korkut boratav6

Türkiye gırtlağına kadar çamura batmış bir Ortadoğu ülkesi!

Mimarlar Odası Ankara Şubesince düzenlenen “Siyasal İklim Değişikliği: Ülke Nereye/Biz Neredeyiz" konulu panelde konuşan marksist iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, "Türkiye bugün gırtlağına kadar çamura batmış bir Ortadoğu ülkesidir" diye konuştu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesince düzenlenen “Siyasal İklim Değişikliği: Ülke Nereye/Biz Neredeyiz" konulu panelde ülke gündemi ve Türkiye’nin geleceği masaya yatırıldı. 

Avukat Turgut Kazan’ın yönettiği panele konuşmacı olarak Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, gazeteci ve yazar Ayşenur Arslan katıldı.

soL'un haberine göre, açılış konuşmasını yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, topluma meseleleri çok sade bir dille anlatmanın gerekliliğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Toplum magazinel boyuttan hoşlanıyor. Biz bunu Kaçak Saray mücadelesinde gördük. Teknik olarak anlattık ama bir bardağın bin lira olduğunu söylediğimizde kıyamet koptu ve yer yerinden oynadı. Olayları topluma anlatacak sade bir dil kullanmamız gerekiyor. İkincisi fikri takip önemli. Toplumsal muhalefet açısından bir takip süreci yok, anlık yapılıyor ve bırakılıyor. Onun için de AKP bir gün söylüyor, ertesi gün tam tersini söylediği halde bunu anlatamıyoruz. Çok ciddi bir fikri takibe ihtiyaç var.”

korkut boratav5

TÜRKİYE'NİN ALTIN ÇAĞI SOLUN ZİRVEYE TAŞINDIĞI 70'LER !

Marksist iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav da "Neredeyiz" sorusuna "Nereden geldik" sorusuyla başlayarak şöyle konuştu:

“Türkiye’nin nereden geldiğini, cumhuriyet tarihinin bana göre altın çağ diyebileceğimiz dönüm noktasına bakarak değerlendirebiliriz. Ben altın çağı cumhuriyetin ilk 20 yılı olarak değil, tüm Türkiye’de tüm sol akımların zirveye taşındığı yıllar olarak görüyorum. Madem ki bugünkü iktidar özellikle bir eski ve yeni Türkiye ikilemi yapıyor. Ona şu söylemle karşı çıkalım diyorum: Eski Türkiye’nin pek çok kazanım bakımından zirveye ulaştığı noktayı 1970’li yılların sonu olarak alalım. Dikkat ediniz yakın dönem dünya tarihinde kapitalizmin altın çağı olarak bilinen bir dönemin sonudur. Yani bazı yorumlara göre İkinci Dünya Savaşı ile başlayıp 70’li yılların sonlarına kadar giden bir dönemin kapitalizmin altın çağı diye anıldığını biliyoruz. Altın çağın ana özelliği gelişmiş kapitalist dünyanın içinde emekle sermaye arasında istikrarlı bir denge kurulmasıdır. Dönemin sonuna doğru bu denge emeğin lehine dönüşmeye başlamıştır. Ayrıca dünyanın gelişmiş veya az gelişmiş emperyalist merkezleri ile emperyalist çevre arasındaki ilişkilerin ciddi bir şekilde sorgulandığı bir dönemdir. Yani üçüncü kapitalist dünya sisteminin eşitliksiz yaratıcı unsurları sorgulanmakta ve telafiye çalışılmaktadır. Kapitalist sistemin merkezi de bu müzakereleri sineye çekmektedir. Öte yandan Güney Coğrafyası’nın önemli bir bölümünde Türkiye’nin de dahil olduğu, dış dünyaya karşı korumalı, iç ekonomik ve sosyal ilişkilerde emeğin güçlendiği paralel gelişmeler de olmaktadır. 12 Mart gibi kan dökülen bir karşı darbenin girmesine rağmen, 1970’li yılların sonunda, Türkiye’nin çok partili rejime geçiş dönemini lekelemiş olan sağcı parlamenter demokrasinin aşıldığı bir dönem olarak tüm yasaklı akımlar siyasete katılmıştır. Bu akımların içinde İslamcı sağ da vardır. sosyalist sol da vardır. Cumhuriyetçi solun kırda ve kentte birinci parti olduğu dönemdir. 1973 ve 1974’te birinci parti olduğu dönemdir. Bu yüzden halk sınıflarını kendi arka bahçesi, tapulu arsası sayan orta sağ partisinin, Süleyman Demirel partisinin çılgınlaştığı bir dönemdir. Milliyetçi ve İslamcı sağ ile milli cephe kurduğu dönemdir. Demirel’in Ecevit iktidarını yıkmak için sonuna kadar çatıştığı bir dönemdir. Bu dönemde sandıklar CHP’nindir fakat sokaklar sosyalist solundur. Bu hareketler öğrenci hareketlerinden kaynak alarak Türkiye toplumunun her köşesine dağılmıştır. Emekçi insanların mücadelesine sokaklar da katkı yapmıştır. Büyük kentlerin ve kasaba varoşlarının her birini ya bu sosyalist akımlardan birinin ya da derin devlet faşizmin alternatif akımı olan aşırı sağ yaftalarını görürsünüz. Sol egemendir. Sandık mücadelesinde de cumhuriyetçi sol hakimdir.”

