mustafa onsel

15 Temmuz öncesinde FETÖ’nün kumpas kurduğu askerler şimdi 15 Temmuz gerekçesiyle tutuklu!

15 Temmuz 2016 günü yaşananlara darbe girişimi/kalkışma desek de, aslında Türk tarihinde benzeri görülmeyen biçimiyle can evimizden vurulduk.

Devşirilen, beyni iğdiş edilmiş, mankurtlaşmış bir grup “bizim çocuğun” saldırısına uğradık. Bu kalkışma yakın tarihimizdeki darbe ve darbe girişimlerinden çok daha farklıydı. Hükümete, dahası Cumhurbaşkanına yönelik görünse de bu, işin sadece örtüsüydü, mazeretiydi. Asıl hedef Türk Milleti, Türk vatanıydı.

Adına artık yaygın isimlendirmeyle FETÖ denilen bu melun örgüt, o gece başarılı olamadı. Ama o gece başarısızlık alternatifini de düşünerek en iyi yaptığı işi yaptı. Kendinden olmayanları bile işin içinde göstermek, dahası kendilerini nispeten örtmek, çoğunluğun içinde saklanmak için o gece çoğu askeri birlikte “terör saldırısı” yalanını kullandı.

Son günlerde ortaya çıkan ve bir başka yazının konusu olacak Bylock kumpası gibi…

İşte o gece pek çok yerde “terör saldırısı” gerekçe gösterilerek, kendilerinden olmayan özellikle küçük rütbeli askerlere de görev verdiler.

Sırf bu nedenle çağrıldığı için görev yerine giden, ötesinde bir yere intikal eden, asla halkla karşı karşıya gelmeyen, işin aslını öğrenince hemen geri dönen azımsanmayacak sayıda küçük rütbeli tutuklu asker bulunuyor…

Şu aralar oldukça fazla sayıda tahliyeler var. Hatta gerçek belge olduğu net olan ve bütün birliklere Genelkurmay karargâhından çekilen görevlendirme listesinde çok önemli yerlere atanan -sıkıyönetim komutanlığı gibi- birçok general bile tahliye edildi.

Bir diyeceğimiz yok! Aralarında FETÖ’cü olduğu veya onlarla aynı kayığa binen şahısların da bulunduğu söylemlerine girmeyeceğim. Fakat ilden ile değişen, mahkemeden mahkemeye, yargıçtan yargıca farklılaşan uygulamalarla karşı karşıyayız.

BİZ YUTMUYORUZ DA, YARGI İNSANLARI NASIL YUTUYOR ANLAMIYORUM!

Düşünün adam, en önemli illerden birinin sıkıyönetim komutanı olarak gösterilmiş, bütün birlikleri o gece darbe girişiminde bulunuyor serbest, ama hiçbir şeye karışmamış bir başka subay ama yanlış anlama, ama bir şikâyetle hala cezaevinde yatmaya devam ediyor.

Ankara’da o gece elinde tüfekle görülen, fiili iştiraki kameralara yansıyan bir kısım askeri personel tahliye edilirken, hiçbir şeye karışmamış, sadece komutanlarının emri üzerine silah kuşanan azımsanmayacak sayıda askeri personel cezaevine konulmuş…

Bu uygulama farklılıkları yüzünden, bazen suçlular dışarıda, suçsuzlar içeride olabiliyor. Hele etkin pişmanlık konusu var ki hiç girmeyeyim. FETÖ’cülüğü sabit olanları bildir, yanına birkaç da masum ekle. Hem sen kurtul hem daha fazla masum insanın mağdur olmasını sağla, yaygın bir mağdur kitle oluşmasına sağla! Böylece de örgütüne hizmete devam et!

Biz yutmuyoruz da, yargı insanları nasıl yutuyor anlamıyorum. Bu örgüt hala tam tanınmıyor demek ki. Neyse, sadede gelelim. Bu yazımda birkaç örnek üzerinden bu hain örgütle, kalkışmayla ilgisi olmadan cezaevinde yatmakta olanları gündeme getirmeye çalışacağım.

DARBE GECESİ TEK ERİ DIŞARI ÇIKMADI, SİLAHLARI DEPOYA KİLİTLEDİ AMA YARBAY VE TABUR KOMUTANLARI TUTUKLU!

Örnek 1. Yer Erzincan. Muharip olmayan, zırhlı araç ve gereci bulunmayan bir birlik. 59.ncu Topçu Er Eğitim Tugay Komutanlığı. Sadece topçu erlerin eğitimi söz konusu. Savaş yeteneği yok!

O gece FETÖ’cü olduğu iddia edilen Tugay Komutanı Yüksel Gönültaş, eğitim tabur komutanlarını çağırıp, Genkur’dan gelen sıkıyönetim emrini kendilerine tebliğ ediyor. Tabur komutanlarının hiç biri emre uymuyor. Başlangıçta “terör eylemine” karşı tedbiren erlere dağıtılan silah ve teçhizat söz konusu. Ancak olayın tam anlaşılması üzerine saat 23.30 civarı, Yarbay Ertuğrul Gökbulut’un emirleri doğrultusunda askerlerin üzerindeki silah ve teçhizat toplanıp depoya kilitleniyor.

Tek bir personel kışla dışına çıkmıyor. Yani herhangi bir kalkışma/darbe girişimine iştirak filan olmuyor… Ve olan biten bütün olaylar kamera kayıtlarıyla sabit.

Hal böyleyken, tugay komutanı dışında Ertuğrul yarbay ve diğer tabur komutanları tutuklanıyor. Halen tutuklulukları sürüyor. Lehlerine onca tanık ifadesi var. Bunun ötesinde kamera kayıtları söz konusu. Davanın başından beri ısrarla kamera kayıtlarının izlenmesini talep ediyorlar. Ancak mahkemenin, “Gerek görüldüğünde izleneceğine” hükmederek bu talebi karşılamayı aylardır reddettiği iddia ediliyor. Kamera kayıtlarının izlenmesi bu kadar zor mu? İnsanın özgürlüğü bu kadar ucuz mu?

Her türlü delili inceleyin, malum çeteye bağlılığı olanlarla ilgili başka parametrelere de bakın ve gereken işlemi yapın! Elinizi tutan mı var? Ama masum olanları inatla bırakmamayı, bunun için hala belki de en önemli delil özelliği taşıyan kamera kayıtlarını ısrarla incelememeyi tanımlamakta zorlanıyorum…

FETÖ KUMPASINDA İLHAN CİHANER’İN EVİNİ ARAYAN O İSİM BERAAT ETTİ!

İlginç olan; Erzincan Ergenekon’u olarak bilinen ve başta zamanın Erzincan Başsavcısının ve pek çok jandarma personelinin tutuklanmasına yol açan kumpasla ilgili açılan karşı davada sanık olan ve devrin Erzurum Özel Yetkili savcılarından olup, Osman Şanal ile birlikte İlhan Cihaner’in evinde arama yaptıran Rasim Karakullukçu Erzincan’daki ağır ceza mahkemesinden beraat kararı alabilmiştir. Yakında mesleğe de döner artık. Hayırlı olsun!

Hem de Erzincan’daki o kumpasın Fetullahçı çetenin işi olduğu, delillerle, tanık ifadeleriyle ortadayken…

Söylenecek çok şey var ama…

Bu ne yaman çelişki, bu ne ağır bir tezattır diyebiliyorum sadece ve şimdilik…

ORGENERAL AĞABEYİNİ FETÖ’CÜLER TUTUKLADI, KENDİSİ 15 TEMMUZ’DA FETÖ’CÜLERLE SAVAŞTI TUTUKLANDI!

Örnek 2. Nevzat Taşdeler. Tümgeneral. Ağabeyi Ergenekon davasından muvazzaf orgeneral iken cezaevine girmiş bir isim. O gün itibarıyla Harp Akademileri Komutanlığının kurmay başkanı olarak görev yapıyor. FETÖ ile en ufak bir ilişkisinin olmadığını cümle alem biliyor.

Ötesi, devamlı olarak bu Fetullahçı çetenin yapılanmasına dikkat çekiyor. Örneğin Balyoz sanıklarından emekli Tümgeneral Ahmet Yavuz’un, bu melun olaydan 6-7 ay önce kendisine yaptığı bir ziyaret sırasında, TSK içerisindeki FETÖ’cü yapılanmanın çok tehlikeli hale geldiğini, Genelkurmay’da istedikleri düzenlemeleri yaptırdıklarını, gelişmelerden kendisi gibi olan subayların çok tedirgin olduğunu belirtmiştir.[1] Ayrıca Ahmet Yavuz’un kitabına yazmadığı biçimiyle (Bana ifade etti); “Söz konusu örgütün başlarına büyük bir felaket getirebileceğini” söylemiştir.

Yani TSK’da çoğu generalin bilemediği, bilse de seslendiremediği bu melun yapıyla ilgili Nevzat Taşdeler, etkin bir görevde olmasa da elinden geldiğince mücadele etmeye çalışan, en azından konuya dikkat çeken bir general.

O gece ise olayı duyar duymaz önce güvendiği arkadaşlarıyla irtibat kuruyor ve onlarla birlikte komutanlığa koşuyor, sonra ani müdahale mangasını yanına alıyor. Nöbetçi amirinin Genkur’dan gelen sıkıyönetim direktifi mesajına “uyulacağına” ilişkin çektiği mesajı derhal iptal ettiriyor, darbecilerin emrine uyulmayacağı iradesini ortaya koyuyor.

Sonrasında nöbetçi amirini derdest ediyor. Bunun yanı sıra yine darbeci olması muhtemel özellikle kurmay subay adayı öğrencilerden bir kısmının hareket etmesini engelliyor. Bu arada defalarca Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Tahir Bekiroğlu’nu arıyor. Ancak Tahir Paşa kaçırılmış olduğu için irtibat kuramıyor. Bütün gece arkadaşlarıyla komutanlık içinde herhangi bir hadiseye meydan vermemek için koşturuyor.

Başkaca bir şey yok! Peki, nasıl tutuklarsınız böylesi açık bir şekilde kalkışmaya karşı çıkmış ve Fetullahçı olmadığı ortada olan birini? Olaylara müdahalede ağır kalmışmış da (neye göreyse), Vali’ye, Emniyet Müdürüne haber vermemiş de… Öncelikle ifade edelim ki bunlar suç değil… TSK’da böyle bir usul yok! Jandarma gibi kolluk görevi olmayanlar böyle bir şeyi akıllarına getirmezler bile…

Ayrıca Nevzat Paşa, ağır kalmış, haber vermemiş diye cezaevine tıkılıyorsa; o geceyi bırakın ağır kalmayı kömürlükte saklanan veya iş döndükten sonra güya kalkışmacılara karşı direniyormuş gibi yapan adamlara ne işlem yapıldı (çoğu elini kolunu sallayarak geziyor)? Cumhurbaşkanına dahi olayı bildirmeyip, koca koca koltuklarını işgal eden adamların varlığı göz önündeyken böylesi bir durumu nasıl izah edeceksiniz bu tip tutuklulukları inatla devam ettirenler?

FETÖ’CÜLERİN HİÇ GÜVENMEDİĞİ O GENERAL NEDEN TUTUKLU?

Örnek 3. Malatya’da 2. Ordu karargâhında meydana gelen olay. Söz konusu olay, kamera kayıtlarıyla sabit.

Olayda Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ve Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun da tutuklu.

Karargâhtaki diğer generallerin söz konusu melun yapıyla bağlantısı ne kadar açıksa, bu iki komutanın da bağlantısının olmadığı o kadar açık. İkisi için de herkes kesinlikle FETÖ’cü değillerdir der.

İddialara göre, Adem Huduti, uzun ve yorucu geçen Güneydoğu’daki birliklerin denetlemesinden 15 Temmuz akşamı dönmüş ve istirahate çekilmiş. Kalkışma olduğunu, ne Genelkurmay Başkanlığı, ne KKK’lığı ne de başka bir askeri birimden değil, iddialara göre İstanbul’da avukatlık yapan oğlunun saat 23.00 sıralarında olayı televizyondan seyredip aramasıyla öğrenmiş. Zaten ihanet şebekesi kendisine hiç mi hiç güvenmiyor ki, Malatya’da en yüksek rütbeli olmasına rağmen, görevlendirme listesinde sıkıyönetim komutanı olarak görülmüyor.

Sonrasında neler olduğunu kamera kayıtlarından herkesin görmesi mümkün. Tıpkı kurmay başkanı Avni Angun gibi Adem Huduti de itilip kakılıp zorla bir odaya sokulup tecrit ediliyor… Hatta devre arkadaşım olan Avni Angun’un kafasına bir binbaşı tarafından silah dayanıyor…

Bu iki komutanın bunca görüntüye rağmen hala tutuklu kalması ne kadar kabul edilebilir?

TERÖR SALDIRISI DİYE ÇIKARILDILAR, DARBE DENİNCE KIŞLALARINA DÖNDÜLER AMA 160 UZMAN ÇAVUŞ TUTUKLU!

Örnek 4. Polatlı’daki kışladan “Terör saldırısı var. Müdahale edilecek” denilerek, askeri araçlara bindirilen ve kışla dışına çıkartılan, ancak herhangi müessif bir olaya karışmayan, hatta bir kısmı kalkışma olduğunu öğrenince anında tepki göstererek hemen birliğe dönen 160 civarında uzman çavuş hala tutuklu.

Neye göre?

