amerikan imparatorlugu cokuyor2

Amerikan imparatorluğu çöküyor !

Bir önceki yazımızı, Amerikan vahşi kapitalizminin, kendi hapishane sisteminde sebep olduğu yolsuzlukla ilgili bir örnekle bitirmiştik.

Gelin bunu biraz daha derinlemesine inceleyelim. Amerika’da ve dolayısıyla liberal kapitalizmi kıble edinmiş tüm ülkelerde yoksul ve varsıllar için çifte standartlı bir adalet sistemi var. Milyonlarca yoksul insan en ufak kanun ihlalinde bile hapsi boylarken hortumcu finans kuruluşu, banka ve büyük şirket sahibi oligarklar ne yaparlarsa yapsınlar yanlarına kâr kalıyor. 2008 küresel finans krizinin müsebbibi sayılan bankacılardan hiçbiri ceza almadığı gibi;bankalar da devlet tarafından kayıpları karşılanarak kurtarıldı. Evlerini, işlerini ve hayallerini kaybeden milyonlarca insan ise soğuk birer bardak su içmekle yetindi.

Amerika’da dikkat çeken bir diğer konu da, 1997’den beri savunma bakanlığının polise 5,1 miyar dolarlık ağır silah ve askeri mühimmat devretmesi. Bariz bir şekilde kolluk kuvvetleri toplumun olası bir ayaklanmasına karşı tepeden tırnağa silahlandırılıyor. Polis neredeyse tek toplumsal kontrol mekanizması olarak kalmış ve hükümetler de yoksulluğu suç olarak görmeye başlamış durumda. Uyuşturucu bulundurmak ve kullanmak gibi birçok sosyal sorun; tutuklama, mahkeme, ceza ve hapse atma gibi yollarla bastırılmaya çalışıyor. Liberal filozof John Locke’a göre “mükemmel”bir devletin dört temel hakkı hürriyet, eşitlik, özgürlük ve mülkiyettir. Hükümetler tarafından ilk üç hak göz ardı edilip sadece mülkiyet hakkı önemsenirse Adam Smith’in öngördüğü gibi “hükümetler mülkiyet güvenliğini korumak üzerine inşa edilirse, gerçekte zenginleri fakirlerden veya mülkü olanları olmayanlardan korumak üzere inşa edilmiş durumuna” düşer.

Devlet her vatandaşına eşit şartlarda müreffeh barınma, sağlık hizmeti, kaliteli eğitim ve iş güvencesi sağlayamaz ve alt kesimi görmezden gelirse imkânı olmayan nesiller suçun ve karanlığın kucağına itilir. Sistem suç ve “suçlu sınıfı” yaratmak için tasarlanmış ki hapishaneler dolup taşsın. Bu hapishaneler de ABD kapitalizminin birer parçası. Mahkûmlar, büyük şirketler için ideal iş gücü. Asgari ücretin saatte 7,25 dolar olduğu ülkede 1 dolara veya karın tokluğuna çalışmaya zorlanıyorlar. Sosyal güvenceden ve haklardan yoksunlar, fazla mesai ücreti alamıyorlar, yani şirketlere masrafları neredeyseyok gibi. Çalışmak istemez veya karşı çıkarlarsa tecrit edilip hücre cezası alıyorlar. Hapishanelerde bulunan 2,3 milyon (dünyadaki toplam mahkûm sayısının %22’si) hükümlünün 1 milyona yakını büyük şirketler ve kamu kurumları için köle şartlarında çalıştırılıyor. Bu “köle-mahkûmları” şirketlerin hizmetine sunabilmek için hapishaneler dolduruluyor.

ÖZELLEŞTİRMELER YÜZÜNDEN MAHKÛMLAR ÇOK AĞIR ŞARTLARDA…

Her şey, tuvalet kağıdı da dahil, paralı olduğu için gelirleri ayda 30 doları geçmeyen hükümlüler hapishane kredilerine yönelip ömür boyu borçlanıyorlar. Bir de buna içeride kesilen cezalar ve aidatlar eklenince borç inanılmaz boyutlara ulaşıyor. 2015 verilerine göre tutuklanma ve hapsedilme yüzünden yaklaşık 10 milyon Amerikalının sisteme 50 milyar dolara yakın borcu var. Çoğu hükümlü cezasını tamamladıktan sonra borçlu vaziyette tahliye oluyor. Borçlarını ödeyemezlerse de hapse geri yollanıyorlar. Unutmayalım şirketlere dolu hapishaneler ve köleler lazım. 1970-2005 arası ABD hapishane nüfusunun % 700 arttığı göz önünde bulundurulursa tezgâh işliyor demektir.

