baskanlik sistemi abd projesi225

ABD Türkiye'ye müdahale zemini yaratıyor!

En yakın örneği Saddam. Önce silah verdiği, desteklediği Saddam çıkarlarına ters düşünce diktatör ilan edildi ve ipte sallandırıldı.

Malum 2015’in 7 Haziran’ında Türkiye seçime gitti. İktidarın oy kaybı büyük oldu. Oyları %40.98’e gerilemişti. Haliyle iktidar partisinde panik başladı. Neden oy kaybettiklerinin araştırmasını yaptılar. Daha önce kendilerine oy vermiş bir kısım seçmenin kendilerinden yüz çevirdiği noktaları tespit ettiler.

Bunlardan en önemlisi;“çözüm süreci” adı altında PKK ile yapılan görüşmelerdi. Bu sürecin sonucu örgüte karşı bölgede operasyon yapılmaması, doğal olarak örgütün giderek bölgede palazlanması ve şehirleri kontrol etmeye başlaması kamuoyunda büyük bir rahatsızlık yaratmıştı.

PKK terör örgütü öylesine palazlanmıştı ki artık bölgede devletin yetkilerini kullanmaya başlamıştı. HDP’nin kazandığı belediyeler aracılıyla yönetsel erk oldu. Özyönetim adı altında devlet gibi hareket etmeye başladılar. Asayiş birimleri kurarak kolluk, sözde mahkemeler kurarak yargı görevini üstlendiler. Vergi adı altında bölgedeki herkesten haraç aldılar… Bir devletin yapması gereken her şeyi yapıyorlardı.

O kadar rahat hareket ediyorlardı ki Cizre’nin ortasında güpegündüz binlerce insan toplanıyor, sözde asayiş biriminin militanlarının yemin törenine katılıyordu.

Terör örgütü bu süreci tamamen lehine kullanmış, şehirlere iyice yerleşmiş, silah ve militan yığmış, sonra her şehri harp sahası, evleri ise mevziiye çevirmişti.

Ummadığı oy kaybına uğrayan iktidar, bölgede artık devlet haline gelen PKK’ya karşı zorunlu olarak operasyon yapmaya karar verdi.

BÜYÜK HATA BÜYÜK BEDEL ÖDENEREK DÜZELTİLEBİLMİŞTİ..

2015’in Temmuz ayında “çözüm süreci” sona erdi. Operasyonlar başladı. Mart 2016 operasyonlar bittiğinde geride, çatışmalarda harap olmuş mahaller, 700’ü aşkın şehit vardı. Tabi 285 vatandaşımız da can vermişti bu olaylarda.

Bunun yanı sıra 3500’ü aşkın da terör örgütü üyesi ölü ele geçirilmişti. Ama neye yarar, bunca kayıptan, yıkımdan sonra?

Yapılan büyük hata, ancak büyük bedel ödenerek düzeltilebilmişti.

Bu süreçte hükümetin yaptığı hatalar zincirinin diğer büyük halkalarından biri Suriye politikası; diğeri de iyice palazlandırılan Fetullahçı örgütün devlette, Türk Ordusu dahil bütün kurumlarda kontrolü sağlamasına sebep olunmasıydı.

İşte Güneydoğu’da bu çatışmalar devam ederken, Suriye bataklığında üretilen IŞİD, sadece orada değil ülkemizde de eylemler yapmaya başlamıştı.

Suriye’de birbirlerine karşı savaşır görünen örgüt (PKK ve IŞİD), Türkiye’de ülkenin istikrarına, birliğine yönelik “kör terör” eylemlerine başlamışlardı.

2015 yılında tamamen sivil halka yönelik 4 eylem gerçekleştirir iki örgüt...

Ancak 2016 yılına gelindiğinde bu tür eylemler öylesine hız kazanır ki, her ay ortalama iki adet bu tür eylem olmaktadır. Yapılan bu tür sivil insanları da hedef alan saldırılar Irak’ta dahi bu kadar yoğun değildir.

2016 yılının Temmuz ayına kadar bu saldırılar alabildiğine sürer. İnsanlar çok tedirgindir. Alışveriş merkezlerinde dükkânlar iş yapamaz hale gelir.

Haziran ayında üç saldırı olur. Bu ayın son saldırısı 28’sinde İstanbul’da Atatürk Havalimanında olmuştur.

ONLAR MOLA VERDİ YERLERİNİ FETÖ DOLDURDU!

2016’nın Temmuz ayında IŞİD de PKK da terör eylemlerinde mola vermiştir. Onların durduğu ayda bu sefer ortaya FETÖ çıkar. 15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye tarihinde olmayan bir saldırı olur. Sonuç 249 sivil vatandaşımız hayatını kaybeder. İki binden fazla da insanımız yaralanır.

Temmuz ayının saldırı hakkını FETÖ kullanmıştır.

O saldırı atlatıldıktan sonra IŞİD ve PKK, saldırılarına kaldıkları yerden hem de alabildiğince yoğun devam ederler. Ağustos ayı saldırılarda rekor kırar: 5 saldırı.

Sivil hedeflere dönük bu saldırılar, her aya ortalama iki saldırı düşmek üzere 2017 yılının başına kadar hız kesmeden sürer.

Son saldırı, 5 Ocak 2017 tarihinde İzmir Adliyesine yapılır. Saldırıyı yapan PKK’dır. Bir polis memurunun (Fethi Sekin) can verme pahasına beklenmedik karşı koymasıyla oradaki hâkim ve savcılara yapılacak bir katliam engellenir. İzmir Adliyesi belli ki özel hedeftir.

Neden İzmir Adliyesini özel hedef yapar bu örgüt? Yakın zamanda o örgüte karşı güçlü bir operasyon yapmış da onun içindir diye düşünülebilir. Bakıldığında İzmir Adliyesi, gerçekten son 6 ay içerisinde iki örgüte karşı güçlü operasyonlar yapmış gözükmektedir. Hemen 15 Temmuz öncesi FETÖ’nün Türk Ordusu içindeki üniformalı militanlarına karşı, bir de IŞİD’e karşı. Ancak yakın zamanda PKK’ya karşı bir operasyon olmamıştır.

Peki, bu durumda PKK’ya ne oluyor? Sanki diğer örgütlere yapılan operasyonların intikamını almak ve gözdağı vermek için bir saldırı gerçekleştirmesi makul mü? Yoksa bu eylem bir tesadüf mü? Yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığı şeklindedir.

Bu örgütlerin birbiriyle ne ilgisi var denebilir. Elbette militan seviyesinde ilgisi yok gibi gözüküyor. Ama kullanan el bazında farklı diyebilir miyiz? Kuklalar farklı ama kuklacı aynı…

NE OLDU DA BIÇAK GİBİ KESİLDİ?

5 Ocak 2017 son saldırı dedik değil mi? Evet, o tarihten sonra Güneydoğu’daki düşük yoğunluklu çatışmalar haricinde Türkiye’de o gün bugün bu tür sivil halka dönük, “kör terör” diyebileceğimiz bir saldırı olmadı.

Ne olmuştur da bu saldırılar bıçakla kesilir gibi kesilmiştir? Alınan yoğun güvenlik tedbirleriyle filan derseniz, güvenlik bürokrasisi içinden gelen biri olarak sadece gülerim.

Olan, sadece kuklacı kuklalarına mola vermiştir. Neden sorusu yakıcıdır…

baskanlik sistemi abd projesi

5 Ocak’tan sonra ne olmuştur diye bakmak lazım. Soralım, ne olmuştur? Görünen en önemli olay, bu saldırının hemen akabinde, 9 Ocak’ta “Türk tipi başkanlık” sistemi, referandum için TBMM’ye getirilmiş, 24 Ocak 2017’de de kabul edilmiştir.

Terör sopası o güne kadar bu nedenle sırtımızdan eksik edilmiş olmasın?

Bunun için kuklacıya da bakmak gerekir. Kuklacıyı bulmak için fazla araştırmaya gerek yok aslında.

15 Temmuz’un arkasında ABD olduğu tartışılmayacak kadar açıktır. Ya diğer saldırıların? Hatırlar mısınız, CIA’nın Türkiye uzmanlarından Henry Barkey, İstiklal caddesindeki saldırısından beş ay önce “Ya İstiklal caddesinde bomba patlarsa” demişti.

Kuklacının izi, hani göze sokmak kabilinden 11 Ekim 2017 günü o kadar su yüzüne çıktı ki. O gün Türkiye’den ayrılmak için hazırlık yapan ABD Büyükelçisi John Bass şöyle dedi; “9,5 aydır Türkiye’de terör saldırısı olmuyor. Bu teröristlerin vazgeçtiğinden değil, işbirliğimizin sonucu.”

“İŞBİRLİĞİ” NE ZAMAN BAŞLADI?

