husnu mahalli225

Herkes okumalı ! (4)

Seçimden bu yana içimden geldiği gibi yazıyorum.

Biraz otosansür var ama olsun.
Milyonlarca insanın duygu, kızgınlık, öfke, endişe ve acılarını paylaşmak ve yansıtmak istiyorum.
Türkiye olup bitenleri hakketmiyor.
Erdoğan ve AKP 2011 öncesi çizgisinde kalsaydı Türkiye şimdi çok farklı bir konumda olacaktı.
Hiç kimse ‘Türkiye şimdi çok iyi' diyemez.
AKP'liler dahil.
Ama iktidar olmak insanları bir şekilde değiştiriyor.
Dünün dost ve kardeşleri artık düşman.
Kindar ve gaddar olmanın gereğidir bu.
Yalnız ülke içinde değil.

Bölgesel ve uluslararası bağlamda Türkiye'yi çok büyük risk ve tehlikeler bekliyor.
AKP tüm yanlışlarından geri dönüp başta Suriye olmak üzere herkesle barışmazsa başta Suriye olmak üzere bölgenin her yerinde bataklığa sürüklenir.
Orta ve uzun vadede Türkiye'nin hiç bir hesabı tutmaz ve tehlikeler katlanarak kendisine döner.
Kurtulmak için tek çare Şam ile barışmak.

Bunun ne anlama geleceğini saatlerce anlatabilirim.
Her şeyi eski haline döndürmek ve geleceğe yönelik yeni umutları yeşertmenin tek yolu budur.
Yurtta Sulh Cihanda Sulh' ya da tersi bunun için çok önemli.
AKP dışarıdaki kavgasını anlamlandırmak ve bu kavganın amaç ve sonuçlarını içeride kullanmak istediği sürece risk ve tehlikeler devam edecek.
Bölge gerçeklerini hatta tarihini iyi bilmeyenler her seferinde duvara toslar.
Kürt sorunu bunun için çözülemiyor.

Var olan anlayışla Ankara Kürt sorununu asla çözemez.
Önümüzdeki dönem bu sorun çok karmaşık ve tehlikeli bir hal alacak.
Suriye ile barışmadan bu sorun asla çözülemez.
ÖSO ve benzeri gruplarla işbirliği yaparak farklı hesap peşinde koşan   AKP yakında nasıl ve ne kadar yanıldığını görecektir.
Yanılmanın bedeli çok ağır olur.

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun önerdiği Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT)  çok önemliydi.
Türkiye, Suriye, Irak ve İran.
Türkler, Araplar, Persler ve bu ülkelerde yaşayan Kürtler barışıp ortak çözümler için anlaşmazsa bu bölgede hiç bir sorun çözülmez ve yaşanan sorunlar zamanla daha karmaşık ve kanlı bir hal alır.
Çok gerilere gitmeye gerek yok.
2011 ‘Arap Baharı'ndan bu yana Türkiye dahil ülkelerimizde yaşananlara bakın.
Yüzbinlerce ölü, fazlasıyla sakat, yıkımlar, sefalet, rezalet, ekonomik çöküntüler, kan, göz yaşı ve tarifi imkansız acılar.
Binlerce kitap yazılır ve yüzlerce Oscar'lı film yapılır.
Bu nedenle 24 Haziran seçim sonuçlarını çok önemsiyorum.
Yalnızca dört gündür özetlemeye çalıştığım olası iç politik gelişmelerden dolayı değil.
Her şeyi AKP'nin ‘Arap Baharı'nın fırsata çevirme hevesiyle başladığı için.
AKP Suriye'ye müdahale etmeseydi bugün bölgesinde ve dünyada çok saygın bir yerde olacaktı.
AKP siyasal İslamcı heveslere kapılıp ‘bölgesel ve uluslararası İslamcıların lideri benim' rolüne soyunmasaydı bugün Türkiye'nin içinde İslamcı söylem ve eylemler bu denli tehlikeli boyut kazanmayacaktı.
AKP şimdiki politikasından vazgeçer mi?
Sanmıyorum ama ‘geçer' diyebilmek için mucize gerek.
Bazıları da buna ‘pragmatik olmak' diyor.
Olduk olduk yoksa hep birlikte hapı yuttuk.
Canım güzelim Türkiye'ye ve siyasal eğilimi ne olursa olsun bu ülkeyi seven herkese yazık olur.
Ben fotoğrafı fazlasıyla net görüyorum.
Öncesi de var ama en azından ‘Arap Baharı'ndan bu yana gördüğüm gibi.
Keşke başta  CHP muhalif olduğunu söyleyen herkes benim gördüğüm detayları görüp gereğini yapabilseydi.
Yani bu süreci durdurabilseydi.
Geç kalındı mı?

Evet ama umutsuz yaşamaz ki insan.
Bu CHP ile mi?
Asla.
Kılıçdaroğlu ya da İnce farketmez.

Ortada derin yapısal bir sorun var.
Daha önce de yazdım:
CHP'liler  başta olmak üzere tüm liberal, demokrat, sol, devrimci ve laik cumhuriyetçi olduğunu söyleyen herkes son bir kez bir araya gelip yeni türden ortak mücadele koşullarında anlaşmalı ve hemen harekete geçmeli.
Son kez ve hemen.

Yarın çok ama çok geç olacak!
Benden söylemesi.

Hüsnü MAHALLİ - 07 Temmuz 2018 - Sözcü

****************************************************

Herkes okumalı ! (3)

Dünden devam edelim.
Yeni dönemde muhalif olan herkes ve her oluşumun sesi kısılacak ve zamanla tüm sendikalar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve benzeri oluşumlar AKP'leştirilecek itiraz edenler susturulacak.
Tüm bu gelişmelerden cesaret ve güç alan AKP'liler iktidar gücünü en uç saplantılarla kullanacak ve ülkede çok tehlikeli bir ihbar mekanizması başlayacak korku yaygınlaşacak.
Medyadaki dönek ve yalakaların yandaş küstahlığı sınır tanımayacak.
Erdoğan düşmanı, muhalifi ve rakibi herkes hedef gösterilecek ve susturulması için gereken her yola başvurulacak.
Türkiye asla 10 yıl öncesinin Türkiye'si olmayacak ve geçmişin geleneksel kafasıyla düşünenler sürekli yanılacak ve toplumu yanıltacak.
Yeni mücadele ideolojisi, anlayışı, davranışı, pratiği ve eylemi bulunmadıkça AKP çok uzun süre iktidarda kalacak.
Erdoğan iktidarda kaldıkça sistemin tüm gücünü kullanarak kendi geleceğini garantileyecek ve muhalefetin toparlanmasına, iktidar şansı aramasına ve AKP'yi devirmesine asla olanak tanımayacak.
Her şey ‘demokratik kurallar' içinde yapılacak.

2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde, Kasım 2015 seçimlerinde, Nisan 2017 referandumunda ve son olarak 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi.
Bundan böyle seçim olsa da fazla anlamı kalmayacak çünkü sonucu önceden belli olacak.
24 Haziran seçimlerinde AA'nın seçim sonuçlarını bir hafta öncesinden ilan ettiği gibi.
CHP başta olmak üzere muhalefet hemen toparlanıp inandırıcı yeni ideoloji ve eylem programıyla   harekete geçmezse Erdoğan 5 yıl sonra yapılacak seçimleri kesin kazanır ve bir sonraki dönem için iktidarını sürdürmek için gerekli tüm önlemleri alır.
Yani Erdoğan minimum 10 yıl Başkan kalır.
Sonrası mı?

Anayasayı değiştirir ya kendisi devam eder ya da ailesinden birini seçtirir.
Hem de ‘demokratik' yollarla.
Örneğin kızı Sümeyye Bayraktar ya da diğer kızı Esra'nın kocası Berat Albayrak.
İyi mi kötü mü buna bu ülkede yaşayan insanlar karar verecek.
Ama ben inandığım yolda yürümeye devam edeceğim.
Bu ülkeyi seven ve bu ülkeyle birlikte tüm bölge ülke ve halklarının sevinç ve acılarını paylaşan bir gazeteci olarak zor da olsa gerçekleri anlatmaya devam edeceğim.
Var olan özgürlüklerin sonuna dek kısıtlanacağı ortamlarda bu mücadelenin kolay olmadığını biliyorum. Bunun nedenle bildiğim bir çok gerçeği yazmam zaman zaman zor olacak. Zaten bu nedenle tutuklanmıştım. Onurlu bir gazeteci için otosansür yavaş yavaş ölüm demektir.
Ben bu filmi gençliğimde Suriye'de ve daha sonra diğer bölge ülkelerinde birebir yaşadım.

Bölge ülkelerinin durumu ortada.
Tek tek anlatmaya gerek yok.
Bazılarında örneğin petrol zengini Körfez ülkelerinde duble yollar, köprüler, tüneller, parklar ve binalar müthiş. Ama ülkeyi yönetenler çağ dışı, ilkel, bağnaz ve anti-demokratik.
Özgürlükler namına hiç bir şey yok.
200-300 yıldır sultan, kral ve emirler iktidarın tek sahibi.
Aile ve aşiretleriyle birlikte.
Hepsinde halk kandırılmış, yemlenmiş, dinle avutulmuş ve çoğu zaman cahil bırakılmış.
İnsanlar beyinsel ve düşünsel olarak taş devrini yaşıyor.
Okuyanları dahil.
Cumhuriyetle yönetilenler daha ilginç.
Darbeyle gelip 30-40 yıl kalanlar var.
‘Arap Baharı'yla bazıları değişti.
Ama genellikle hepsi perişan.
Cehalet, yoksulluk, yolsuzluk ve dini bağnazlık ortak payda olmuş.
Azerbeycan örneği çok hoşuma gider:
Baba Haydar Aliyev ölünce oğlu İlham Başkan oldu ve anayasayı değiştirerek eşi Mihriban'ı başkan yardımcısı seçti. Azerbeycan medyasına göre İlham yakında 19 yaşındaki oğlu Haydar'ı ikinci ve kızı Leyla'yı üçüncü başkan yardımcısı seçecek.
Petrol parası olduğu sürece sorun yok.
Halk kırıntılarla oyalanır.
Demokrasi ve özgürlük karın doyurmaz' diyenler çoğalıyor.
Özgür ve onurlu yaşamak' dediğiniz şey de ne!
Her gün sinirinden çatlayıp patlasa da insanlar kaderine razı olacak ve kendilerine dokunulmadığı için şükredip yaşamaya devam edecekler.
İlgisiz, duyarsız, heyecansız ve vicdansız.
Yarın devam edecek.

Hüsnü MAHALLİ - 06 Temmuz 2018 – Sözcü

*****************************************************

Herkes okumalı ! (2)

Kasım 2002 seçimleriyle demokratik laik bir Cumhuriyet'te AKP gibi İslamcı bir partinin iktidar olması başta Ortadoğu olmak üzere İslam coğrafyasında herkesin ilgisini çekmişti.
Hiç kimse bu partinin %36 oy oranıyla Meclis'in %66'sını ele geçirdiğini sorgulamadı.
Nasıl olsa her şey ‘demokratik kurallara' göre gelişmişti.
Sonuçta Erbakan'nın öğrencileri AKP'liler iktidar olmuştu.
Büyük Ortadoğu Projesi'nde AKP kendine bir yer edinmişti.
Türk dizileri Arap televizyonlarında izlenme rekorları kırıyordu.

Erdoğan her yerde seviliyordu.
2011 ‘Arap Baharı'yla kabaran hilafet ve saltanat hevesleri her şey bozdu.
‘Komşularla sıfır sorun' diyerek yola çıkan AKP sağlam komşu bırakmadı.

AKP yönetiminde Türkiye artık Ortadoğu'laşıyordu.
AKP ve lideri Erdoğan bunun için ne gerekiyorsa yapmaya kararlı görünüyor.

Erdoğan, Ağustos 2014'te Cumhurbaşkanı seçildi.
Yetmedi Haziran 2015 seçimlerinin yenilgisini bildik yöntemlerle Kasım 2015'te zafere çevirdi ve Nisan 2017 referandumuyla tüm yetkileri eline aldı.
Baskın 24 Haziran seçimleriyle son darbeyi vurdu ve ‘demokrasi benim' dedi.
Peki şimdi ne olacak?
Ortadoğu'da Diktatörler' kitabımı okuyanlar neler olabileceğini tahmin edebilir.

Yeni anayasaya göre ülkenin tek hakimi Erdoğan.
Ordu, istihbarat, güvenlik, yargı, medya ve bütün organlarıyla ekonomi artık direkt Devlet Başkanı olarak Erdoğan'a bağlı.
Erdoğan başkanlık kararnameleriyle istediği an olağanüstü hal ilan edebilir, tek başına bütçe hazırlar ve canı istediğinde Meclis'i feshedebilir.
Çok fazla işlevi kalmayan TBMM'de çoğunluğu da sağlayarak istediği tüm yasaları hızla çıkarır.
Özetle Devlet Başkanı olarak Erdoğan bundan böyle iç ve dış politikada istediği her kararı tek başına alır ve uygulattırır.
Herkes ve her şey ona bağlı.
Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi.
Tek farkla Erdoğan seçimle geldi.
Dünyada başka örnekleri de var.

Peki bundan böyle ne olabilir?
Ortadoğu ülkeleriyle İslam coğrafyasını dolaşan ve tüm siyasal tarihlerini, sosyal ve kültürel dokularını ve dini yapılarını bilen biri olarak hiç iyimser değilim.
Kısa, orta ve uzun vadede.
Erdoğan anayasadan aldığı yetkilerle yetinmeyerek çok daha fazlası için harekete geçecek.

Erdoğan yeni yetkilerle birlikte Türkiye'yi kendi ideolojik, sosyal, kültürel ve dinsel tercihleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışacak.
Dinsel içerikli okul, kurum, oluşum ve bilumum örgütlenmelerin hızla ve güçlü bir şekilde ülkenin her yerinde olması için gerekli tüm adımlar atılacak.

Böyle bir çaba Erdoğan'ın bölgesel ve uluslararası dinsel bağlantıları için de gerekli. Dünyadaki Müslüman Kardeşler kökenli tüm İslamcı parti, örgüt ve oluşumlar Erdoğan'ı siyasi ve ruhani lider olarak görüyor.
Böylesi bir bağlılık Erdoğan açısından büyük mali yükümlülük getirdiği için örtülü ödenek ve özel bütçe yetkisi ve bazen de askeri ve istihbarat gücü gerektirir.
Bunun için ordu ve istihbaratın dışında direkt Erdoğan'a bağlı özel güvenlik birimleri oluşturulur.

Devlet ve toplumun İslamlaştırılması için gerekli adımlar atılır ve laik Cumhuriyet'i hatırlatacak tüm kurum, anlayış, sembol ve alışkanlıklar ortadan kaldırılır.
Siyaset yani AKP her yere girecek.
Ordu, istihbarat, güvenlik, okullar ve devletin tüm kurumlarında üst düzey herkes partili olur.
Ulusal Savunma Üniversitesi'ne bağlı askeri okullara ve polis akademilerine mülakatla alınacaklar arasından ‘dini bütün ve milli duyguları kabarık' gençler tercih edilecek.

10 yıl sonra ordu ve polis teşkilatında herkes namazında niyazında olacak. Bu da çok ‘normal' çünkü ordu ‘Peygamber ocağı asker de Mehmetçik ya da Erdoğan'ın deyimiyle Küçük Muhammed'.
Gün gelecek Devlet Başkanı tarafından atanacak olan valiler aynı zamanda belediye başkanı görevini üstlenir.

İktidarını güvence altına almak isteyen Erdoğan bundan böyle muhalefetin siyasal çalışma alanını daraltmak amacıyla özgürlükler ve demokrasinin sınırını, kriterini, ayarını ve gramajını kendisi belirler.
Fazlası yarın

Hüsnü MAHALLİ - 05 Temmuz 2018 - Sözcü

****************************************************

Herkes okumalı ! (1)

İşgal altındaki Filistin dahil Arapların 22 ülkesi var. Bunların 8'ini sultan, kral ya da emirler yönetiyor. Geri kalanlarında cumhuriyetler var.
Bu ülkelerde çok sayıda askeri darbe yaşandı savaşlar ise bir türlü bitmedi.
Kitap okuma alışkanlığı hiç yok.
2017'nin sonlarına doğru bu ülkelerin siyasal tarihleriyle birlikte anayasal yapılarını özetleyerek oturup yazdım.
Sonra da İsrail, İran, Azerbeycan, Pakistan ve Afganistan'ı ekledim.
Kitabın adı ‘Ortadoğu'da Diktatörler' oldu.
Eksik de olsa iyi ve önemli bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
Yakında detaylandırarak yeniden yazmayı planlıyorum ve herkes okusun diye imza günleri düzenleyeceğim.
Çünkü konusu siyaset olan her sohbette herkes Türk insanının okumamasından şikayet eder. İşin ilginç olan tarafı şikayet edenlerin ezici çoğunluğu de kitap okumuyor.
Sosyal medya çıktı mertlik bozuldu ve insanlar artık gazete bile okumaz oldu.

Bazen Twitter'da köşe yazılarımı paylaştığımda Troller okumadan saldırıyor diğerleri hemen beğeniyor ya da re-twit ediyor.
Yani okumadan.
Dönelim ‘Ortadoğu'da Diktatörler'e.
Kitap piyasaya çıktıktan sonra birileri arar bir şeyler söyler diye uzun süre bekledim.
Politikacılardan yalnızca Kültür eski Bakanı Fikri Sağlar aradı ve kitabın çok önemli olduğunu söyledi.
Teşekkür ederim.
Başka politikacıların okuduğunu sanmıyorum.
Bu düşüncem doğruysa ülke adına çok ayıp ve felaket demektir.

Diyebilirsiniz ki ‘Hocam adamlar her kitabı okuyacak zamanları yoktur'.
Doğrudur ama bu kitap şimdi okunmalıydı.
Ortadoğu'daki siyasal yapıları anlatan ve ayağına kadar gelen bir kitaptan bu yapıları tanıma zahmetine katlanmayan bir politikacı düşünemiyorum.
Tam da Türkiye'nin giderek Ortadoğulaştığı bir dönemde.
Tam da parlamenter sistemin ortadan kaldırıldığı ve yerine mutlak bir başkanlık sisteminin yerleştirildiği bir zamanda.
Demek ki bizim muhalefet okumayı sevmiyor!
İtiraf edeyim kitap piyasaya çıktığında çok yerden davet alıp sohbet için çağırılacağımı düşünmüştüm.

Kuru bir hayalmiş.
Belki de bizimkiler her şeyi bilir anlar ama ben bilmiyorum.
Özetle ortada çok ciddi bir sorun var.
AKP'ye oy veren insanlardan ‘kekli kıraathane' söylemiyle dalga geçenlerin durumu çok farklı değil.
Aydın geçinen ve her konuda görüş belirten ya da palavra sallayan çok sayıda kişinin hiç kitap ya da  gazete okumadığını ben biliyorum.
Televizyon haberleri ve sosyal medyada üç beş cümlelik yorumlar ya da kısa videolar onlara yetiyor.

İnsanları şizofren yapabilen diziler ve içi boş yarışma programları geniş kesimleri esir alıp düşünme yeteneklerini giderek törpülüyor.
Türkiye giderek Ortadoğulaşıyor.
Her şeyiyle.
Vasat kültür ve sosyal karakterler toplumlara egemen kılınmak isteniyor.
Cehalet ve yoksulluk yobazlıkla bir araya getirilmek isteniyor.

Küçük, orta ve büyük ölçekli yolsuzluklar işin GDO'su.
Sonuçta avanta insanların karakterine işliyor.
‘Orta direk Şaban' misali.
Özal'ın dediği gibi ‘Memur işini bilmeli'.
Oportünist, lümpen ve kurnaz olmak beceri ister.
Üçü bir araya geldi mi hastalık hızla yayılır.

Bulaşıcıdır ama çoğu zaman bazılarını mutlu eder.
Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi.
Sağcı ya da solcu olmak hiç önemli değil ama sağcılar daha becerikli.
Onlarda seviye giderek düşüyor ve kitap okumayanlar bu kez kitabı görmek bile istemiyor.
Kur'an-ı Kerim olsa bile!
Duvarda asılı durabilir.
Tarikat, cemaat ve şeyhler bunun için var.

Şeyhler anlatır cahiller kafa sallar.
Adamlar malı götürür yoksullar onlar için dua eder.
Oyun yani demokrasi kuralına göre devam eder.
Yoksulluk, cehalet, yalan ve dolan.
Din, vatan ve millet olmadan asla.
Sefalet her zaman her yerde.
Nerede mi?

Ortadoğu denilen bizim coğrafyada.
100 yıldır.
Fazlası var eksiği yok.
Nedeni mi?
Diktatörlük.
Yani gaddarlık.

Hüsnü MAHALLİ - 04 Temmuz 2018 - Sözcü

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Rain

16°C

Istanbul