“Terör saldırısı var” dendiğinde komutan durumundaki adamlara “Durun bakalım, söyledikleriniz doğru mu yanlış mı bir araştıralım” diyecek durumları mı var ki, sorumlu tutuluyorlar. Askerlik “mutlak itaati” gerektirir. Emir hukuki ise -ki verilen emir “terör saldırısına müdahale”- bir astın buna uymaktan başka seçeneği yoktur.

Bu çocuklar başlangıçta söz konusu emre uymaktan başka ne yapabilirler? Şunu da ifade edeyim ki, bu personelin içinde de melun örgütün militanları olabilir. Bu durum delillerle ortaya konularak gereği ayrıca yapılır.

Ancak mevcut duruma göre bu çocukların özgürlüklerinin ellerinden alınması gerçekten vicdan yaralayıcıdır.7

MUHİTTİN ASTSUBAYIN FETÖ’CÜ OLMA OLASILIĞI NEDİR DEĞERLİ YARGI MENSUPLARI?

Örnek 5. Subaylığa geçiş için kurs gören astsubaylar ile sözleşmeli subay adayları, kursiyer olarak eğitimlerini Kara Harp Okulunda görmektedirler. Malum gece, bu kursiyerlere “Terör saldırısı var” denilerek ellerine boş tüfekler tutuşturulmuş, nereye gittikleri söylenmeden de hepsi gruplar halinde helikoptere bindirilerek Genelkurmayın bahçesine bırakılmışlardır.

İçlerinde mutlaka FETÖ militanı olan vardır -yapılan tespitlerde içlerinde 30 kadarında bylock kullanan çıktığı ifade edildi- ancak diğerleri bu durumda ne yapabilirdi ki? “Hayır, siz yalan söylüyorsunuz, kalkışma içerisindesiniz, bizi de kullanacaksınız, onun için gitmiyoruz” demeleri olası mı?

Böylesi bir kalkışmayı önceden bilmeleri imkân dâhilinde mi?

Bu kursiyerlerden birini de tanıyorum. FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir ailenin çocuğu. Muhittin Onur Atasever. O gece helikopterle Genelkurmayın bahçesine indirildiğini anlar anlamaz bir arkadaşıyla gizlenme yolunu seçiyor, çünkü o an için ne olduğunu anlamaları mümkün değil. İlerleyen saatlerde olayın net bir kalkışma olduğunu anladıklarında polisle irtibat kurup teslim oluyorlar. Fiili hiçbir hareketleri yok!

Onlarla aynı durumda olup polise birlikte teslim oldukları erler serbest kalmıştır -ki doğru olan budur- ancak Muhittin ve arkadaşları hala tutuklu olup müebbetle yargılanmaktadırlar…

Bir olayın önce soruşturma safhasında, yoksa kovuşturma safhasında ifadelerin yanı sıra varsa mutlaka kamera kayıtları incelenir. Sanığın görüntülerde suça iştiraki mevcut mu, değil mi bakılır. Sonra böylesi bir örgüte yakınlığını ortaya koyacak kanıtlar incelenir. Örneğin ailesinde başka FETÖ militanı var mı, Bylock kullanmış mı vb. kıstaslar ortaya konur.

Konuya Muhittin Astsubay örneği üzerinden devam edeyim. Onun ailesinde bir başka sanık daha var. Uzun süre yargılanmış. 2012 yılında yargılandığı davadan beraat etmiş bir subay. Halen TSK’da pilot olarak görev yapıyor.

Hangi davadan sanık onu da ifade edeyim; FETÖ’nün en büyük kumpaslarından İzmir Askeri Casusluk Davasından. Muhittin’in ağabeyi, böylesi bir davaya bulaştırılarak tasfiye edilmek istenen güzide savaş pilotlarımızdan. Bu durumda Muhittin Astsubayın FETÖ’cü olma olasılığı nedir değerli yargı mensupları?

Peki, sayın savcı gerçeği bulmak için bu araştırmaları hiç mi yapmaz? Ya mahkeme?

Ankara’da bazı mahkemelerin elinde tüfek bulunan ve kamera görüntülerine göre kalkışmaya iştirak ettiği güçlü olasılık olan bazı şüphelilerin serbest bırakıldıklarını da duyuyoruz.

Mahkemeden mahkemeye değişen bir durum mu söz konusudur? Ülkemizde hukuk her yerde aynı değil midir? Benzer olaylara verilen hukuksal tepkiler, yargıçtan yargıca, mahkemeden mahkemeye, ilden ile farklılık arz eder mi?

Örneklere devam edeceğim…

[1] Ahmet Yavuz, Vesayet Savaşları, KIRMIZIKEDİ Yayınları, 2017, s. 208-209.

Mustafa ÖNSEL – 04 Ocak 2018 – Odatv

Son Yazılar

Cloudy

17°C

Istanbul