globalisation225

İnsanlar birleşin, ‘İnsanlık’ olun!

Neo-liberal dalga orta sınıflarda daha iyi bir yaşam, gençlerde de daha iyi bir gelecek umudu (orta sınıfa dahil olma umudu) yaratarak yükselmişti.

Bu balonun patlamasıyla birlikte de geri çekiliyor. 

Orta sınıflardaki daha iyi yaşam umudu yerini sınıf düşme tehlikesine bıraktı. Gençlerdeki gelecek umudu da yerini gelecek kaygısına. Gençler mevcut dünyada yaşamak istemiyorlar ve arayış içinde kendilerini oradan oraya vuruyorlar.  

Neo-liberal dalga, emekçi sınıflar için zaten başından itibaren yıkım demekti. Fakat orta sınıfların neo-liberalizme kayması ile birlikte emekçiler yalnız kaldılar, kendi hallerine terk edildiler, dolayısıyla bu dalgaya direnemediler ve neredeyse köleleştirildiler. 

Ama kapitalizmin doğası gereği bu dalga beraberinde çok daha büyük bir tekelleşmeyi ve sermaye yoğunlaşmasını getirdi ve bu yoğunlaşmanın umut vaat edilen orta sınıfların sırtından da gerçekleştiği anlaşıldı. Çünkü başka bir “yeni sömürü alanı” yoktu.

20. yüzyılın başında palazlanan tekelci kapitalizm (emperyalizm), dünyanın Avrupa ve ABD dışındaki geniş coğrafyalarını kapitalist sömürüye katarak kendi merkezindeki orta sınıflara (küçük burjuvaziye), hatta emekçi sınıflara belli “sus payları” aktarabilmiş ve çelişkileri yumuşatabilmişti (bu nedenle devrimin odağı ezilen dünyaya kaymıştı). 

Fakat yeni tekelleşmenin böyle bir rezerv alanı yoktu. Dünya bitmişti. Elde sadece o umut vaat ettikleri yeni orta sınıflar vardı. Tekelleşme ivmesinin artışı ancak bu sınıfların sırtından sağlanabilirdi. Umudun önce kaygıya sonra da öfkeye dönüşmesinin ve neo-liberal dalganın ister istemez geri çekilmesinin nedeni budur. 

Neo-liberal dalga küçük burjuvaziyi emekçilerden kopararak yükseldi. Bugün tam tersine küçük burjuvazinin emekçileştiği ve emekçilere yaklaştığı bir süreç yaşanıyor. 

Mesele yıkıma uğramış (ve zihinsel açıdan iğdiş edilmiş) bu iki kesimin birliğinin ve ortak hareketinin nasıl sağlanacağı meselesidir. İşte “yeni büyük anlatı”, bu soruya -felsefi, ideolojik, politik, örgütsel ve eylemsel düzlemlerde- güçlü bir yanıt vererek işe başlayabilir. 

19. yüzyılın devrimci şiarı “bütün ülkelerin işçileri birleşiniz” idi (bütün ülkeler derken kastedilen Avrupa proletaryasıydı). 20. yüzyılın devrimci şiarı “bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halklar birleşiniz” oldu ve işçi-köylü ittifakı temel meseleydi (Gerçi Avrupa proletaryası ile ezilen halkların birliğinin sağlanabildiği söylenemez; ama işçi-köylü ittifakını başarıyla sağlayabilen ülkelerde büyük devrimler gerçekleşti).

21. yüzyılın ön-şiarı ise sanırım “insanlar birleşin” olacak. Dünya zenginliğinin büyük bir bölümüne el koyan bir avuç küresel sermayedara ve onların devletlerine karşı neredeyse bütün insanlığın birliği… Sistemin ipinin ucu burasıdır. 

Kapitalizm öyle “gelişti” ki, insanları “insanlık” haline getiriyor. Tıpkı bir zamanlar çürümüş ve yozlaşmış aristokrasinin yaptığı gibi. 

“Yeni Modernite Devrimleri” derken kastettiğimiz bu. İlk Modernite devrimlerinde (burjuva demokratik devrimler) olduğu gibi, nasıl o dönemde bir avuç aristokrata karşı neredeyse bütün halk başkaldırmıştı, bugün de bir avuç küresel sermayedarın egemen olduğu sisteme karşı neredeyse bütün insanlık başkaldıracak. 

Büyük toplumsal dönüşümler, mevcut hakim sınıf artık “gereksiz” hale geldiğinde, yani ortadan yok olsa bir şeyin değişmeyeceği hatta insanlığın önünün açılacağı durumlarda oluşuyor. Bugün böyle bir döneme doğru gidiyoruz. 

Küresel burjuvazi öyle bir sınıftır ki, artık gereksiz hale gelmiştir; yokluğunda insanlık bir şey kaybetmiş olmaz, hatta yeni kazanımların önü açılır. Marx’ın ortaya koyduğu “üretimin giderek toplumsallaşması ile mülkiyetin giderek tekelleşmesi arasındaki çelişki” inanılmaz ölçülerde ve dünya çapında keskinleşmiştir. Bu, egemen sınıfın, toplumsal üretimden tamamen koptuğunun (yani gereksizleştiğinin) işaretidir. 

Kapitalizm gelişti, gelişti, gelişti (tekelleşti, tekelleşti, tekelleşti) ve toplumdan ipini koparmış küçük bir azınlığa yoğunlaştı; dev yıldızların ömürlerinin sonunda kendi içlerine çökerek birer kara deliğe dönüşmesi gibi. 

Geniş sürece baktığımızda, bu, uygarlığın sonu demektir; yani sınıflılığın sonu. Anlaşıldı ki, Modernite sınıflılığa son verme sürecidir. Elbette bu sürecin alt aşamaları olacak; anarşizmi savunduğumuz sanılmasın. Ama perspektif ve kapsam böyle olacak. 

“İnsanlar birleşin!” şiarı aslında, emeğin, tüm emeğe el koyma biçimlerine karşı başkaldırısı anlamına gelir. Sosyalizm, bu kapsamda bir karşı çıkışın ideolojisi olmayı, yani sınıflılığın tüm biçimlerine karşı bir insanlık ideolojisi olmayı becerebilmeli. Bunu becermeye daha yakın bir düşünsel akım şu anda yok. 

Marx’ın komünizm ütopyası da zaten buydu: Sınıflılığın, ideolojilerin, tarihin ve uygarlığın sonu. 

BİRKAÇ NOT

Geniş süreçleri ele aldığı için biraz havada kalan bu yazının ayaklarını az da olsa suya indirebilmek için birkaç not ekleme gereği duydum. Bu notların her biri ayrı yazı konusudur aslında. 

- Modernite çağının bütün büyük sosyal devrimleri (İngiliz, Fransız, Amerikan, Alman, Sovyet, Çin ve Türkiye devrimleri vb.) gereksizleşen küçük bir kesime karşı geriye kalan bütün sınıf ve katmanların birleşmesiyle oluşmuştur. “Devrimci durum”dan kasıt budur. “Sınıfa karşı sınıf” tanımını, iki gladyatörün arenada kapışması ve geniş kitlelerin de seyretmesi gibi anlamamak gerekir.

Sorun devrim girdabına kapılan geniş kitlelere hangi sınıfın öncülük yapacağıdır; hareketin yönünü bu belirler. Düşmanın tecrit edilmesi ve en geniş cephenin gerçekleştirilmesi sorunu bütün devrim kuramcılarının temel problemlerinden biri olmuştur. Marx ve Engels, 1871 Paris Komününün neden yenildiğine ilişkin tahlillerinde, -diğer unsurların yanı sıra- Paris proletaryası ile Paris kırının birliğinin sağlanamamış olmasını da önemle vurgularlar. Lenin, işçi-köylü ittifakı meselesini devrimin başarısını belirleyecek can alıcı bir sorun olarak nitelemiştir.

Mao’yu ise saymıyorum bile; tam anlamıyla bir “geniş cephe uzmanı”dır. Kısacası, devrimler her zaman, karşı tarafın tecrit olduğu ve muhalif tarafın da mümkün olan en geniş biçimde birleşik olduğu toplumsal ve politik koşullarda gerçekleşebilir (gerek hareket gerekse örgüt düzleminde öncü-kitle diyalektiği ayrı konu); yoksa yenilgi kaçınılmazdır. Dolayısıyla “insanlar birleşin!” sloganı aslında bütün Modernite devrimlerinin temel şiarıdır. Öncü sınıfın “ulusal bir sınıf” haline gelmesi de aynı konuyla ilgilidir. Günümüzde ise çok daha netleşmiş ve dünya çapında gündeme gelmiştir bu nokta. 

- Bu konu Türkiye devriminin de temel problemidir. 15 yıldır Cumhuriyet tarihinin en büyük kitle hareketleri yaşandı. Cumhuriyet mitinglerinin ve ardından Haziran Direnişinin sonuç alamamasının temel nedeni, eski konumlarını kaybettikleri için muhalefete geçen orta sınıflar ile emekçilerin ve işsiz-yoksul kitlelerin ortak hareketinin sağlanamamasıdır (Aslında hareketlerin sınıfsal yapılarına baktığımızda yavaş da olsa bu ortaklığın oluşmasına doğru bir gelişim fark edilebilir). İşsizlerin ve emekçilerin büyük bir kesimi AKP iktidarının ideolojik hegemonyası (dincilik ve milliyetçilik) altındadır. Bu durum AKP’nin nasıl hâlâ iktidarda kalabildiğini de açıklar.

Onca yıpranmaya karşın AKP’nin büyük burjuvaziye, devlete ve emperyalistlere karşı en önemli kozu da budur: Yoksul emekçi kesimleri denetim altında tutabilecek tek odak olması. Sistemin iç ve dış egemenleri bu nedenle “ayar verme” ile yetinmektedirler. Bu durumda toplumsal muhalefetin bu ideolojik hegemonyayı kırmak ve özellikle emekçi kesimleri muhalefete katmaya çalışmak gibi bir stratejiyi benimsemesi gerektiği de ortaya çıkıyor. 

- Çin’i izlemeye ve anlamaya özel bir önem verilmeli.

Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi ve en hızlı büyüyen ekonomisi olan, dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini ve dünya proleter nüfusunun üçte birini barındıran bu küresel ülkedeki gelişmeler, tespitlerimizi (özellikle küresel burjuvazinin ara sınıflardan ve toplumdan koptuğu ve Modernite-kapitalizm ilişkisinin zıtlaşan bir ilişki olduğu tespitleri) -boşa çıkaran demesek bile- ciddi biçimde revize etmemizi gerektiren bir etki de yapabilir, tam tersine öngördüğümüz süreçleri hızlandıran bir etki de. Ve bu etki sadece Çin çapında değil dünya çapında olacaktır. Çin’deki gelişmeler, dünya kapitalizmine bir gençlik aşısı mı yapacak (ki böyle bir gelişme bütün kuramı değiştirir), yoksa kapitalizmin çözülmesini veya çöküşünü mü hızlandıracak? Gerçi Mao “on bin yıllık mücadele azminden” söz etmişti ama biz biraz aceleci bir toplumun devrimcileriyiz!  

Ender HELVACIOĞLU – 13 Aralık 2018 - ABC

Son Yazılar