jean jaures

Faşizmin ayak sesleri…

Paris, kışkırtıcı sıcaktı. Tüm evlerin camları, dükkânların kapı ve pencereleri, sudan çıkmış balıklar gibi açıktı.

Takvimler 31 Temmuz 1914’ü gösteriyordu. Monmartre Sokağı’nın köşesindeki Hilal Kahvesi’nde, geniş sırtını pencereye veren Jean Jaurès; her zamanki masasında kurmaylarıyla akşam yemeğini yiyordu. Sekiz gazeteciydiler. Üzgün ve endişeli. Dünya savaşının çıkmaması için çaba harcıyorlardı. Ama yapacakları fazla bir şey kalmamıştı.

Jaures, ertesi gün için savaşı körükleyen Rusya’ya karşı, Emile Zola’nın “İtham ediyorum…” makalesine benzeyen bir başyazı tasarlıyordu. Kurup yönettiği gazete L’Humanité, yani İnsanlık adını taşıyordu.

Akrebin onuna, yelkovanın çeyreği kalmıştı.

Jaurès’in arkasındaki açık pencerenin tül perdesi kıpırdadı, içeriye tabancalı bir el uzandı. Silah üç kez patladı.

Fransız sosyalizminin babası, masaya yığıldı.

Bir kadın çığlık attı: “Jean Jaurès’i öldürdüler!”

Siz bakmayın bizim ellerdeki bir çeşit etnik solculuğun, ırkçı sağcılıktan farkı olmadığına.

Jean Jaurès öyle değildi.

*** *** ***

Etnik ya da ırkçı milliyetçi değildi. Vatansever ve evrensel hümanistti. “Biraz evrensellik vatandan uzaklaştırır. Çok evrensellik, vatana yaklaştırır” derdi.

Fransız sosyalistlerinin başına 1893 yılında geçmiş ve partinin gazetesi L’Humanité’yi çıkarmaya başlamıştı. Ne Rusya yanlısıydı ne de komünist. Çünkü Rusya’da Çarlık vardı ve budala Rus Çarı, kendi hükümdarlığının sonunu getirecek savaşı çıkarmaya hazırlanıyordu. Dolayısıyla Jaurès ve sosyalistler, barıştan yana ve Rusya’ya karşıydılar.

Jaurès, kendisine sunulan tüm iktidar makamlarını elinin tersiyle itmişti. Ama düşünen Fransa’nın çok saygı duyduğu bir filozof, bir bilgeydi. Rus Çarlığı tarafından satın alınan sağcı Fransız basını, Almanya’ya kaptırılan Alsace Lorraine bölgesinin geri alınması için savaş çığlıkları atarken Jaurès’in barış çabaları kendisine Alman ajanı damgası vurulmasına yol açtı.

*** *** ***

Sanki AB’yi öngörmüşcesine İngiltere’ye önem veren ve Almanya ile savaşılmamasını savunan Jaurès, savaşın birinci değil ikinci raundunda haklı çıktı. Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya, Çarlık tacını kaybetti. Almanya’ya karşı zafer kazandıklarını sananların hepsi, faturayı 1940’larda çok ağır ödediler.

Ama işte henüz 1914 yılıydı ve Fransız milliyetçileri için savaş naraları arasındaki tek bozuk akort, Jean Jaurès’in mantığa ve barışa davet eden sesiydi.

Katili, anında yakalandı. Adı Raoul Villain ve dini imanı Katolik bir Fransız milliyetçisiydi. Cinayeti tek başına işlediğine karar verildi. 1919’da yargılandı ve beraat etti. Mahkeme masrafları da Jaurès’in dul eşine ödetildi.

Jean Jaures’in 1904’te sosyalist hareketin sözcüsü olarak kurduğu L’Humanité gazetesi, 1920’den 1994’e kadar Fransız Komünist Partisi’nin resmi yayın organı oldu. Bugün de gayri resmi olarak aynı partinin görüşlerini yansıtır.

*** *** ***

Zaman, elbette ki darıyı çöpten ayırdı. Jean Jaurès’in cenazesi gömüldüğü mütevazı kabrinden alınıp ülkesine hizmet etmiş gerçek kahramanların yanına, Panthéon’a taşındı.

Ancak Fransa’da, pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi gerek sosyalist, gerekse komünist partiler artık can çekişiyor. Hatta tarihe gömülmek üzereler diyebiliriz. Çünkü kapitalizm dahil sermaye, sınıf ve emek ilişkilerine dayalı ideolojiler; spekülatif ekonomi araç ve aracıları karşısında cevapsız kaldılar. On yıl içinde insan emeği ile birlikte emekçi/işçi sınıfını yok edecek olan robotizasyon önünde de çaresizler…

İdeolojilerin yeniden yazılmasına ihtiyaç var.

Ve onları beklerken Batı kültürüyle çarpışmaya giren siyasal İslamcı göçmen nüfusa karşı büyüyen öfkenin etkisiyle, Avrupa bir kez daha Jean Jaurès’i öldüren faşist iklimin etki alanına girecek gibi görünüyor.

Mine KIRIKKANAT – 21 Ekim 2018 - Cumhuriyet   

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul