nazim mutlu

Kindar-Sen!           

Her konuyu somut göstergeler üstünden konuşmak, anlaşılır olmanın temel kuralıdır. Başka türlüsü kolaycılıktır, ezberciliktir, demagojidir, boşa kürek çekmektir. 

Önceki gün (18 Ekim 2018), ilkokullarda “Andımız”ın okunmasının yasaklaması üzerine hem Eğitim İş hem Türk Eğitim Sen’in, 5 yıl önce Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) karşı Danıştay’da açtıkları davanın MEB aleyhinde sonuçlanması, gerek iktidar içinde gerekse iktidar şemsiyesi altındaki eğitim sendikasında şiddetli tepkilere yol açtı. Adalet Bakanlarının eskisiyle yenisi, peşpeşe, bu kararın yürütmenin işine karışma anlamına geldiğini, Danıştay’ın sınırını aştığını, bu nedenle de kararı uygulamayacaklarını ima eden görüşlerini, Danıştay’ı paylayarak kamuoyuyla paylaştılar.

Ama daha sert ve temelsiz, dayanaksız, demagoji, içi boş savlarla dolu asıl tepki, 17 yıl öncesine dek varlığı emek cephesinde ancak sembolik düzeyde hissedilen, AKP’nin iktidara gelmesinden sonra hızla atağa geçip kamu emekçilerini dayatmalarla, hem tayin-terfi işlerine “inayette bulunmak” hem de çalışanların “müesses nizam”dan zarar görmemeleri için tehditlerle kâğıt üstünde “en yetkili”, “en büyük” olan, bütün bunları kendini “sendika” sanıp yapan Memur Sen’in ve ona bağlı Eğitim Bir Sen’in Genel Başkanından geldi.           

“En büyük” konfederasyon ve “en büyük” sendikanın “en büyük” Başkanı, 2013 yılında toplumun büyük çoğunluğunun beklentileri üzerine hukuk devleti olmanın ve demokratikleşmenin bir gereği olarak Öğrenci Andı’nın kaldırıldığını ve sivilleşme adına önemli bir kazanım elde edildiğini” hatırlatarak, Gerici, baskıcı, militarist, totaliter zihniyetin ürünü olan Öğrenci Andı’nın kaldırılmasına, toplumsal barışın ve uzlaşmanın sağlanması, demokratik bir Türkiye’nin inşası adına Eğitim-Bir-Sen olarak biz de destek vermiştik. Ancak Danıştay 8. Dairesi, idarenin takdir hakkını hiçe sayarak, hukuki denetimin dışına çıkıp hiçbir pedagojik ve bilimsel veriye dayanma ihtiyacı duymadan ilköğretim okullarında Öğrenci Andı’nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmiştir. Pedagojik veya hukuki hiçbir dayanak göremediğimiz gerekçeli kararda, ülke gerçekliği ve toplumsal mutabakat bir yana, uluslararası hukuk ve anayasa dahi görmezden gelinmiştir” dedi.

Konuyla ilgili basın açıklamasının daha somut, anlaşılır olmasını sağlamanın yolu, Andımız’ın sözlerini “Başkan”ın öfkeli, “kindar” duygularla sarf ettiği kimi kavramlarla karşılaştırmaktan geçer. Öyleyse, işte Andımız, işte suçlamalarla ilgili yanıtlanması gereken, dolayısıyla konunun somutlanmasını sağlayacak sorular: 

"Türküm, doğruyum, çalışkanım, 
İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. 
Ey Büyük Atatürk! 
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. 
Varlığım Türk varlığına armağan olsun. 
Ne mutlu Türküm diyene!" 

  1. “Andımız”ın kaldırılması konusunda “toplumun büyük çoğunluğunun beklentileri”nden söz ettiğinize göre, bu “büyük çoğunluk”la ilgili sayı ya da oran nedir, elinizde bununla ilgili hangi veri vardır?
  2. Andımız, hangi özellikleriyle “demokratikleşme ve hukuk devleti olma”ya engel olmaktadır?
  3. Andımız’daki hangi sözler “toplumsal barışı ve mutabakatı” bozmaktadır?
  4. Bir yargı organı olan Danıştay’ın kararında “pedagojik ve bilimsel veriye dayanmak” mı, hukuksal gerekçeler mi belirleyicidir?
  5. Andımız’da “Gerici, baskıcı, militarist, totaliter zihniyetin ürünü” olan söz ya da sözler hangileridir?
  6. Andımız, “uluslararası hukuk ve Anayasa”nın hangi maddeleriyle çelişmektedir?
  7. Yine Andımız, “Türkiye’nin taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, birçok uluslararası sözleşmeye ve doğal hukuka aykırı” hangi düşünceleri içermektedir?
  8. Açıklamanızda adı geçen “doğal hukuk” nedir?
  9. Andımız’ın yazarı ve aynı zamanda dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Reşit Galip’in “insanları kafataslarına göre sınıflandıran sözüm ona bilim insanı olduğu”na ilişkin bulgu ve belgeleriniz nelerdir?           

Günümüzde eğitimin gerektirdiği bilimsel ve çağdaş ölçülerin hiçbiriyle ilgili girişimi, üyelerinin demokratik, özlük ve ekonomik haklarıyla ilgili ele avuca gelir hiçbir çabası olmayan, aksine, hükümetin her türlü siyasal amaçlarına hizmet için özellikle her seçim ya da halkoylaması dönemlerinde var gücüyle çabalayıp seferber olan söz konusu sendika yöneticilerinin yıllardır karma eğitimle, cumhuriyet düşmanlığıyla bilinen kişilere kol kanat germekle ilgili çıkışları akıllardadır.           

Şimdi Andımız’la ilgili son gelişme üzerine kâh demokratikleşmeyi kâh anayasa ve uluslararası hukuku kalkan olarak kullanırken hiçbir somut dayanak gösteremeyen Bay Başkan’a son sorumuzu soralım: Şu sıralarda yıllık gerçek enflasyon yüzde ellileri bulmuşken temsil ettiğiniz kitle adına tek cümlenizi duymadığımız emeği mi, içinin dışının yerle bir edilmesinde başrolü oynadığınız eğitimin mi, yoksa hükümetin mi birinci elden sözcüsü, temsilcisisiniz?

Ulusal Eğitim Derneği ve Öğretmen Dünyası Dergisi Adına

Nazım MUTLU – 20 Ekim 2018 - Ankara

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul