlü saldırıya karşı tek vücut oluruz” mesajı vermeye çalışıyor.
Elbette öyle olacaktır ama CHP'nin şunu da düşünmesi gerek; Amerika ne oldu da bu kadar ağır bir dille iktidarı tehdit etti?
Eğer Amerika ya da bir başka ülke Türkiye'ye karşı bu kadar hoyratça davranabileceğini düşünüyorsa bunu iktidarın yanlış dış politikaları yüzünden elde etmedi mi?

Eğer Türkiye, dış politikada bu kadar ağır hatalar yapmasa, itibarını bu kadar yere düşürmese, güvenirliliğini kaybetmemiş olsa Amerika bu kadar fütursuzca davranabilir miydi?
İşte CHP'nin ve muhalefetin önce bunu sorması gerekiyor.
Amerika'ya karşı çok sert konuşulması, “bize sökmez” türü üst perdeden mesajlar vermesinin dışarıda hiç etkisi olmayacağı gibi içeride de bir yararı yok.
Çünkü bu konuda herhalde kimse CHP'nin ne dediğine bakmaz bile, çünkü aslolan iktidarın söylemidir.

Can ATAKLI – 16 Ocak 2019

Son Yazılar