tam bagimsizlik

Kim "NATO'suz yapamayız" diyorsa bizi pirelendiriyor!

Pire haşaratını özellikle gençler görmemiştir.

Aslında benim emsallerimin de çoğu için de geçerlidir bu durum. Ancak sanırım herkes bu küçük ama bir o kadar da haşarı yaratığın ismini duymuştur. Ben bu küçük yaratığın birkaç özelliğinden bahsedeceğim.

Pire, büyüklüğü en fazla 10 mm olan bir haşarattır. Bu küçücük bedene rağmen insan ya da hayvan ne olursa olsun çok rahatsız edici bir ısırma yeteneğine sahiptir. Pirenin ısırdığı canlılar devamlı kaşınmak durumunda kalırlar…

BU İŞTEN PİRELENİYORUM!

Pire ile ilgili çeşitli sözler, benzetmeler, deyimler mevcuttur. Sanırım ısırığından dolayı kaşındırmasına farklı bir anlam yüklenerek huylanmak anlamında “pirelenmek” sözü de bunlardan biridir.

Bir işten huylanıyor, kötü bir şeyden şüpheleniyorsanız, “Bu işten pireleniyorum” arkadaş dersiniz.

Pirenin bir başka özelliği de büyüklüğünün yaklaşık 300 katı sıçrayan bir rekortmen oluşudur. Yani sevgili pire hayvanı 30 cm kadar sıçrayabiliyor. Ne yetenek değil mi?

Pire üzerine, bizim olmasa da yabancıların çeşitli çalışmaları, araştırmaları, deneyleri söz konusudur.

Bu deneylerden birin anlatayım.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK!

Bir pireyi alıp 20 cm.lik boyundaki bir şişeye koyup ağzını kapatıyorlar. 30 cm zıplayabilen pirecik, her zıpladığında 20 cm.lik şişenin kapağına vurup iniyor aşağıya. Belirli bir zaman süresinde devam ediyor bu deney.

Sonrasında pireyi şişeden çıkartıyorlar. Pire için engel yoktur. Artık eskisi gibi 30 cm.ye kadar sıçramasına bir mani durum kalmamıştır. Ancak o 20 cm’ye şartlanmıştır. O günden sonra 21 cm bile sıçrayamaz. Buna kısaca “öğrenilmiş çaresizlik” diyoruz.

Konuyla ilgili maymunlar üzerinde de bir deney yapılmıştır.

*** *** ***

ya istiklal ya olum

“MANDA VE HİMAYE KABUL EDİLEMEZ”

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Samsun’a çıkar. Sonrası herkesin malumu bir seri toplantılar yapar. Hepsi birbirinin tamamlayıcısı toplantılardır. Ben birini yazıma konu edeceğim. Bu, Erzurum Kongresidir. O toplantıda alınan kararlardan da bir tanesinden bahsedeceğim. O madde, “Manda ve himaye kabul edilemez”dir.

Bu kararın alındığı zaman ülkede, komutanlığını Kazım Karabekir’in yaptığı kolordudan başka hemen hemen düzenli bir birlik yoktur. Ülkenin başkenti olan İstanbul işgal altındadır. Yunanlar İzmir’i işgal etmiş, Ege bölgesinde yakıp yıkarak, sivil halkı katlederek ilerlemektedir. Ülkenin diğer bölgeleri de büyük bölümüyle işgal altındadır. Halk açlık ve sefaletle boğuşmakta, savaştan bıkmış vaziyettedir.

Yani bakıldığında oldukça olumsuz ve umutsuz bir durum söz konusudur. İşte bu şartlarda alınır yukarıda belirttiğim, “Manda ve himaye kabul edilemez” kararı.

O zamanlar Amerikan veya İngiliz mandası isteyenler de vardır. Hatta bir kısmı Mustafa Kemal’in arkadaşlarıdır.

Tarih öğrenirken bize ne kadar kötü tanıttılar onları. Mandayı, himayeyi savunmak vatan hainliği gibiydi. Halide Edip Adıvar’ın yani meşhur Süleymaniye nutkunu okuyan o asil kadının Amerikan mandasını savunduğunu ilk öğrendiğimde ne kadar üzülmüştüm.

Hâlbuki onlar ülkeyi bir bütün halinde kurtarmanın derdindeydiler. Herkes kurtuluş için çare arıyordu. Önlerinde hiçbir örnek yoktu. O zamanki mandacılar da hain olduklarından değil -en azından bir kısmı- geçici bir kurtuluş olarak görüyorlardı bunu.