'TÜRKİYE BİR ORTADOĞU ÜLKESİ OLDU'

Boratav şöyle devam etti: 

“Bu noktada Türkiye siyaseti Avrupa siyasetine yaklaşıyor. Türkiye Avrupa demokrasinin sınırlarına biraz geç geliyor çünkü bu dönem dünya çapında solun önlenme tarihidir. 12 Mart döneminde Türkiye sola kaymamıştı buna rağmen 12 Mart darbesi bu özelliklerin kısmen başladığı dönemi durduramadı. Çünkü dünyada sol yükseliyordu. 1970’li yılların ilk yarısı Güney Avrupa’da üç ülkede faşizmin ve askeri darbe rejimlerinin son bulduğu dönemdir. Türkiye’nin kaderi ile Avrupa’nın kaderi paralel seyrediyor. Neredeydik derken Türkiye Avrupa’dır.  Avrupa Birliği kastetmiyordum daima karşı çıktım. Çünkü 80 milyonluk bir Türkiye’yi AB’nin tam üye olarak kabul etmesi mümkün olmadığını biliyorum. Daha önce de ‘Reddedilmenin tepkisi Türkiye’deki bütün karanlık, sağcı fanatik batı düşmanı akımları besler’ demiştim. Türkiye’nin Batıya en sağlıklı bakışı bence Mustafa Kemal’in bakışıdır. Karşı çıkarak, gerekirse savaşarak batı uygarlığının zirve noktalarına ulaşmayı hedefleyeceksin. Öte yandan bu dönem Türkiye’nin Batıyla da kaderinin birleştiği dönemdir. Burjuvazi Ecevit iktidarını devirmek için içte ve dışta aktif lobi yaptı. Uluslararası dünyada, dünya sağa kaydığı için Ecevit’in sosyal demokrasi ile uzlaşma çabaları reddedildi. Çünkü Avrupa sosyal demokrasi o tarihte Fransa dışında sağa kayıyordu. Avrupa sosyal demokrasiyi reddetti. IMF’ye baskı yaptılar ve 12 Eylül darbesi böyle tezgahlandı. Tezgahın aşamalarını biliyoruz. Çünkü 24 Ocak kararlarının askeri bir rejim olmadan uygulanamayacağı biliniyordu. Türkiye’yi sola sürükleyen bu büyük hareketin kökten önlenmesi gerektiği için, sosyalist solu bir daha ayağa kalkamayacak şekilde topluca tasfiye etmek için darbe yapıldı. Sermayenin tahakkümünü sağladı ve sosyalist soldan doğan boşluğun da İslamcı akımlar tarafından doldurulmasının bütün ön koşuları sağlandı. 1989’da halk sınıflarını tekrar ayaklanmaya direnmeye yönelttiği zaman yerel seçimlerde CHP’nin takipçisi olan SHP yeniden birinci parti oldu. 1991’de üçüncü parti oldu çünkü kendi sosyalist solu boşaltılmıştı. Kendi solu boşalan bir cumhuriyetçi sol öksüz kalır ve cumhuriyetçi sağ olmaya yönelir. Bence bugünkü tarihle neredeyiz mukayeseni yapmak için 1970’li yılların sonunu bu şekilde hatırlayalım. Sosyalist solun çökertilmesi sağlanmıştır. Çeşitli ara aşamalar ve manipülasyonlar sonunda ve akıllıca sosyalist solun taktiklerini çok iyi izleyerek aynen halk sınıflarına taşıdıkları için bu boşluğu İslamcı sağ doldurmuştur. İslamcı sağın Türkiye’deki zirve noktasına geldiğimiz tarihte İslamcı sağ iki seçim arısındaki oylarını yüzde 12’den yüzde 9’a indirmiştir. Sözünü ettiğim büyük Avrupa tipi yelpazenin çok azınlık bir öğesini oluşturuyor. Sonuçta bugünkü siyaset yelpazesi oluştu. Ne oldu Türkiye Avrupalıydı bütün hayatı,  siyasi ilgileri, takip ettiği politikalar itibariyle Avrupa’da ve çevre ülkelerimizde ne olduğuyla ilgiliydik. Bugün Türkiye bir Ortadoğu ülkesidir. İslamcı Ortadoğu dünyasının mezhep ve etnik çatışmalarının aktif ve gırtlağına kadar çamura batmış bir üyesi haline gelmiştir.” 

'BİRLEŞTİREN TEK UNSUR CUMHURİYET DEĞERLERİDİR'

Bugünün Türkiye’sinin haritasını da çizen Boratav, “Sosyalist sol 12 Eylül ile büyük ölçüde çökertildi. 70’li yıllardaki örgütlenme ve halk sınıflarını etkileme gücünü yitirdi. Bir noktada benim görüşümü göre olumlu bir adım attı ve bugünün kritik problemlerinden biri olan Cumhuriyet değerlerini benimsedi. Yani olması gereken bir şeyi sosyalist sol ayan beyan ifade etti. Faşizme yakın olan cumhuriyetçi sağda olmak üzere sosyalist  sola kadar olan liberalle dahil olmak üzere Cumhuriyet değerlerinde birleşiyor. Birleştiren tek unsur budur. Türkiye toplumunun yolsuzluk batağına sürüklenmiş olması bu vurgulanırsa, bu muhalefetin bir unsuru olur. Bu kadar kuvvetli bir devlet desteğiyle olağanüstü maddi imkanlarla yapılmış kampanyaya rağmen yüzde 50 muhalif oy çıkması mucizedir. Ortak unsurları kimse vurgulamamasına rağmen kendiliğinden çıkmıştır. Potansiyel çok daha fazladır. Cumhuriyet yok edilmek isteniyor. Cumhuriyeti yok etmek saltanatı geri getirmek demektir. Başkanlık sistemi saltanat sistemi değil midir? Ebediyen dokunulmazlık taşıyan bir sistemdir.  Amaç, Cumhuriyeti yıkma amacıyla iktidarı tek elde toplamaktır” diye konuştu.

17 Ekim 2017 – ABC Gazetesi

Son Yazılar

Partly cloudy

10°C

Istanbul