Özelleştirmeler yüzünden mahkûmlar çok ağır şartlarda yaşıyorlar. Amerikalı Pulitzer ödüllü gazeteci-yazar Chris Hedges’in tespitine göre; Amerikan Anayasasının 13. Maddesince hapishanelerde kölelik yasal. Bu özelleştirmenin en büyük şirketi CCA, bünyesinde bulundurduğu 81,300 mahkûm üzerinden 2013 yılında 300 milyon dolar kâr etmiş. 600 hapishanenin yemeklerini sağlayan Aramark isimli şirketi 2007 yılında GoldmanSachs ve ortakları 8,3 milyar dolara satın almış. Bu şirketler adına çalışan siyasi lobi firmalarının amacı ise ülke genelinde hapishanelerin doluluk oranını % 90 seviyelerinde tutacak kanun ve düzenlemelerin kabul edilmesini sağlamak. Eyaletler verdikleri mahkûm kotasınıtutturamazlarsa şirketlere para ödemek zorundalar. CCA 2011 yılında içinde yargıçlarında bulunduğu, seçim kampanyalarına 700,000 doların üzerinde bağış yapmış ve ülkenin en büyük kâr amaçlı hapishane yönetim şirketi GEO ise Trump kampanyasına 250,000 dolar katkıda bulunmuş. 

Özel hapishanelerin çatısı altında bulunan mahkûmlar da yüklenici firmalar aracılığıyla, ABD’nin en büyük şirketleri için kölelik yapıyorlar. İçeride üretim yaptıran şirketlere örnek olarak IBM, Motorola, Microsoft, McDonald’s, Starbucks, Nintendo, Victoria’sSecret, Walmart, Procter&Gamble, Dell, Hewlett-Packard ve Pierre Cardingibi dev firmalar sayılabilir. Bütçeleri azalan eyaletler de kamu işlerini yaptırmak için bu ucuz yola başvuruyorlar. Mesela New Jersey eyaletinde, mahkûmlar için günlük ücret 1,30 dolar, yani ayda 28 dolar ücret alıyorlar. Özelleştirilmiş hapishanelerde ise durum daha da beter.

Diğer taraftan mahkûmlara hizmet veren hapishane kantinleri mallar dışarıdan daha pahalı. Örnek vermek gerekirse 100 adet zarf dışarıda 7 dolarken, çoğu hapishanede 15 dolara satılıyor. Bu durum çoğu zaten dar gelirli veya yoksul olan mahkûmlar ve aileleri için büyük bir sorun teşkil ediyor. Bu “hapishane endüstrisi” sayesinde nemalanan o kadar çok şirket ve kamu kuruluşu var ki, sistem bir kere hapse düşeni çıktıktan sonra tekrar içeri tıkmak için kurgulanmış. Şartlı tahliye ile veya cezasını çektikten sonra çıkanların %60’ı tekrar suç işleyerek geri dönüyor. ChrisHedges’a göre “hapishaneler geleceğin prototipleri, şirketlerin tüm işçilere yönelik uygulamak istedikleri sömürünün örnekleri.”

İNSANLARI NASIL YÜZÜSTÜ BIRAKTIĞININ EN BÜYÜK KANITI…  

Bu insanlığa sığmayan şartlar karşısında ayaklanmalar çıkmıyor değil. Fakat mahkûmlar organize olup daha büyük isyanlar çıkarmasınlar diye içeride de emperyalizmin temel kurallarından biri olan “böl ve yönet” politikası izleniyor. Temel olarak hapishanelerde Nazi kökenli “Aryan Kardeşler”, çoğunluğu siyahi Müslümanlardan oluşan “İslam Ümmeti” ve büyük siyahi çetelerin içerideki uzantısı olan “Siyah Gangsterler”gibi gruplar egemen. Bunlar arasında da sürekli çekişme, kavga hâkim ve bu da sistemin işine geliyor.

Amerikan İmparatorluğu çöküyor ve tarihteki diğer imparatorluklar gibi, çöküş sürecinde kötü yönetiliyor. Sağlam ittifaklar kurmak için gerekli olan itibarı yitiriyor. Toplumdaki eşitsizlik ve kutuplaşma,olanlar ve olmayanlar arasında iyice derinleşiyor. Bu çöküş ve kriz tüm dünyayı etkileyecek bir şekilde gelişiyor. Kurumları ve yapıları daha kırılgan olan, gelişmekte olan ülkeler, batıya nazaran bundan daha kötü etkilenecekler. Yeni sanayi devrimini kaçırıp, üretmeyip, hizmet sektörüne dayalı olan ülkelerin ekonomileri ve yoksul kesimleridaha da zor durumda kalacaklar.

Maalesef tüm istihdamının %60’ı hizmet sektörüne dayalı olan Türkiye de bu ülkelerden biri. Sayın Mahfi Eğilmez’e göre“Türkiye bugün Sanayi 2.0 ve 3.0’ın arasında, tarım ve hayvancılık politikasını modernleştirmesi ve ileri götürmesi gereken bir aşamada, dijital devrime katılmakta yolun belirli bir bölümünü ilerlemiş, daha çok katma değeri düşük mallar üreten, markalaşmada beklenen atılımı gösterememiş, hizmet sektörü aşırı şişmiş bir ekonomi görünümünde bulunuyor.”Ayrıca 35 OECD ülkesi arasında gelir dağılımı eşitsizliğinde Meksika’nın ardından ikinciyiz.

İşte bu eşitsizlik de, küreselleşme ve kapitalizmin tüm dünyada insanları nasıl yüzüstü bıraktığının en büyük kanıtı…  

Mehmet Ömer DEDEOĞLU – 24 Aralık 2018

Son Yazılar