Ama bu kadar olumsuz, ölüm kalım mücadelesi içerisinde bile Mustafa Kemal, arkadaşlarıyla Erzurum’da bu kararı alıyor. Allah’tan böylesi bir lidere sahip olmuşuz da o cendereden çıkabilmişiz…

*** *** ***

ataturk kuvayi milliye geliyor

KENDİNE GÜVEN SIFIR!

Şimdi öyle mi? En azından önümüzde Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bıraktığı böylesi bir örnek var…

Birileri bu şartlarda manda ve himaye isteyen olursa, onlara dünkü manda isteyenler kadar masum bakılabilir mi?

Hele bazıları var ki, hem Atatürk’ü, hem Atatürkçülüğü kimseye bırakmaz hem de mandacılar gibi düşünür. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Sosyal medyada görmüştüm, NATO’nun tutumunu eleştiren birine bir başkası şöyle diyor; “Hadi NATO’dan çıkalım ama nereye gireceğiz?” Kendine güven sıfır.

Bir öğrenilmiş çaresizlik hastalığına tutulmuş herkes. Tıpkı 30 cm zıplayabilen pirenin 20 cm’lik şişeye konulup bir süre orada tutulduktan sonra artık 20 cm’yi geçememesi gibi.

*** *** ***

amerika stratejik dusman2

PKK’YA AÇIK DESTEK DE DEĞİL MİDİR?

NATO’dan ABD’yi çıkartsak, NATO kalır mı? Kalmaz! O zaman NATO yerine rahatlıkla ABD diyebiliriz değil mi?

Peki, yetkililerinin ifadelerine göre, ABD’nin Suriye’deki kara gücünü kim oluşturuyor? PKK’nın Suriye kolu PYD. Bu kapsamda ona binlerce TIR silah gönderdi. Siyaseten söylenenleri bir tarafa bırakın bu aynı zamanda PKK’ya açık destek de değil midir?

PKK yıllardır ne yaptı ülkemizde? On binlerce insanın can kaybına, ülkemizin hesaplanabilir 150 milyar dolardan fazla ekonomik kaybına sebep oldu.

Ya FETÖ?

FETÖ’nün lideri nerede? ABD’de.

FETÖ’yü kim besliyor, destekliyor? Çok açık ki ABD… Zaten tersini söylemek aptallara has olur.

FETÖ’nün ülkeye verdiği zarar nedir? Sayılamayacak kadar çok. Ayrı bir yazı konusu, hatta kitap yazılır üzerine. Ama tarih boyunca hiçbir örgütün veremediği, veremeyeceği kadar maddi ve manevi kaybı söz konusudur ülkenin.

FETÖ’nün sadece 15 Temmuz’da ülkeye verdiği zarar yeter. Sadece bunu ABD hanesine yazmamız bile yeterlidir.

ataturk225

KOCAMAN BİR ÖRNEK: ATATÜRK

Her şeye rağmen, o gece yaşananlar çok açık biçimde FETÖ’nün işi olmasına rağmen bu melanet örgütün liderini vermemek nasıl bir şeydir?

Hangi onuruna düşkün millet bunu kabul edebilir?

Tüm olan bitene rağmen hala NATO’yu eleştirmeyen, -dolayısıyla ABD’yi- dahası bağlılık beyan edenlerin tutumlarını nasıl açıklayabiliriz?

Bu durumda bazılarının “Ne yapalım zorunluluktan. Başka türlü bizimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar” dediğini duyar gibiyim. Sonra başta askeri sahada ciddi sorunlar yaşayacağımızı ifade edeceklerdir.

Bunun tedbirini almak yönetmeye talip olanın görevidir. Bir başka ülkeye teslim olacaksanız neden siz yönetiyorsunuz ki?

Bakın kocaman bir örnek var önünüzde: Atatürk…

Yukarıda temas ettim, o günler bugünlerden çok daha zordu, zorluydu…

Mustafa Kemal’in, arkadaşlarıyla o zor şartlarda gerçekleştirdiği Erzurum Kongresinde aldığı, “Manda ve himaye kabul edilemezdir” kararını, şapkanızı önünüze koyun ve o zamanın şartlarıyla birlikte bir daha değerlendirin!