Bunu sadece itiraf olarak okumamışsınızdır umarım. Açık tehdit bu! Kuklalara mola verdik diyor elçi. İstediğimiz olmazsa devam ederiz diyor.

İşbirliği ile bu saldırılar sonlandırılacaksa ne için müttefikinle daha önce yapmadın bunu da, yaklaşık 2 yıl boyunca yüzlerce insanın ölümüne sebep oldun demezler mi adama? Yetkililerden bu söyleme karşı bir açıklama geldi mi? Ben duymadım… Neyse…

“İşbirliği” ne zaman başlamış görülüyor bu durumda? Son saldırı olan 5 Ocak 2017 İzmir Adliyesi saldırısı sonrası “Türk tipi başkanlık sistemi” referandumunun meclise getirilip kabul edilmesiyle.

Getirilmek istenen sistemin ABD ile ne ilgisi olabilir diyebilirsiniz. “Getirilecek olan sistemin tek adama dayandığını, anti demokratik olduğunu, ABD’nin ise böyle bir sistemin değil, demokrasinin yayılması için gayret içerisinde bulunduğunu” filan diye düşünmüyorsunuz umarım…

Gerçek demokrasinin olduğu bir ülkeyi düşünün; yürütme ile anlaşıyorsunuz, yasama organını aşamıyorsunuz, onu da hal ediyorsunuz yargı karşınıza çıkıyor. Ee bunlar bir yana, bir de kontrolünüzde olmayan sivil toplum örgütlerinin muhalefeti söz konusu. Hepsini nasıl kontrol edeceksiniz? Uğraş da uğraş. Hâlbuki tek adam sisteminde bir adamı kontrol ettin mi o ülkede istediğini yaptırırsın. İşine gelmezse de onu diktatörlükle suçlar müdahale zemini yaratır, ülkeyi karıştırır, müdahale edersin…

YENİ SİSTEMİ DESTEKLİYORLAR !

En yakın örneği Saddam. Önce silah verdiği, desteklediği Saddam çıkarlarına ters düşünce diktatör ilan edildi ve ipte sallandırıldı.

Emperyalizm sömürüsüne bakar. Senin ne ile yönetildiğin değil, senden ne aldığıyla, seni ne kadar sömürdüğüyle ilgilidir. ABD’nin bölgede en iyi anlaştığı ülkelerden biri Suudi Arabistan. Bırakın kıyısından köşesinden demokrasiyi, kadınlar araç dahi kullanamıyor orada… Bunlar sorun değildir!

Ee ne demek istedik özetle… Söyleyelim…

ABD, Türkiye’ye getirilmek istenen yeni sistemi destekliyor. Bu sistem, ancak halk desteği yüksek bir liderle gerçekleşirdi. O gerçekleşti. 2019’da yapılacak seçimle bu sistem fiiliyata geçecek. Yani ABD’nin istediği sistem gelecek.

ABD’nin, bu sistemin getirilmesini sağlayan Erdoğan ile yürümek istemediği görülüyor…

O zaman… Yok, bundan sonraki öngörülerimi çok açık yazarak moral bozmak istemiyorum…

Sadece şu kadarını ifade edeyim, ABD’nin Türkiye’ye müdahale zemini yaratmak için ortamı yıllardır şekillendirdiği pek çok veri ile sabit.

Böylesi bir müdahalenin parlamenter sistem ile yönetilen bir ülkeye olması mümkün değil, çünkü bunu dünya kamuoyuna anlatamaz. Ancak diktatörlükle yönetildiği algısı yaratılan bir ülkeye müdahale, yukarıda verdiğim Saddam örneğinde olduğu gibi kimsenin karşısına çıkamayacağı bir durumdur. Burada ABD yüzde yüz başarılı olur, bizim gücümüz yetmez naifliğinde değilim. Elbet bu ABD’ye çok pahalıya mal olur, ama ya bizim ülkemize?

Son söz; radikal bir dönüş yapalım ve yeniden parlamenter sistemi getirelim, düşmana sürpriz bir karşılık verelim, planladığı oyununu bozalım. Hala böyle bir fırsatımızın ve zamanımızın olduğunu düşünüyorum. Mensubu olduğum toplum ve ülkem adına bunu ilgililerden istiyorum…

Çünkü benim gidecek başka bir ülkem yok!

Mustafa ÖNSEL – 10 Şubat 2018 - Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Partly cloudy

25°C

Istanbul