Önderlik budur! Duruş, kararlılık uluslararası ilişkilerde olmazsa olmazdır. Diğer türlü sadece günü kurtarır her geçen gün geleceğinizi kaybedersiniz.

Nitekim NATO’ya bağlandıktan, daha doğru ifadeyle ABD ile daha yakın ilişkiye girdiğimiz andan sonrasının bizi getirdiği yerden kocaman bir dram çıkar. Bu dramda tarihin en eski milletlerinden olan Türklerin güneşe bırakılmış tereyağı gibi eridiğini, kimliksizleştiğini görebilirsiniz…

*** *** ***

nato terorist orgut225

AĞLAMANIN ANLAMI NE?

Peki, bütün bunlar ortadayken nedir bu “NATO’suz yapamayız, ABD olmazsa yaşayamayız” diye ağlamanın, zırlamanın, feryat figan etmenin anlamı? Zaten bu çaresizliği, omurgasızlığı gören NATO, daha doğrusu ABD, yüklendikçe yükleniyor, abandıkça abanıyor.

Adeta şamar oğlanına döndük! Onurumuz ayaklar altına alındı.

ABD, yaklaşık 100 yıldır bölgemizde, 65 yıldır da NATO üyesiyiz. Şimdi en kestirmeden soruyorum, NATO’ya girdik gireli burnumuz b.ktan çıktı mı? Huzurlu bir dönemimiz oldu mu hiç? Kaotik ortamın olmadığı bir zaman dilimi gördünüz mü?

Bir önceki yazımda ABD/NATO’nun Türkiye ile tarihsel süreçte yaşadıklarını yazdım…

Getirdikleri ile götürdüklerini bir terazinin iki ayrı kefesine koysak; götürdükleri, getirdiklerinin kaç mislidir ortada… Kıyasa bile gerek yok. Kimliğimizi kaybediyoruz kimliğimizi. Kişiliğimizi çalıyorlar kişiliğimizi. Omurgamızı yok ediyorlar omurgamızı…

Bunlardan pek anlamadıysanız daha anlaşılabilir bir örnek vereyim. NATO’ya girmeden, “ABD’siz ölürüz biteriz” demezden önce bu ülke uçak üretiyordu uçak. Masal gibi geldi değil mi? Sonra onu üretmekten vazgeçtik, bugün saman ithal etmeye başladık saman.

Gördünüz mü ekonomik kalkınmayı? Hadi oradan, palavra anlatmayın sömürge kafalı aydın müsveddeleri… Şu son örneğe verecek cevabınız varsa alalım. Bazılarınız için kimliğin, kişiliğin, omurganın önemli olmadığını biliyorum…

*** *** ***

ne abd ne ab tam bagimsiz turkiye225

HEP BERABER GÖRECEĞİZ!

Uzatmadan…

Sahi bunca olan bitene, tarihi yaşanmışlıklara rağmen müstemleke kafalı yarı aydınlar bir tarafa da, “NATO’suz yapamayız” diyen siyasiler, hiç mi görmezsiniz bunca şeyi. Ama bilin ki artık Türkiye’de yabancılara yaslanarak, ona buna el açarak çıkış olmadığı, siyaseten başarılı olunamayacağı açıktır.

Artık bu tür bağımsızlık karşıtı yaklaşımların tutmayacağı, eski klasik politik yaklaşımlarla bir yere varılamayacağı ortadır.

Sonuç olarak kim ne kadar güzel şeyler söylerse söylesin, iyi şeyler, hayırlı şeyler yapacağını ifade ederse etsin, eğer NATO, ABD, AB veya bir başka oluşuma kesin bağlılık ifadesinde bulunuyorsa artık bizi “pirelendirecektir!”

Bundan sonra bağımsız politikalar uygulayacağına inanılanların, politik arenada öne çıkacağı bir döneme giriyoruz…

Kim bizi “pirelendiriyorsa”, kim “öğrenilmiş çaresizlik” girdabına kapılmışsa millet olarak onunla işimiz olmayacaktır. Eski yaklaşımlarla olumlu sonuç alacaklarını zannedenler kısa bir süre sonra yanıldıklarını anlayacaklardır…

Hep beraber göreceğiz…

Anlatabildim mi bilmiyorum…

Mustafa ÖNSEL – 28 Kasım 2017 – Odatv

Son Yazılar

Mostly sunny

15°C

Istanbul